Milleti seçimle oyalıyorlar;  Asıl kavga aralarındadır -I-

Askeri açıdan DAİŞ’e ve onun müttefiki AKP-MHP koalisyonuna karşı savaş, İdlib bilmecesini bir yana bırakırsak, Suriye’de YPG-YPJ, QSD güçlerinin zaferiyle sona erdi.

Ama dikkat: Askeri açıdan ve sadece Suriye’de sona erdi.

Bundan böyle DAİŞ artıklarına karşı savaş artık “askeri” değil, “polisiye” bir iştir.

Şimdi Suriye’de “savaş sonrasının pazarlıkları” gündemde.

Pazarlık süreci Türkiye’nin “iç siyasetine” büyük bir hızla yansımaya başladı. Kestirmeden gidelim: Türkiye’deki rejim şu anda “Ergenekon ile AKP” arasındaki ittifaka dayanıyor. Ancak asıl kavga Türk derin devleti ya da onun halk arasındaki adıyla Ergenekon ile yine Türk derin devletinin Amerikancı, NATO’cu kesimleri arasında.

Erdoğan ve etrafındaki güç, tıpkı Bonapartist rejimlerdekine benzer bir konumda. Oligarşik bir aile ve etrafındaki dar çıkar çevresi, vaktiyle halk üzerinde elde ettiği “popülist etkiye” dayanarak çıkarlarını ve iktidarını bu iki temel güç arasındaki denge sayesinde sürdürmekte. Avrasyacılarla Amerikancılar arasında Saray, “oynak merkezdir.” 2013’e ve daha kesin olarak da 2015’e kadar Saray Amerikancı devletle, dolayısı ile Cemaat ile birlikteydi. Kobanê zaferinden sonra Ergenekon’la birlikte oldu. Şimdi Suriye savaşının bitim eşiğinde yeniden sallanıyor. ABD’yle yeniden uzlaşmak için yollar arıyor. ABD ise “Türkiye’yi bana teslim et, Rojava’yı mahvet” pazarlığında.

İşte bu pazarlık şu sıralar Ergenekoncu derin devletin mahzenlerinde çok ciddi kuşkulara yol açmış bulunuyor.

Derin dehlizdekilerin medya ayağı sanıldığı gibi Sözcü’den daha çok Cumhuriyet gazetesidir. Sözcü genel kamuoyunu magazinel temelde etkileme, Cumhuriyet ise Ergenokonculuğun politik, diplomatik, düşünsel öncülüğünü yerine getirmekte.

Şimdilik şu üç isim öne çıkıyor: Barış Doster, Melmet Ali Güllüm ve Orhan Bursalı. Bunlar 18 Şubat tarihli Cumhuriyet’te birbirini tamamlayan üç önemli köşe yazısı yazdı. Aynı gün eski Genel Kurmay Başkanı Başbuğ’un Erdoğan’ı kısmen, Abdullah Gül’ü cepheden hedef alan demeci ve Gül’ün yanıtı medyada yer aldı.

Dün Duran Kalkan, “AKP-MHP’nin bir ittifak olmadığını, devlet olduğunu” haklı olarak ilan etti. Tamamen isabetlidir.

İşte bu “devlet” aslında çok kanatlıdır. Biz basite indirgeyerek, birisi Avrasyacı, ötekisi Amerikancı diyoruz. “Oynak merkez” dediğimiz Saray, ağır bir politik kriz yaşamakta ve iktidarını sürdürmek için bir oraya bir buraya kafasını taştan taşa vurmaktadır.

Cumhuriyet’teki yazılar ve Gül’le ilgili haberler bu krizi yansıtıyor.

Suriye’de sona yaklaşılırken dananın kuyruğu kopacak. Savaşta yenik düşen Türk devleti adına Saray rejimi galiplerden birine er ya da geç teslim olacak. Rusya’ya teslim olduğunda Avrasyacı devletin tam desteğini alacak. Ama o zaman da ABD’nin ve hatta AB’nin ağır yaptırımlarıyla feleğini şaşıracak. ABD’ye teslim olduğunda ise daha doğrusu ABD’ye teslim olma eğilimi kesinlik kazandığında Rusya’nın desteğiyle Avrasyacı ordu Saray’ın icabına bakacak.

Gelişmeler ABD’nin ve AB’nin Türkiye’de kendilerinden yana siyasi bir alternatif yaratma hazırlığını ve buna karşılık Rusya yanlısı güçlerin bu alternatifi önleme çabalarını gözler önüne seriyor.

Ama Avrasyacılar bir yandan AKP dışında bir “batı yanlısı” alternatifi önlemek isterken, aynı zamanda Erdoğan’ın da ABD yanlısı bir konuma kaymasını önlemeye çalışıyorlar. Sistem derin çelişkiler içinde kıvranıyor.

Şimdilik söz konusu üç yazarın yazısından alıntılar ve Gül’ün yanıtını aktaralım, yarın yorumunu yapalım.

Mehmet Ali Güllüm şöyle yazdı:

“Soçi’de yapılan dördüncü Astana Zirvesi’nin en önemli sonucu, Moskova’nın ABD ile Suriye’de “güvenli bölge” pazarlığı yapan AKP’yi “bölge cephesi” içinde tutabilmeyi sürdürmesi oldu.

Orhan Bursalı şöyle yazdı:

“Ordu rahatsız… “

Barış Doster şöyle yazdı:

„Başbuğ’un en kritik tespiti ise şu: “YAŞ toplantısında yaşanılan sorunlar karşısında Başbakan’ın (Erdoğan) daha uzlaşıcı, Cumhurbaşkanı’nın (Gül) ise daha ‘ısrarlı’ davranışlar içinde olduğu gözlenmiştir.”

Gül’ün operasyonlara Erdoğan’dan daha meraklı olduğunu anlıyoruz. AKP, FETÖ’nün kumpaslarına o dönem destek vermekle kalmadı. Askeri teamülleri yerle bir ederek başka bir TSK’nin kapısını araladı.

Evet, bir sonraki YAŞ’ta Koşaner istifa etti. Evet, İlker Başbuğ da Hasan Iğsız da sonradan tutuklandı. Ama mesele bununla kalmadı.

Çok istedikleri Necdet Özel eliyle kurulan düzen 15 Temmuz’u hazırladı. İlker Başbuğ’dan öğreniyoruz; 2014 ve 2015 YAŞ’larında terfi ettirilen general ve amirallerin yüzde 65’i, 15 Temmuz’dan sonra TSK’den gitti.”

Yarın yazıya devam…

Yazarın diğer yazıları