Milliyetçi paranoya Erdoğan faşizminin cansuyu

Erdoğan faşizmi, katliamlarla, soykırımcı ve tasfiyeci saldırganlıkla, tutuklama sürekavı, işgal ve Rojava’ya savaşla rejimi tahkim etmeye, başkanlığı yasaya kavuşturacak anayasa değişikliğiyle kalıcılaşmaya çalışırken en büyük kolaylığı ve toplumsal desteği milliyetçilikten, Milliyetçi Cephe’den alıyor. 

Erdoğan elbette politik islamcılığı birinci sırada dayanak yapıyor. Ama yetmediği yerde, milliyetçilik imdadına yetişiyor

“İkinci istiklal savaşımız”, ”vatan savaşı”, “milletin ve devletin birliği”, “bölücülüğe karşı birlik”, “milli seferberlik”, “milletin beka sorunu” ve benzeri şovenist yalan fırtınası ve Milliyetçi Cephe, Erdoğan faşizminin desteğini genişleterek fiili ve hukuki tahkimatına hizmet ediyor. 

Erdoğan sınıf mücadelesine karşı tek egemen “milletin” birliği ve Kürt düşmanlığı yoluyla Milliyetçi Cephe’yi arkasına bağladı. Politik islamcılığı kullanırken, kitlesel destek geliştirmede milliyetçi gençliğin ve kitlenin mukaddesatçı niteliğini dikkate aldı. Hocası Necip Fazıl da “saf İslam”ı ideoloji olarak alırken, Başyücelik rejimini kurma hedefine varmada “milliyetçi-mukaddesatçı gençlik”e işaret ediyordu. Milliyetçi, mukadesatçı gençlik ve kitle seferber ederek “Başyüce”nin, “Reis”in, Saray’ın faşist diktatörlüğü tahkim edilebilirdi. 

Panislamcı Erdoğan, Türk kapitalizminin sömürgesi olarak Kürdistan’ı yeniden fetih için soykırımcı ve işgalci savaşını yoğunlaştırırken, bu güçlerden başka, ulusalcı, Avrasyacı ve ABD’ci tüm Kemalistleri Kürt düşmanlığı ve “bölücülük” paranoyası üzerine Milliyetçi Cephe’de birleştirdi. Bu nedenle MHP’den, Perinçek’e ve CHP’ye, Gülen’den radikal panislamcılara kadar geniş politik yelpazeden destek aldı. TÜSİAD’dan, MÜSİAD’a ve mallarına el konacak TUSKON’a geniş burjuva kesimleri yanında buldu. Bu desteği almak ve elde tutmak için de milliyetçi söylemleri yükseltmek şarttı. 

Ayrıca vurgulamak gerekir ki, Rojava’ya ve Musul’a “ileri” işgalci planı hariç, ABD ve Avrupalı emperyalistler de, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı Erdoğan’ın yanında oldular.

Fakat hatırlatmak gerekir ki; Erdoğan, fiili savaş hali sıkıyönetimiyle Kürt halkımıza soykırımcı vahşet uygularken, devrimci ve ilerici hareketi polis terörüyle tasfiye etmeye girişirken orada kalmazdı.

OHAL’i Türkiye ve Kürdistan’ın bütününe yayarak kalıcılaştırmaya çalışıyor. Çok geniş çaplı tutuklama avına çıkıyor, demokratik kitle örgütleri ve medya üzerinde kapatma ve hapsetme balyozunu sallıyor. Rojava’ya savaş için Cerablus-Azaz-Bab üçgenini işgal ediyor. Musul’da işgale niyetleniyor. 

Bunlarla tüm demokratik güçlere boyun eğdirmeye, faşizmin tahkimatını ilerletmeye çalışıyor. 

