Milleti seçimle oyalıyorlar;  Asıl kavga aralarındadır -II-

Dün yayınlanan yazıdaki en önemli alıntı şuydu: “Soçi’de yapılan dördüncü Astana Zirvesi’nin en önemli sonucu, Moskova’nın ABD ile Suriye’de “güvenli bölge” pazarlığı yapan AKP’yi “bölge cephesi” içinde tutabilmeyi sürdürmesi oldu.”

Devletin Avrasyacı kanadının Cumhuriyet’teki sözcüsü Mehmet Ali Güller “Oynak Merkez” Saray’ın ABD ile “pazarlık” yapmasına karşı çıkıyor ve Rusya, Çin, İran ve Şam ile birlikte “bölge cephesi”nde tutulmasına büyük önem veriyor. Dördüncü Astana Zirvesinde Rusya’nın Saray’ı “tutabilmeyi sürdürmesi”nden söz ederek, işlerin henüz kesin bir sonuca varmadığını da satır arasında hissettiriyor.

Bunun anlamı şudur: Avrasyacılar “Rusya-Çin muhibbidirler”. Yani savaşta yenildiklerinin farkındalar ve galip devletler arasından Rusya’ya “teslim” olmaktan yanadırlar. Ve Saray’ın ABD’ye teslim olmasını da ellerindeki “Ordu” gücüyle durdurmayı hesaplamaktalar.

“Ordu” gücüyle ilgili işaret fişeğini ya da Erdoğan’ın gözüne “Ordu merteğini sokma” işini de Erol Bursalı yapıyor:

“Ordu rahatsız!”

Neden? Erdoğan’ın tabiriyle “Irak’ta yapılan hatanın tekrarlanma ihtimalinden”… Güller şöyle yazıyor:

“ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararı bağlamında, Türkiye ile Suriye’nin kuzeyinde kurmak istediği “güvenli bölge”nin en başından beri bir tuzak olduğunu belirtiyoruz. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde de bir özerk bölge kurma tuzağı…

AKP hükümeti ise bu tuzağa, tuzak kurabileceğini hesap ediyor! Şöyle ki, kontrolü kendinde olursa, o özerk bölgenin PYD özerk bölgesi yerine, kendi etkisi altındaki ÖSO özerk bölgesi olacağını hesap ediyor!

Kuşkusuz, Irak deneyimini iyi bilenler için, bunun tuzağa tuzak kurmak olmadığı, tuzağa düşülmekte olduğu açıktır.”

Demek ki Avrasyacı kanat, Rusya’ya teslim olmayı, Rojava’da Kürtlerin vaktiyle Irak’ta olduğu gibi statü kazanmasını önlemek için tercih ediyor. (Güney’in KDP ve YNK’si de bu yaklaşımı kulağına küpe yapsın.) Bir bakıma şöyle: “Biz Rusya’ya teslim olalım, Kürtler de Şam’a teslim olsun.”

Bunun adına haysiyetsiz politika deniyor.

Gelelim devletin Amerikancı ya da Batıcı kanadına.

Bu kanat toplumsal ve ekonomik hayatta Cemaatin vahşi yöntemlerle yok edilmesi ve orduda NATO’cu ve Amerikancı kesimin tasfiyesi ile muazzam ölçüde güç kaybetti. AKP vaktiyle Cemaatle birlikte ABD ve NATO’nun Ergenekoncu, Avrasyacı kanada karşı temsilcisi iken, bugünkü anti-Batı çizgiye geldiği için ortada Batı yanlısı gerçek bir muhalif siyasi merkez de kalmadı.

İşte şimdi böyle bir merkezin ilk adımları atılmakta. Gül, Davutoğlu, Babacan grubundan söz ediyoruz.

Daha söz eder etmez de, karşımıza eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un son kitabı ve onun “yorumcusu” Barış Doster çıkıyor. Bu kitap “eski defterleri” yeniden açıyor. Ordu içinde Batı yanlılarının Ergenekoncuları tasfiye etmeye kalkıştığı günlerin tartışmasını yeniden başlatıyor. Başlatınca da AKP bir anda hedef tahtasına konuyor.

Konuyor ama, bu hedef tahtasının tam merkezinde Erdoğan durmuyor. Çünkü o henüz Ergenekon’un “oynak” müttefiki. Hedef tahtasının merkezine eski Cumhurbaşkanı Gül konuyor. İlker Başbuğ yazdığı kitaptan Doster şu cümleyi aktarıyor:  “YAŞ toplantısında yaşanılan sorunlar karşısında Başbakan’ın (Erdoğan) daha uzlaşıcı, Cumhurbaşkanı’nın (Gül) ise daha ‘ısrarlı’ davranışlar içinde olduğu gözlenmiştir.”

Gül buna hemen cevap veriyor: “YAŞ’ın başında Erdoğan vardı, şimdi tasfiye edilenleri ben değil, o ve sizler terfi ettirdiniz” mealinde Erdoğan’ı hedef gösteriyor.

Gül’ün adıyla anılan muhalif merkez necidir? O da “Amerikan-Batı muhibbidir”. Yani “teslim olacaksak ABD’ye teslim olalım” diyenlerin hareketidir.

Evet, halkı, ortada sanki gerçek bir seçim varmış gibi seçimle oyalarken, egemen sistem kendi içinde paramparça olmuş birbirinin kuyusunu kazmaya hazırlanıyor. “Oynak merkez saray” kime yanaşırsa yanaşsın hapı yutmuş durumda. Ömrü sayılıdır. Yeni bir genel seçimi göremez.

Ve şu açık: Rusya’ya teslim olunduğunda AKP biter, CHP’nin derin çekirdeği o sistemin partisi olur. (Cumhuriyet CHP’yi buna hazırlıyor.)

ABD’ye teslim olunduğunda AKP’nin yine işi biter. Gül, Davutoğlu, Babacan bu defa bu sistemin partisi olur.

Her ikisi de “mandacı”dır. Savaşta yenildiğin zaman böyle olursun.

Çare nedir?

Türkiye’yi bu iki ucu pis değneğe mahkum edenlere karşı olan Türklerin „üçüncü yol”un yolcularıyla, yani dört parçadaki Kürt özgürlük güçleriyle birleşmesi… Tek çare bu.

Bir an için Türkiye’nin keskin bir dönemeç aldığını ve Rojava Kürdistan’ını resmen tanıdığını, Öcalan’ın İmralı’dan çıktığını, Türkiye’de savaşın sona erdiğini, ortak vatanda “demokratik ulusun” birleştiğini düşünün…

Böyle bir Türkiye o gün “yeniklerin masasından” kalkar, “barış masasında şerefli bir yer kazanır.”

İşte o zaman Rusya’yla da, AB’yle de, ABD’yle de “eşit haklı” ilişkiler kurulur.

Şimdi Türkiye’de böyle bir geleceği inşa edebilecek „radikal bir demokratik siyasi alternatife” ihtiyaç var. Ve bu kriz koşullarında böyle bir alternatif, anti-faşist mücadele içinde er ya da geç ortaya çıkacaktır.

Yazarın diğer yazıları