Muhammed’i fosforla yakan Firavun’un ordusu

TC devleti ve onun baş Firavunu, işgal hareketine başlamadan önce, din tüccarlarının cami ve televizyondaki konuşma ve ajitasyonları ile toplumu işgal hareketine hazırlamıştı. Çukur medyasında ise şu başlık ve spot olarak büyük harflerle kullanılmıştı: ‘Söyleyin Küffara Muhammedin ordusu geri döndü’ Bu başlık İslam’ın ve dindarlığın Türk iktidar güçleri tarafından ne hale getirildiğinin göstergesi, kendine Müslümanım diyenlerinde İslam karşıtı duruma evrildiklerini göstermektedir.

İslam libası Türk İslam sentezinin bedenine geçirilmiş, toplum din adına, Türk ırkçılığı ve faşizmin savunucusu yapılmıştır. Türkiye’de devlet erki kendilerine Müslümanım diyenleri öyle manipüle etmiş ki, İslami değerleri kendilerine Müslümanım diyenlerin eli ile ortadan kaldırmıştır. İslam’ın adı ile Kemalizm ve Türk ırkçılığı bir din haline getirilmiştir. Türk İslam ideolojisi ile yetiştirilmiş şahısların, abdestli ve namazlı görüntüleri, badem bıyıkları, sakalları, cübbeleri, çarşaf ve türbanları sadece libas olarak başkasını ve kendisini aldatmaya yöneliktir. Devlet ve iktidar bunu bir plan dahilinde gerçekleştirmektedir. Toplum ise büyük bir yanılgı ile İslam’ı yaşadığını düşünmektedir. Türkiye’de yaşayan toplum ve topluluklar da, Türk devlet dini üretme fabrikalarının hazırlayıp, din adına kurdukları cemaat, cemiyet, Diyanet (marketlerinin) satışa çıkardıkları dine müşteri olmaktalar.

Türk İslam sentezli dini satın alarak, cennete gideceklerini varsayan ve inanan bir toplum meydana getirilmiştir. Tabiri caiz ise aldatılmış ve kendi dinine karşıt duruma getirilen bu toplum, vitrinlerdeki cansız ve ruhsuz mankenlere benzeşerek dindarlaşacağına inanmaktadır. Bu dinin öncüleri, sahtekar müteahhitler, maaş karşılığı çalışan Namaz kıldırma memurları, meşhur olmak ve devlete yaranmak için hakkı tersyüz eden sahtekar din bilginleri ve daha nicelerini bu listeye eklemek mümkündür. Bu tür devlet yapılarında, toplum ve bireylerin kahır ekseriyeti, dini devletin, iktidarın müsaade ettiği biçimde inanmakta ve yaşamaktadır. Yani devletin oluşturmuş ve yapılandırmış olduğu din, İslam olarak piyasada satılmaktadır. Bugünkü devlet dinine göre, devlet dinine inanmayan kafirdir. Kur’an dinine göre, herkesin dini kendinedir. (Sizin dininiz size, benim dinim banadır). Kafirun 6: Devlet dinine göre ona karşı çıkan herkesin katli helaldir. Kur’an’a göre; (Kim bir insanı haksız yere öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir). Maide 32.

Devlet dinine göre herkesin malı ganimettir: Birçok ayet ve hadis, başkasının malını almanın çalmanın büyük günah olduğunu bildirmektedir.

Devlet dini başkasının namusunu cariye yapar. İslam başkasının namusuna kötü gözle bakmayı yasaklar.

Devlet ve iktidar dininde; Mal, mülk ve mutlak otorite devlete aittir. Kur’an’a göre ise Mülk Allah’ın’dır: Yaşanmakta olan bu durum sadece Türkiye için değil, İslam alemindeki, bütün devlet, cemaat, cemiyetlerin hepsinin akidesi durumundadır.

Bu akide ve dinin toplumsallaşması için din adına iktidar olanların ve olmak isteyenlerin hemen hepsi bütün güçlerini bu minvalde harcamışlardır. Devlet dininin toplumda hayat bulması için, Diyanet’ten tarikatlara, siyasal İslam partilerinden değişik cemaat ve cemiyetlere kadar, herkes kendisine verilen, rol ve görevleri yerine getirmektedir. Devlet dinine karşı çıkanlar, kabullenmeyenlere, kafir damgası vurulmuştur/vurulmaktadır. Devlet dinini ret edenlere sadece hapishane, tecrit ve ölüm kalmıştır. İslam tarihi boyunca İslam’ı yaşamak isteyenlerin akıbeti bu olmuştur. Ehli sünnet ya da Şia fark etmemiş akıbet aynı kapıya çıkarılmıştır. İran Şia adına katlederken, Türkiye ve diğer devletler Sünnilik adına bu mezalimi sürdürmüş/ sürdürmekteler. Devlet ve iktidarların dinine karşı çıkanlar, başta Hz. Hüseyin olmak üzere, kafaları vücutlarından koparılmış ve çöllere gömülmüşlerdir. Bir diğer deyimle, doğru İslam Kerbela çöllerinde susuz bırakılmış, başı gövdesinden koparılmış, geri kalanı ise devlet dindarları tarafından hapis edilmiştir.

Kur’an öğretisi böylesi durumların, önceki Tevhit dinlerinde de yaşandığını haber vermektedir. Bir zamanlar koyu bir Hıristiyan iken daha sonra İslam’ı seçen Addy bin Hatim, bir gün Resulullah’ın: Yahudi ve Hıristiyanlar bilginlerini ve din adamlarını Allah ile aralarına koyup Rab edindiler….(Tevbe 31) ayeti okuyanları dinlemiş ve Peygambere giderek: ya Resulullah Hıristiyanlar din adamlarına ibadet etmezler ki! Diyerek bu ayeti anlayamadığını bildirmiştir. Peygamberde buna cevaben ona şöyle buyurmuştur:

Evet Aslında Hıristiyanlar papazlarına ibadet etmediler! Ama onlar Allah’ın haram ettiği şeyleri helal, helal kıldığı şeyleri de haram yaptılar. (İktidarlar adına Allah’a iftira ederek, Allah’ın yerine kendilerini ve iktidar sahiplerini koydular.(Tirmizi tefsir 10 (9)

İslam adına iktidar olanlar ve onların borazanlığını yapan belamlar çoktan Bizansların papazlarını geride bıraktılar. İslam’ı iktidarlar için kullanarak, İslam’a ve Müslümanlara en büyük ihaneti yaşattılar/ yaşatmaktalar. Rojava’da küçük Muhammed’i fosfor bombaları ile eritenler, kadınlara kızlara tecavüz edenler, milletin malını talan edenler, şehirleri köyleri işgal edenler, kendilerine muhalefet edenleri, katledenler Firavun’un, Nemrud’un, Trump’ın ve Putin’in ordusu olmuşlardır. Bunlara destek sunanlar, yanlarında safa duranlar ya da sessiz kalanlar, Kur’an öğretisine göre, Tağut’un askerleri Deccal’ın taraftarlarıdırlar. Trump ve Putin’in de mücahitleridirler.

Yazarın diğer yazıları