‘Muhayyel Yeni Osmanlı burada medfundur’

Türkiye, Kürdistan ve bölgemiz tarihi bir dönüm noktasında bulunuyor.

100 yıllık statüko temellerinden yıkılıyor. Yeni düzen için şiddetli bir mücadele sürüyor. Geçmişte görülmedik ölçüde karmaşık, şiddetli ve kanlı çatışmaların yaşanması bundandır.

Lozan’da kurulan statüko ayakta kalamıyor. Buna sadece ezilenler değil, ezenler de karşı çıkıyor. Erdoğan, Lozan’ın hezimet olduğunu savunan püsküllü fesli tarih danışmanının aklına uyarak bunu açıkça ilan etti. „Lozan’da kaybettiğimiz adalar, Suriye bizim iç işimizdir, bizim bakiye topraklarımız, Kerkük- Musul vb.“ diyerek Yeni Osmanlı hayallerini dile getirdi. Şeriat-hilafet söylemleri de bunun bir parçasıdır. Bu temelde bir Sünni İslam cephesi kurarak Kürt Özgürlük Hareketini ve tüm muhalefeti ezmeye kalkıştı. Bu yaklaşım Perinçek’ten Bahçeli’ye ve Ergenekon’a kadar bütün ırkçı Kürt düşmanlarını birleştirdi. CHP bile Yenikapı ruhuyla bu cepheye katıldı.

Erdoğan Lozan’a karşı çıkınca, Lozan’a karşı olan bütün güçler de harekete geçti. Lozan hükümsüz kalacaksa ve yeni bir Ortadoğu kurulacaksa, başta Kürtler olmak üzere herkesin söyleyecek sözü vardı.

Sadece bölge devletleri ve halkları değil, belli başlı süper devletler de, güç odakları da bu çatışmaların içindedir.

Türkiye bu tarihi dönemi tüm zorluklarına rağmen demokratik, siyasi çözüm yoluyla aşabilirdi.

7 Haziran 2015 seçimlerinde halklarımız, bütün engellere rağmen  bu iradesini demokratik yolla gösterdi. Tek parti ve tek adam diktasına sandıkta son verdi. Bütün ezilenlerin eşit-özgür olarak yaşaması için yapılan çağrıya evet dedi.

Herhalde, bugüne kadarki temsil gücü en yüksek olan bir meclis oluştu. Bütün eğilimler eşit ve adaletli olmasa da temsil ediliyordu.

Bu meclis birikmiş bütün sorunları kan dökülmeden çözebilirdi. En azından akan kanı durdurur ve çözüm yolunu açabilirdi.

Siyasi çözümün gerçekleşmesi için şartlar olgunlaşmıştı.

Ne var ki tek adam ve tek parti diktasından başka çözüm tanımayan Erdoğan darbecileri harekete geçti.

Seçim sonuçlarını „Halk kaos“ dedi diye yorumlayan halk düşmanları saldırıya geçti.

„Tek parti iktidarı olmazsa kaos olur“ diyerek memleketi kana buladılar. Seçimi geçersiz kılarak katliamlar içinde yaptıkları 1 Kasım seçimleriyle tek parti iktidarını yeniden kurdular. İçte ve dışta Türkiye tarihinin en kaotik-karanlık dönemine girdi. İçte ve dışta kanlı bir çatışma ve savaş içinde. Eski sistem an be an çökmektedir.

Erdoğan ise iktidarda kalmak için her türlü oyuna, zorbalığa başvurmaktadır.

Şimdi de başkanlık olmazsa memleket bölünür, başkanlığa karşı çıkan bölücüdür diyerek saldırmakta ve tek adam diktasını sağlamlaştırmaya çalışmaktadır.

Yeni anayasa değişiklikleri bu hukuk dışı tek adam diktasını „yasallaştırma“ çabasından başka bir şey değildir. Başkanlık sistemi değil, Türkiye hapishanesinin başgardiyanlık sistemi kuruluyor.

Hukuk dışı tehditlerle, şantajlarla ve her türlü hile ile zaten etkisiz olan meclis tümden devre dışı bırakılıyor.

Askeri darbelerde meclis kapatılır, anayasa askıya alınır ve askerler yeni anayasa yapardı. Şimdi meclis anayasayı ve kendisini askıya alıyor ve diktatörün keyfine göre anayasa yapıyor. Erdoğan’a ölünceye kadar başkanlık yani padişahlık yolu açılıyor.

Tek parti diktası nasıl kaosa yol açtıysa, tek adam diktası da bu kaosu kanlı bir iç savaşa ve parçalanmaya kadar derinleştirecektir.

Bir mucize olur da mecliste ya da referandumda bu gidişata dur denebilir mi? Tabii ki demokrasi mücadelesine bağlı. Her durumda uzun süreli ve çetin bir demokratik direniş mücadelesi kaçınılmazdır.

„Muhayyel Yeni Osmanlı burada (Rojava ve Şengal’de) medfundur!“

Başgardiyanlık diktası da bu topraklara gömülecektir.

Yazarın diğer yazıları