Mülteciliğim bir zorunluluk

Şilan Deniz Teyhani, genç bir arkeolog. Mahkemelerle, mahkumiyetlerle yüz yüze kalınca Türkiye’yi terketmek zorunda kaldı. Darbelere, cezaevleri ve sürgün yaşayan devrimci bir ailenin kızı olan Şilan, mülteciliğini anlattı.

SON MÜLTECİLER 20 . BÖLÜM

İSMET KAYHAN

Şilan Deniz Teyhani, genç bir arkeolog. Mahkemelerle, mahkumiyetlerle yüz yüze kalınca Türkiye’yi terketmek zorunda kaldı. Şimdi Danimarka’da. Bir süre önce siyasi ilticası kabul edilen Teyhani, devrimci bir aileden. 78 kuşağının öncü devrimcilerinden Kamer Teyhani’nin kızı. Danimarka’da kamp sürecini biraz sıkıntılı ve travma boyunda yaşayan Şilan hikayesini anlattı.

‘’Avrupa’ya gelmeden önce birçok baskı yaşadım. Bunların en başında ailemin muhalif kimliklerinden kaynaklanıyordu.  Gerek okul hayatımda gerek sosyal yaşamda ensemde bir nefes hissediyordum. Birilerinin kızı olmak ve bu yükle beraber inandığın bir düşünceyi savunmak bu savunmayı birinin kızı değil de birey olarak yapmaya çalışmak biraz zordu. Yaşadığım şehir küçüktü ve onlar beni benden daha iyi biliyorlardı.

Aslında olayın en başında planlı bir çıkışım yoktu. 15 günlük vizeyle gelmiştim ve sıkıntılarım ortaya çıkınca kalmayı tercih ettim. Zorunlu sürgünlük tabi ki de. Hangi insan doğduğu büyüdüğü mücadele ettiği yerden gitmek ister? Bu sürgünlük; ne meydan okuma ne kaçış ne de özgürlük. Bu bir zorunluluk.

Mücadele dediğimiz şey hayatın her alanında ve her yerde değil midir? Ben de benim durumumda olan diğer arkadaşlarda zorunlu olarak geldiğimiz veyahut kaldığımız yerlerde bu sürgünlük durumunu pozitif duruma çevirip bulunduğumuz yerde bir şeyler yapacağız.

Geride bir hayat bıraktım

Geride bir mücadele bıraktım. Anılarımı yoldaşlarımı ailemi kendimi bıraktım. Yüksek lisansa özel öğrenci olarak başlamıştım ve bir sonraki yıl asil öğrenci olma olasılığım vardı.  Giden hocalarımızın yerini dolduramazdık ama onların yolunda ilerleme gayemiz vardı. Geride köyümü, Dersimi,  mahallemdeki yalın ayak koşturan çocukları bıraktım. Geride bir hayat bıraktım.

Yani dediğim gibi bilinçli bir tercih değildi Danimarka ve sadece kısa süreliğine gelmiştim. Lisans tezimin devamını buradaki tarihsel süreçle birleştirmek istiyordum bu yüzden gelmiştim.  Arkeologum ve kadın Vikinglerle ilgili araştırmalara bakmak istiyordum.

Kamp çok zor bir süreçti

Kamp benim yeniden doğuş yerim. Evet, çok zor bir süreçti. Korkuyu da sevinci de orada yaşadım. Kafanda durmada ‘şimdi ne olacak’ sorusu vardı. Gelecek kaygısı çok fazlaydı. Kendini cidden arafta hissediyorsun. Dil büyük bir sıkıntı. Benim İngilizcem maalesef yoktu ve birçok konuda zorlanıyordum.

Ve tabi erk sistem her yerde. Taciz gibi istenmeyen birçok olay yaşandı. Ya da en basiti spor salonu vardı ve erkekler biz kadınların oraya gelmesinden rahatsız oluyorlarmış. Kadın ve erkek aynı anda spor yapamazmış ve haftanın bir günü bize yetermiş demişlerdi. Ben ve birkaç kadın arkadaş bunla ilgili imza toplayıp kampa vermiştik. Hatta birçok erkek arkadaşta bize destek olmuştu. Bu tür dayanışmalarda oluyordu.

Yastığımızın altında bıçakla uyuyorduk

Ama kampın ilk zamanları kampın kokuları ve erkeklerin o bakışları beni çok rahatsız etmişti. Odamda 3 kadın kalıyorduk ve kadınlardan biri hamileydi gece rahatsız eden olduğu zaman çok korkuyordu. Rahatsız etme durumu gece kapı ya da cama vurup kaçma idi. Bizlerde yastığımızın altında meyve bıçağıyla uyuyorduk.

Bunların yanında kamptaki çocuklardan bahsetmek isterim. Bir yazımda her çocuk birer Barış her kadın birer İnci aslında demiştim. Evet öyleydik. Küçük tebeşirlerden sokaklara resim yapar ya da yağmurun altında dans ederdik. Kamptaki çocukların başka özgürlük alanı yoktu. Biz büyükler onlara destek oluyorduk, onlarda bize. Kampta kadınlar arasında istemsiz olarak bir güvenlik ağı oluşturmuştuk ve yeni gelen kadınları uyarıyorduk.