Erdoğan, faşizminin tahkimatını ilerletirken, laik kentli kitleye de devlet ve panislamcı terörü uygulamaktan geri durmuyor. Yeşilköy Havalimanı ve Reina katliamları bunun ifadesi. Bunları başkanlığın hukukunu hazırlarken yapması veya gerçekleşmesine yol vermesi de ayrıca tam bir fütursuzluk. Ama herşeyden önce Milliyetçi Cephe’nin ve milliyetçi paranoyanın akılları felç etmesine güveniyor. 

Bu saldırganlığına ideolojik şekillendirmeyi ekliyor. Eğitimden başlayarak, medya tekeliyle, tüm ilerici örgütlülüğü dağıtarak, Erdoğancı politik islamcı tabanı genişletmeye çalışıyor.  Devlet aygıtlarında da politik islamcı ideolojiyi baskın kılıyor. Polisi bu ideolojiyle zaten şekillendirmişken, Ordunun eğitimini de yeniden ve kendisine dayanak olacak biçime kavuşturuyor. Yargı büyük oranda Erdoğancı hale getirilmişti. Akademi’yi, kendi sultasına alarak ve ilericileri tasfiyeyle, politik islamcı kuşaklar yetiştirmenin aracı yapacak. 

Erdoğan bütün bunları Milliyetçi Cephe’nin desteği ve milliyetçi histeri sayesinde yapabiliyor. 

Erdoğan faşizminin rejimini tahkimine, hukuksal biçim ve ideolojik dayanakla kalıcılaştırmasına karşı direniş, milliyetçiliğe karşı kararlı ve tutarlı olduğu ölçüde, bu tutarlılığı yaygınlaştırabildiği ölçüde, antifaşist birliği sağlayabilir, direnişi güçlendirerek Erdoğan faşizminin sonunu yakınlaştırabilir.

Milliyetçiliğe karşı tutarlılık, Kürt Özgürlük direnişiyle kolkola olmaktan kaygı duymamayı gerektirir. Milliyetçiliğin kitle içindeki yankısına teslim olmamak demektir. Halkçı ve emekçi özgürlükler yanı sıra, sömürge ulus olarak Kürtlerin ayrılma özgürlüğünü çekinmeden yaymayı gerektirir. 

İşçileri ve yoksul kitleleri mücadeleden alıkoyarak onları Erdoğan faşizmiyle ve temsilcisi olduğu burjuvaziyle işbirliğine götüren milliyetçiliğe tavizsiz ve cepheden mücadeleyi şart koşar. Uzlaşmaz sınıf mücadelesini yükseltmeyi gerektirir. Sözümona “emperyalist devletler Türkiye ile oyun oynuyor” milliyetçi faşist yalanından etkilenerek Erdoğan faşizmiyle uzlaşmaya götüren tavır, teori, politika ne varsa bunlarla uzlaşmazlığı gerektirir. Geçmişteki söylemimizle baş çelişki Erdoğan faşizmiyle halklarımız arasındadır, bütün diğer çelişkiler buna tabidir.  Milliyetçiler, Suriye iç savaşı ve Kobanê’de yüzbinlerin ölümüne yol açan Erdoğan’ın, Yeni Osmalıcı-Sünni eksenci yayılmacılığı yenilgi aldıktan sonra, Rusya-İran’la uzlaşarak durumu kurtarmaya çalışmasını, yüceltmeye devam ediyorlar. 

Milliyetçilik Kürtlerle savaşı yeniden şiddetlendirirken cansuyu olmuştu. Kürtleri yenemeyince, Yenikapı ruhuyla yeniden cansuyu oldu. Şimdi Suriye ve Rojava savaş politikası yenilgi almışken yeniden cansuyu oluyor. 

Erdoğancı politik islamcılığa ve yedeklediği milliyetçiliğe karşı tutarlı kararlıkla, faşizme karşı, özgürlükler programı ve hak talepleriyle halklarımızı direnişe seferber etmek kurtuluşun tek yoludur. 

Yazarın diğer yazıları