Mülteci ölümleri

Bütün mevsimlerin ölüm getirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Gazetelerden ve televizyonlardan ölüm sızıyor yaşamımıza durmadan. Hayıflanarak okuyor ve izliyoruz birçok ölüm haberini. Acısını yüreğimizde hissettiğimiz ölümler olsa da bir süre sonra ona da alışıyoruz. Ölüme bile alıştırılıyoruz.

Kimse kendi doğduğu toprakları bırakıp tanımadığı diyarlara gitmeyi düşünmez kolay kolay, ama bazen insanlar bunu yapmaya mecbur kalıyor, mecbur bırakılıyor. Kendi ülkesinde yaşam alanı bırakılmayan savaş mağdurları da çareyi ülkesini terketmekte buluyor ama gittikleri yerlerde de onları ne yazık ki güvenli bir yaşam beklemiyor.

Türkiye kendi vatandaşları için bile güvenli bir ülke değilken ve gitgide büyüyen ekonomik kriz nedeniyle daha da yaşanmaz bir hale geldiğinden mülteciler için sadece bir geçiş noktası görevi görüyor. Başka ülkelerden Türkiye’ye gelen ve burada da kendileri için bir gelecek görmeyen savaşın gerçek mağdurları atlattıkları onca tehlike yetmezmiş gibi kendisini güvenli bir yaşamın beklediğine inandığı Avrupa ülkelerine geçmeye çalışıyor. Burada en çok tercih edilen yol ise yakalanma riski en az olan deniz yolu. Yakalanma riski en az, ama yaşamdan kopma riski en yüksek.

Geçen hafta Karaburun açıklarında 35 mülteciyi taşıyan bir tekne battı. Bu feci olayda bir kişi kurtuldu, 9 kişinin cenazesine ulaşıldı. Ege Denizi’nde kaybolan 25 kişinin izine ise rastlanamadı. Bundan sadece bir kaç gün sonra ise yine Ege Bölgesi’nde, Menderes yakınlarında mültecileri taşıyan bir kamyon “kaza” yaptı. Bu olayda da 22 kişi yaşamından oldu. 10’dan fazla kişi de yaralandı.

Yollara düşen insanlar yaşamını tehlikeye atarak Avrupa ülkelerine ulaşmaya çabalarken, Avrupa ülkeleri de mültecilerin geçişini engellemek için elinden geleni yapıyor. Macaristan 2015 yılında sınırlarını tel örgülerle kapattı. Almanya mülteci akışını durdurmak için taviz üstüne taviz veriyor. Onların tek derdi ölümleri değil mültecileri durdurmak. Söz konusu mülteciler olduğunda bütün yüksek “değer”lerini ayaklar altına almakta bir sakınca görmüyorlar. İzin sezonunda karayoluyla Türkiye’ye giden insanları Balkan ülkelerinde kesinlikle durmaması konusunda uyaran devletler, Bulgaristan üzeri kendi ülkesine gelen mültecilere Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyesi olduğunu hatırlatarak neden orada kalmadığını soruyor örneğin.

Avrupa Birliği’nin lokomotif ülkelerinden biri olan Almanya’da geçtiğimiz ay yaşanan olayda mülteci bir Kürt gencinin skandal ölümü, mültecilerin yaşamı pahasına gitmeye çalıştığı bu ülkelerin iç yüzünü gözler önüne sermeye yetiyor da artıyor.

Almanya’da aranan Malili bir mülteci yerine göz altına alınan mülteci Kürt genci geçen Eylül ayında Kleve kentinde tutuklu bulunduğu cezaevi hücresinde çıkan yangında ağır yaralanmış ve 29 Eylül’de tedavi gördüğü hastahanede yaşamını yitirmişti. Haksız yere tutuklanan Kürt genci suçsuz olduğu halde tutuklanmış ve nedeni bilinmeyen bir yangında ölünceye kadar kimsenin böyle bir olaydan haberi olmamıştı. Efrînli mülteci Kürt genci Suriye’de yıllardır süren savaş ve baskılar nedeniyle birçok savaş mağduru gibi ülkesini terketmek zorunda kalmış ve “güven” içinde yaşayacağını düşündüğü Almanya’daki skandal ölümü aynı ülkede yaşayan babasına bile haber verilmemişti.

Efrînli Kürt gencinin cenazesi savaş dolayısıyla ülkesine götürülememiş ve ailesinin isteği üzerine Almanya’da defnedilmişti. Cenaze törenine katılan yetkililer ayrıntılı bir açıklama yapmazken sadece Kürt gencinin ölümünde ihmalkârlığı olanların ortaya çıkacağını söylemekle yetinmişti.

Çıkan savaşlar durdurulmadığı, olası savaşlar önlenemediği, insan hakları ihlallerine ve çokça insan ölümlerine yol açan mülteci karşıtı politikalara son verilmediği müddetçe bu konuda her biri bir cinayet olan daha çok “kaza” haberi okuyacağız.

İnsanları yerinden yurdundan eden, onları belirsiz bir geleceğe, daha çok da ölüme sürüklediği halde bu insanları görmezden gelen pek “demokrat” ülkeler derhal sınırlarını açmalı ve gelen insanların can güvenliğini sağlamalıdır.

Yazarın diğer yazıları