Muktedirler işsiz kalırsa

Son dönemlerde Türkiye’de enteresan bir gündem hasıl oldu, özellikle sosyal medyada. AKP partizanlığından başka bir görevi olmayan ve belediyelerden yüksek maaşlar alan bir takım vasıfsız ama koltuklu şahıslar, işten atıldıkları için küçük bir kıyamet koparıyorlar. Bunca hukuksuzluğun olduğu yerde, en hukuklu şekilde işten atılmalarının haksızlığını vurguluyorlar. Kim bu insanlar diye sorsak ne görürüz karşımızda:

Hava alanı inşaatında sadece sermayedar daha az harcama yapsın diye ölen, yaralanan, tahta kuruları tarafından kanı emilen işçilere ses çıkarmayan hatta bıçak kemiğe dayandığı için protesto eden bir işçilere hain diyebilen bir grup bu.

Kocasından şiddet gördüğü için şikayet edene hadsizce ceza kesmeye çalışan, öldürülen kadının namusunu sorgulayan bir grup aynı zamanda.

Soma’da 300 işçi bir bahar gününde öldüğünde, İstanbul depreminde sayısı hala kesinleşmeyen insanların zarar gördüğünde, kader diyerek ama bu katliamlara neden olanları hala destekleyen ve cezasızlığı normalleştiren bir grup bu.

KHKlar yoluyla işten atılanların, atılmasına ses çıkarmamakla kalmayıp neden olanlar bunların bir kısmı. Tüm hükümet politikalarına sorgusuz sualsiz destek veren, her taktiksel yön değiştirmelerinde tavır ve dil değiştirenler onlar.

Nerden mi biliyoruz, bu ağlama grubunun temsilciliğini, sözcülüğü yapanların twitlerinden. İstanbul belediyesine seçim döneminde işe alınıp, ilk seçimler tekrarlanınca alımlarına devam eden bu kişilerin belediyede ne iş yaptıkları belli değil. İstanbul Büyük Şehir Belediye’sinden burslu olarak ABD’ye doktoraya gönderilen kadın geldi aklıma örnek olarak. Soyadına bakınca böyle bir yardıma gerek olmadığı net olan, başarılı ise TÜBİTAK veya YÖK’ten hatta MEB’ten alabileceği burs yerine yerel hizmetlere ayrılması gereken bir rakamda ayrılan kaynağa göz dikilen bir pek çok durumdan biri sadece. Bunla bitiyor mu elbette hayır. Tarikatların vakıf adıyla örgütlenen kamusal kurumlarına aktarılan sistematik gelirler, devredilen binalar ve hizmetler aracılığıyla doğrudan; kentsel hizmetlerin yapılış biçimleri aracılığıyla endirekt olarak ortaya çıkan yeni toplumsal düzenin yeni ayağı olarak apaçık ortaya çıkmışken hem de.

Belediyelerde çalışanlara getirilen oje rengi, etek boyu gibi düzenlemeler ise bu sürecin mikro politikalarının kadınların bedeni üzerinden nasıl düzenlendiğini gösteriyordu zaten. Yıllardır devam ettiği halde pek de müdahale edilemeyen pek çok süreç hatırlıyorum, barış sözünün suç olmadığı dönemlere dair. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya dönük tedbirlerin başbakanlık yönergeleriyle kağıt üstünde bile olsa konuşulabildiği dönemlerde, kadın platformlarının süreçlerden nasıl yavaşça dışlandığını ve özellikle kadınları ilgilendiren pek çok hizmetin de yine bu AKP’nin hem siyasal hem de ekonomik anlamda güçlendiği yerlere dönüştüğünü izlemek mümkündü zaten.

AKP yerel yönetimler aracılığıyla kent politikalarını ittifak kurmak istediği sermaye gruplarına alan açmak için kullanarak iktidarda kaldı bunca zaman. Ayrıca cezalandırmak ve mesafelenmek istediklerini de bu süreçlerden uzak tutarak başardı. Ayrıca tabanını da konsolide etmek için kentsel hizmetleri pek çok aracılık hizmetinde, kamusal hizmette istihdam edebildi. Kontrol edebilmek için AKP’ye yakınlığı açık olan sendikalar aracılığıyla emek haklarını; tarikatlar aracılığıyla sosyal hayatı kontrol etmeye çalışıyor. Yerel ölçekte AKP ve çevresinde kurduğu ittifakın nasıl çalıştığını görmek, kayyumun ne olduğunu anlamak için veya neden gerçekleştiğini anlamak için yeterli.

AKP sadece Mardin, Diyarbakır ve Van’a kayyum atayarak, kendi düzenini HDP’nin güçlü olduğu ve seçim yoluyla asla kontrol edemeyeceği bölgeleri doğrudan şiddet yoluyla kontrol etmeye devam ettirmek istemiyor. Aynı zamanda kendi tabanındaki çatlakları tamir etmeye çalışıyor. Son dönemdeki yarattıkları şiddet ortamı, kendi tabanlarında da ciddi bir adaletsizlik duygusu yarattığı için hem şiddeti elinde tutarak ve “hainleri” tehdit ederek hem de mağdur rolünü yeniden kapmaya çalışıyor. Ayaklanan ve kendilerine haksızlık yapıldığını iddia eden grubun, iş hukukuna uygunca işten atılıp atılmadığı da önemli elbette. Ancak bunca darbe, şiddet, KHK destekçiliği yapıp şimdi ağlayan bu gruba tek sözüm bir KHKlı sürgün olarak diyeceklerim edep gereği bende kalsın.

Yazarın diğer yazıları