Muaviye’nin ‘barış hilesi’ ve ‘silahsızlanma’ meselesi

Kobanê savaşının ilk haftasında, DAİŞ’in PYD’ye şöyle bir "barış ve çözüm" anlaşması önerdiğini düşünelim:

"İslam Devleti, eğer PYD’nin gerilla güçleri silahsızlanırsa, Rojava sorununda barış ve çözüm yolunda çok önemli adımlar atacaktır."

Böyle bir demeci okuduğunuz zaman ne yapardınız?

Elbette bu "İslam Devleti’ne güven olmaz, bize bir ‘hakem’ hilesi yapabilirler" dersiniz. Aklınıza, Muaviye’nin Hz. Ali’ye (r.a.) karşı yaptığı hile gelir. Kendi kendinize, bunlar tıpkı "hakem olayında" olduğu gibi yaparlar", nasıl Hz. Ali’nin elçisi Musa anlaşmaya uyarak "Ali’yi halifelikten aldım" demiş ve aynı şekilde Muviye’yi halifelikten alarak kararı halka bırakması gereken Muaviye’nin elçisi Amr hile yapmış, "işte gördünüz, Musa Ali’yi halifelikten aldı, ben de onun yerine Muaviye’yi halife yaptım" demişse, YPG-YPJ "silah bıraktığında" Muaviye soyundan gelen DAİŞ’çilin "işte gördünüz YPG-YPJ silah bırakıp, teslim oldu, artık Kobanê ve Rojava, Arap İslam Devleti’nindir" diyeceğini düşünürsünüz. Haklısınız.

Bu böyledir de, "İslam" adına iş çeviren ve Muaviye soyundan gelen DAİŞ’le Kobanê savaşında işbirliği yapan AKP’nin Müslüman Kürtlere "Ey ümmet, eğer silah bırakır, Müslümanlar arası savaşı sona erdirirseniz, biz de sizin olan her şeyi size veririz" dediğinde, bunlara güven duyar mısınız? Hz. Ali’nin saflarındaki Müslümanların Muaviye’nin teklifine inandığı gibi, onun çağdaşı AKP başlarına inandığınız zaman başınıza neler geleceğini bilir misiniz? Böyle bir durumda, "Ey ümmet, işte PKK silahsızlanarak, Erdoğan’a biat etti; o halde siz de Erdoğan’a biat edin, devletin ve ümmetin birliği için her türlü talebinizden vaz geçin" dediklerinde, silahsızlanmış halinizle Hz. Ali taraftarları gibi başınızı iki elinizin arasına alıp AKP’nin hakkınızdaki kararına teslim olmayı göze alır mısınız?

İşte böyle. Hilesiz bir barış anlaşması, anlaşmayı imzalayanlar arasındaki her türlü "güç dengesini" koruma temelinde imzalanırsa, buradan "çözüme" doğru, karşılıklı güven içinde adım adım yürümek mümkün olur. Ve sorun çözüldüğü zaman da ne devletin Kürdistan topraklarında yüz binlerce askerine gerek kalır, ne de Kürtler "kendilerinin de olan" devlete karşı silah kuşanır.

Bir de şu denklemi iyi düşünmek gerekir: Birbiriyle savaşmış iki silahlı güç, eğer yenişemedikleri için ellerindeki silahları susturmuş ise burada tarafların elindeki silahlar olduğu gibi kalsa da, "kullanılmayan silah silah sayılmaz" düsturunca, fiili bir "silahsızlanma" gerçekleşmiş olur. Ama taraflardan birinin silahlı, diğerinin silahsız olduğu durumda, güçlü olan güçsüzün üzerinde egemenlik kurar.

PKK Türk devletine karşı elindeki "silahları kullanmayacağına", Türk devleti de PKK’ye karşı elindeki "silahları kullanmayacağına" söz verdiği zaman, var olan silahlar, "nihai barışa" kadar fiilen "işe yaramaz" kılınmış olur. Buna ben "fili silahsızlanma" diyorum. İkinci etap "tam silahsızlanma"dır; bu da devletin silahlı güçlerinin Kürdistan’dan "makul" bir sınırın ötesine çekilmesi, gerillanın da Türkiye sınırları dışına çıkması, bu iki gücün "çekilmesinin" uluslararası bir güç tarafından garanti edilmesiyle sağlanır. Üçüncü etapta ise, "Ortak devletin", "ortak silahlı gücü" ortaya çıkacağından, "silahsızlanma sorunu" da kökten çözülmüş olur.

O halde "silahsızlanma"yı dayatan AKP’nin "çözüm sürecini" bilinçli olarak baltaladığını söylemek mümkündür.

Şu açıktır: Silahsızlanma çözüme götürmez, çözümü AKP’nin insafına terketmek anlamına gelir. Bu Kürdistan direnişçilerinin "teslim olması" ve haklarındaki hükmün ne olacağını Türk devletine bırakmasından başka sonuç doğurmaz.

Buna karşılık çözüm sürecinde atılacak somut her adım, "silahların susmasına", ardından "silahsızlanmaya" götürür.

"Barış ve silahsızlanma isteyen", çözüm sürecinde PKK Önderinin ortaya koyduğu yol haritasına bakarak yürümelidir.

Yazarın diğer yazıları