Kadınların çığlıkları

Kampta bir Kürt kadınla tanışmıştım. Türkiye’den buraya gelmişler. Suriye’den Danimarka’ya uzanan yaşamında unutmadığı iki şey varmış bana öyle demişti. Suriye’de kaçırılan kadınların çığlıkları ve Türkiye’de tecavüze uğrayan kamplarda pazarlanan kadınların çığlıkları. Aslında biz kadınlar her yerde çığlıklarımızla tanınıyoruz.

Danimarkada mülteci olmak zor. Aslında genel olarak mülteci olma durumu çok zor. Danimarka diğer ülkeler oranla bu süreci çok yavaş işletiyor. Bunun sonucunda psikolojik olarak çöküntü yaşıyorsun.

Karakol ve cezaevi önleri

Evet, aile geleneği oldu bu bizde. Ananem annemi bekliyordu karakol önünde, annem de beni bekliyordu. 12 Eylül öncesi ve sonrasında aile olarak birçok sorun yaşandı veyahut sürgün ama bunlardan hiçbir zaman keşkelerden bahsetmedik. Bunun örneği babasız büyüdüm ama bundan hiçbir zaman hayıflanmadım.

Her zaman önce annemden sonra babamdan gurur duydum. Hayatım boyunca annem gibi bir kadın olmak istedim. 12 Eylül’de yaşadıklarını yaşananları bana anlatmamış olsaydı belki bugün apolitik bir kadın olacaktım ya da kamp yaşamında daha büyük zorluklar yasardım. Ve tabi ağabeyim. 12 Eylül’de büyümüş olmanın gücünü ve sorunlarla baş etmeyi kendisinden öğrendim. 12 Eylül’ün bendeki etkisi ise akrabalarımla tanışamam ve sisteme karşı nasıl direneceğimi öğrenmem.

Kampa ilk geldiğim zaman yalnızlığın vermiş oldu bir psikolojik yıpranmam vardı bunu annemle birçok kez konuştum. Ve anneme ‘Cezaevine nasıl alıştın? Ben burada yapamıyorum’ dediğim zaman ‘Evim olarak gördüm ve sürecin bütün olumlu ve olumsuz yanlarını kabul ettim’ demişti.  Ben de 4. ayımdan sonra öyle yaptım.

Uzak olmak en derin sızı

Her şeyimi normal hayatımdaymış gibi düzenlemeye çalıştım. Kamptaki kadın sorunlarını tercüme eden arkadaşlar sayesinde görevlilere bildirmeye, kadınların hikâyelerine dokunmaya çocuklarla daha fazla ilgilenmeye başladım. Kamptan ayrıldığım zaman ilk gece sessizlikten uyuyamamıştım. Ve aslında kampa bir şekliyle alışmıştım.

Sürgün olmanın en derin sızısı memleketindeki olaylara ve insanlara uzak kalmak. Sana ait bir yaşam var ve sen o yaşamdan çok uzak bir yerde yaşamaya çalışıyorsun. Her şeyin aynı olacağını düşünüyorsun ‘alt tarafı ülke değişik alışırım diyorsun‘ ama öyle olmuyor. Kuşların ben tüm dünyada aynı öttüğünü düşünürdüm farklı olduğunu burada anladım.

Entegrasyon programındayım

Başka bir ülkede yaşamak ve yaşamanın zorunlu olmasını belli bir şekilde tarif edemiyorum. Belirli zorunluluklardan dolayı buradayım ve bu durumu kendi içimde zorunluluktan çıkarıp normalleştirmeye çalışıyorum. Bulunduğumuz durumu pozitivize etmemiz lazım galiba. Ve aslında mesleğimden kaynaklı hep merak ettiğim bir kültürdü ve keşke bu şekilde değil de başka bir şekilde burada olsaydım.

Şu an dil okuluna gidiyorum ve praktik dediğimiz bir durum var ona başlayacağım. Entegrasyon programındayım. Dil konusunda bana yardımcı olan gönüllü ailem var onlarla haftada bir buluşuyorum onun dışında buradaki sol görüşlü gençlerle arada buluşuyorum. Ve tabi akademi ile ilgili bir takım girişimlerde bulunuyorum.

Şu an için dönmeyi düşünmüyorum. İlerleyen süreçlerde ne olur bilemem. Ama bir gün gitme imkânım olursa bu sadece ailemi ve dostlarımı görmek için olur. İlk gittiğim zaman önce 10 Ekim ve Suruç’ta kaybettiğim dostlarımı ziyaret etmek olacak. Sonrası köyüme gidip doya doya köy çeşmesinden su içmek olacak. Geçen yıllarda diktiğim ceviz ağacım belki büyümüştür.

Yazarın diğer yazıları

    None Found