Muktedirin kibri

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, bir dizi ziyaret için gittiği dinler ve dinler şehri Mardin’de kıyafetleri kadar tuhaf açıklamalar yapmış. Mardin’deki Kabala İsmail Kaya Cami’sinde namaz kıldırıp, kürsüde verdiği vaazda, her zaman Kuran ile beraber olunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Erbaş, „Kuran’ın olmadığı yer karanlık bir yerdir, Kuran’ın girmediği kalp, karanlık bir kalptir, Kuran’ın girmediği ev harabe bir evdir“ demekle kalmamış, Kuran ile olmayan çocukların şeytan veya şeytani insanlarla beraber olacağını iddia etmiş, hem de Medeniyetlerin beşiği Mardin’de. Pek çok inanç ve etnisitenin bir arada yaşadığı, Müslümanların azınlıkta kaldığı Mardin’de. Halbuki anayasada eşit yurttaşlık var desem, diyanet tüm dinlere mesafeli olmalı desem, ne safdillik deriz hep beraber…

Yine geçen hafta Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu’nun konuşmacı olarak çağrıldığı bir konferansta „Kızlar âdet olur, âdet olmak bir hastalıktır ve mutlaka tedavi olmaları gerekir. 15 yaşındaki kızlar evlenebilir. Kızlar tesettüre girsinler, edepli olsunlar. LGBTİ masum gibi gösteriliyor, tedavi olmaları lazım. Laiklik en büyük tehlikedir“ gibi ifadeleri kullanmış olduğu iddia edilmiş. Kadınların sağlık göstergelerini ikide bir konuşma konusu ederek, asla bilmedikleri alanlardan günahlar çıkaran, çocukların istismar edilmesini normal karşılayan ve doğallaştıran fetvalar verenlerin yine ilahiyatçılar arasından çıkması tesadüf olamasa gerek. Bu kişiler kadınların nasıl giyineceklerinden kimle evleneceklerine kadar bir dizi sayıklamanın mümkün olduğu ordunun sadık neferleri.

Bu haftanın zengin gündemi içinde bir de yeni bir terörist grup keşfedildi. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Arslan, boşanma oranlarının çok yüksek olduğunu belirtmiş ve „Yıllık 500-600 bin evlilik, 130 bin de boşanma var. Bu aslında bir terör. Bunlar çok ciddi can yakıyor. Bunlar çocuk hakkı ihlali demektir, çocuklar sevgisiz büyüyor demektir. Duygu boşluğu yaşıyor, kontrolsüz kalıyor demektir“ demiş. Halbuki istatistiklere göre şiddet gören kadınların önemli bir kısmı evlilik veya ilişki içinde olduğu erkekten şikayetçi ve sevdiği erkekler tarafından öldürülmüş durumda. Evliliklerin mutlu edeceğine dair Hollywood veya Yeşilçam filmleri dışında bir iddia da yok. Evliliğin kendisi şiddet mahalline dönüşmüş durumda hatta. Ama koltuğunda oturduğu kurumun ismiyle ironik açıklamalar yapan başkanın insan haklarını yeniden tanımlamak gibi bir iddiası var. Gözümüz aydın! Boşandıysanız, artık siz de teröristsiniz. Hem kadın hem de boşandıysanız, vay halinize!

Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde her zaman saçmalayan, sayıklayanlar vardı. Son derece popüler olanlar da az değildi. Ancak kadın cinayetler, çocuk istismarı neredeyse cezasız kalıp, teşvik edilirken bu sözler Türkiye’deki yeni rejimin nitelikleri belirler halde. Ne yazık ki bunlar, mizah dergisi karikatürleri değil, hakikat. Mizah dergisi demişken, üniversite yıllarımın en çok okuduğum mizah dergisinden çıkmışçasına, bir video dolaşıyor sosyal medyada. Dipboyası gelmiş bir vali yardımcısı, elindeki mandalinasını ağzına atıp, lakaytça telefonuyla oynarken, diğer yandan Kızılcaköylü kadınları dinlermiş gibi yapıyor. Kadınlarınsa sorusu şu: „Kadınlar gününde bize niye biber gazı sıktırıyorsunuz? Bu biber gazını, şiddeti siz mi emrettiniz?“ Köylü kadına vali yardımcısının yanıtı da şöyle oluyor: „Birşey olmaz yaa, biber gazından ne olacak? Farzet ki ben emir verdim gaz için…“ bir vali yardımcısından, futbolcuya, hatta taşradaki savcıya kadar iktidarla ilişki içindeki neredeyse herkeste erkeklik halleriyle karışmış bir kibir son dönemlerin alamet-i farikası. Ancak muktedirin kibri, ezilenlerin isyanının zafere en yaklaştığı andır.

Yazarın diğer yazıları