MLKP’nin 25’inci yılı: Rojava devrimcileri!

Serêkaniyê savaşının ilk günü bir enternasyonalist toprağa düştü. Adı Kerem Pehlivan. Marksist-Leninist Komünist Parti ve Şehit Serkan Taburu savaşçısı.

Êzîdî halkının kanalı Çıra TV muhabiri Mihemed Reşo ve YPG’li Agirî Qamişlo ile aynı gün toprağa verildi.

İşte bu kahraman savaşçının partisi MLKP önceki gün 25’inci yılını kitlesel bir festivalle kutladı.

MLKP 10 Eylül 1994 yılında kuruldu.

Yani saflarında yer aldığım TKP’nin kuruluşundan 74 yıl sonra. Önümüzdeki yıl TKP’nin 100. Kuruluş yıldönümü.

Mustafa Suphi ve Ethem Nejat’ın bayrağını kim yüzüncü yılında yükseltiyor? Bu soruya dürüstçe yanıt vermek gerekirse şöyle diyeceğim: Kim devrimci sürece lafta değil, eylemde katılıyor, öncülük etmek için savaşıyor, bu uğurda şehitler veriyorsa, yüz yılın eskitemediği büyük mücadelenin bayrağını onlar yükseltiyor. MLKP’nin elinde Mustafa Suphi’nin “Orak ve Çekiçl” bayrağı, Dersim Dağları’nda, Rojava’da, Gazi’de dalgalanıyor.

Derinlerden bir itiraz duyar gibiyim: Maoistler 1920’de açılan bu bayrağı yükseltebilir mi?

Artık çoktan tarihe mal olmuş Sovyet-Çin kavgalarının enkazında bu sorunun yanıtını aramak beyhudedir. Ortada ne Lenin’in önderliğinde zafere ulaşan Bolşevik Devriminin ülkesi ve ne de Mao’nun önderliğinde zafere ulaşan Büyük Yürüyüş’ün ülkesi var.

Hiç kuşkusuz Lenin ve Mao’nun bıraktığı teorik ve politik miras yaşıyor. Büyük Anayurt Savaşı’nı yöneten Stalin’i de, bütün günahlarına rağmen tarih yaşatıyor. Marx’ı da Engels’i de Troçki’yi de Rosa’yı da Gramshi’yi de… Çünkü tarih, granit bir kayaya kazınmış ölümsüz hafıza demektir, bu hafıza ölümlü bireyin inkarcı “balık hafızasına” da sırtını bugüne dönmüş, “tarihte yaşayan”, tarihteki “Maoist sapma”, “modern revizyonizm” heyulalarıyla kavga edenin “ihtiyar hafızasına” da benzemiyor.

Tarih devrimciyi “hafız” yapmıyor, ona öğretiyor, geçmişin dersleri ışığında bugüne bakmamızı, bugünü anlamamızı, dünün değil, bugünün devrimcisi olmamızı sağlıyor.

Bugünün devrimcisi nedir?

Devrimci süreç nerede merkezlenmişse, orada yer alan devrimciye bugünün devrimcisi deniyor. Devrim tarihinin arşivi değerlidir, ama bu arşive kavgasıyla, kanıyla, canıyla, umuduyla katkıda bulunmak daha değerlidir.

Vaktiyle Lenin dünya devrimci sürecinin merkeziyle ilgili, yanılmıyorsam Kautsky’nin bir saptamasını tekrarlamıştı: Devrimci sürecin merkezi Avrupa’dan Rusya’ya kayıyor. Bu öngörü iki Rus devrimiyle doğrulandı. İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte devrimci sürecin merkezi Çin’e kaymıştı. Ardından Filistin’e ve L.Amerika’ya kaydı.

1980 yılından sonra Türkiye’de de benzer bir gelişme yaşandı. Devrimci sürecin merkezi Türkiye metropollerinden Kürdistan’a kaymıştı.

Bugün dünya devrimci sürecinin merkezi Ortadoğu’dur. Devrimci sürecin öncüsü Kürdistan halkıdır, onun politik partisi PKK’dir. Bu devrimci sürecin teori ve politik taktiğini geliştiren Abdullah Öcalan’dır.

Ve şimdi, Rojava’da, Kürdistan dağlarında savaşan komünistler bu öncü güçle “siper yoldaşlığı” yapıyor. Bu yoldaşlığın geleceği, Ortadoğu devrimci sürecinde “kolektif, birleşik öncülüğün” inşa edilecek olmasıdır. Konfederalist Ortadoğu devriminin sosyal temeli, emekçi halkların oluşturacağı “ulus olmayan ulus”, yani “demokratik ulus”tur. Bu ulusların öncü partileri ve hareketleri geleceğin “kolektif öncüsü” olmaya adaydır.

Bizim kuşağımızın en büyük trajedisi “öncülük rekabeti” oldu. Bu rekabet sekterliği, bölünmeyi, güçten düşmeyi getirdi. Dünyada ilk bölünme sosyal-demokratlarla komünist hareket arasında öyle bir rekabete yol açtı ki, bu rekabet Hitler Almanyası’nda anti-faşist cepheyi önledi, Nazizmin hakimiyetine, dünya savaşına yol açtı. İkinci bölünme Sovyetler birliğinde “Stalin-Troçki”, ardından “Stalin-Buharin” bölünmesiydi. Buradan “bürokratik sosyalizm” doğdu. Üçüncü bölünme Sovyet-Çin bölünmesiydi. Bunun sonucu “soğuk savaştan” emperyalizmin zaferle çıkması oldu.

Tarih bu “öncülük rekabetlerinde” kimin haklı, kimin haksız olduğunu, tarafların iddialarıyla değil, bu rekabetin yarattığı sonuçlarla değerlendirir. “Öncülük rekabeti” devrimci süreçte en fedakar, en cesur, en isabetli çizgi izlemek ve aynı safta savaşanlarla en dürüst, en ilkeli birlik ve yoldaşlık ruhunda hareket etmek yerine, “öncülüğü zaptetmek” olunca, sekterlikle başlayan hastalık devrime ihanetin kapısında sürünmeyle sonuçlanır.

Şimdi Rojava topraklarında DAİŞ’e ve Türk emperyalizmine karşı savaşta 11 bin şehit yatıyor. Onların arasında yüzlerce enternasyonalistin bedeni de var. Rojava kahramanlarının mezar taşları geleceğin sosyalizminde “temel taşları” olacak.

MLKP’nin 25’inci kuruluş yılı kutlu olsun.

Yazarın diğer yazıları