Milletler delirmek üzereyken aklını koruyan millet: Kürtler

Bir gelişme diğerini tutmuyor. Dünya sanki bir sağdan sola, bir soldan sağa dönüyor. Neler oluyor?

Olan şu: Kriz. Küresel kapitalizm krizde.

Bir bakıyorsunuz ABD Türkiye ile neredeyse boğaz boğaza gelmiş. Arkanızı dönüyorsunuz, düşmanlar kucak kucağa.

Şu AİHM’e bakınca başınız dönüyor. PKK Önderi Öcalan’la ilgili başvuruyu reddediyor… Derken al sana bir karar daha: Demirtaş’la ilgili “süper” bir karar veriyor. Şunu da söylemeliyim: 15 Temmuz darbe mağdurlarının suratına bakan yok.

Bu baş döndürücü çelişkiler bir değil, yüz değil. İnsanlık DAİŞ çetelerine karşı can pahasına savaşan YPG-YPJ güçlerini tam selamlıyorken, Alman devleti YPG-YPJ simgelerini yasaklıyor. Sen bu yasakla savaşırken birden bambaşka bir şey oluyor: Avrupa Adalet Divan’ı, öyle bayrak, poster yasaklarını değil, PKK üzerindeki yasağın bütün gerekçelerini geçersiz sayıyor.

Şimdi bu son “çelişkili gelişme” üzerinde duralım.

Avrupa Adalet Divanı neden bu kararı verdi?

Kriz yüzünden verdi. Krizin en büyük sonucu Suriye’ye sıkıştırılan, giderek İran’ı da içine çekmek üzere olan Üçüncü Dünya Savaşı…

Avrupa bu savaşın kapısını çalmasından korkuyor. Çünkü bir kere patlasın o savaş Avrupa’nın kapısını çalmakla kalmaz, vurduğu gibi kırar, içeriye dalar.

Kriz ve savaş, bundan 40 yıl önce kurulan PKK’yi, Üçüncü Dünya Savaşı’nda en belirleyici barış etmeni haline getirdi. Batının karşısında PKK artık asıl muhatap düzeyinde. Avrupa biliyor ki, “yasaklanmış ve terör listesine alınmış PKK” Türk devletinin savaş politikasında en büyük dayanaktır. “Madem terör örgütü diyoruz, onunla barış olmaz.”

Olmazsa ne olur?

Yarın savaş İran’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı da içine çektiği gün, Avrupa’nın rahatı kaçar, az sonra da bela kapısını çalar.

Bugün Avrupa için, bu krizden en ucuz şekilde kurtulmanın yolu, Ortadoğu’daki savaşı yatıştırmaktır.

Ama nasıl?

Krizden kafası karışan Avrupa, karşısındaki barış etmenini elbette bulanık görüyor. PKK’nin rolünü bir anlar gibi oluyor, bir anlamazdan geliyor. Kriz boyunca ve savaş sürdükçe bu zigzaklı politika devam edecek.

1 Aralık’ta Berlin’de toplanacak olan insanlar, bundan 25 yıl önce PKK’ye konan yasağın Avrupa anakarasına ne getirip götürdüğünü anlamayan kafalara anlatacak. 25 yıldan bu yana olan yasak, başlangıçta “PKK yanlısı Kürt göçmenlere” karşı ırkçı bir ayrımcılığa neden olmuştu. Sonra bu tüm “yabancılara düşmanlık” haline evrildi. Bugün geldiği nokta ise ırkçı, neofaşist, aşırı milliyetçi siyasi güçler tüm Avrupa demokrasilerini tehdit ediyor.

Irkçılık ırkçılığa karşıdır. PKK yasağından, İslamofobiye sıçrayan Batı, karşısında DAİŞ’in barbarlığını buldu. DAİŞ’in barbarlığı da Fransa’da Le Pen’i, Almanya’da “Almanya için Alternatifi”, Avusturya’da, Polonya’da benzerlerini türetti.

Her şey 25 yıl önce PKK yasağı ile başladı. Elbette daha önce de “yabancı düşmanlığı” vardı. Daha da gerilere gidersek Nazizmin, İtalyan faşizminin doğum yeri de bu Avrupa’ydı.

Ama PKK yasağı, demokrasiyi, insan haklarını, adaletli bir ekonomiyi, bölge ve dünya barışını koruyabilecek güçlerin en başındaki Kürt halkına karşı saldırı halini alınca, Avrupa’nın birikmiş bütün milliyetçi cürufu ortalığa saçıldı. Batıda islamofobik ırkçılık, Doğuda DAİŞ’çilik. Ve bu ikisinin karşısında durabilen en büyük güç, PKK öncülüğündeki Kürdistan halkı.

Avrupa’ya anlatılacak olan açık: Yalnız müttefikiniz Türkiye’nin yeniden demokrasiye dönmesi, istikrarı değil, yalnız Suriye’nin ya da Irak’ın demokrasiye dönmesi, istikrarı değil, sizin de demokrasinizi ırkçılıktan, milliyetçilikten kurtarmanız ve “sırça köşklerinizi” korumanız PKK’yle masaya oturmanıza bağlı.

Bunu yaptığınız gün Ortadoğu krizinin çözüm yolu açılır.

Ama PKK’yi yasaklar, onu terör listesine alırsanız, onunla masaya oturamazsınız. Krizden de savaştan da çıkamazsınız.

İşte Avrupa Adalet Divan’ı bu gerçeği anlıyor; Merkel’in oturduğu iktidar divanı bu gerçeği anlamamakta ısrar ediyor.

Nasıl anlatmalı?

Berlin’de 1 Aralık günü öyle görkemli bir miting yapmalı, öyle bir gür ses çıkarmalıyız ki, Avrupa Adalet Divan’ı kendi kararının doğruluğuna bir kere daha inansın, Merkel de içinde bulunduğu gaflet uykusundan uyansın.

Yazarın diğer yazıları