Münazara: yani ‘bakışma’ birbirlerine bakıp durdular

Pazar günü İmamoğlu-Yıldırım arasında yapılan ve sanırım işi iyice cıvıklaştırmak için adına da “münazara” denilen programı izleyen aklı başında her insan, “bu adamlar refah içindeki Finlandiya’nın ücra bir köyünde yapılacak yerel seçim hakkında mı konuşuyor” diye kendi kendine sormuştur.

Ülkede faşist bir diktatörlük var. Seçim yapılacak olan şehir bir kasaba değil, 16 milyonluk dev bir metropol. 23 Haziran’da yapılacak seçim sıradan bir belediye seçimi değil, Türkiye’de dikta rejiminin kaderini oylayacak bir seçim.

Ama tartışmada siyasi analizin ve çözüm alternatiflerinin zerresi yok.

Vaatler havada uçuşuyor. Birisi yüz diyorsa, ötekisi iki yüzden söz ediyor. Oysa ekonomi çökmekte, uluslararası finans merkezleri peş peşe Türkiye’nin iflas eşiğinde olduğunu ilan etmekte. Böyle bir ekonomide yarıştırılan vaatlerin binde biri bile gerçekleşmez.

Ama ekonomik krize çareden de bahseden yok.

Oysa manzara açık: Binali Yıldırım Saray’a sırtını dayamış, bol keseden atıp tutuyor. Onun vaatlerinin tümü değil, ama bir kısmı, örneğin Marmaray benzeri “zihni sinir projeleri‘ belediyenin bütçe musluğunu elinde tutan Erdoğan’ın desteğiyle hayata belki geçirilebilir. Binali kendi marifetine değil, faşist merkezin desteğine güveniyor.

İmamoğlu için ise durum çetrefil. Erdoğan musluğu kestiğinde değil 150 kreş, elindeki kreşleri bile koruyamaz.

İşte bu noktada İmamoğlu’nun ve onu destekleyen CHP’lilerin imdadına Kürt halkı koşuyor. Kürtler ona diyorlar ki, sana seçilmen için oy vereceğiz, Erdoğan’a kaybettireceğiz. Ama bil ki bu yetmez. Seçildikten sonra ne yapacaksın? Kürtler bu soruya açık-seçik cevap veriyor: Faşist merkezin yerel yönetimler üstündeki hegemonyasını kırmak için harekete geçmek zorundasın. İstanbul’da diyelim ki her üç yüzbin nüfusa bir “özerk bölge“li sistem kurmadan merkezin sultasından kurtulamazsın. Öcalan’ın programından başka çıkış yok. O halde Belediye seçimini kazandıktan sonra asıl iş, oraya bir kreş, buraya bir kaldırım yapmak değil, bütün vaatleri gerçekleştirmenin yolunu göstermek ve bu program için, yani demokratik özerklik için kolları sıvamak gerek.

Kürtler ekliyor: Demek ki demokratik özerklik yalnız Kürdistan için değil, İstanbul için de yaşamsal bir çözüm yolu.

Ve Binali Yıldırım İstanbul’daki Suriyeliler hakkında konuşurken tüm Kürdistan teyakkuza geçiverdi. Ne dedi Binali Yıldırım? “İstanbul’daki Suriyelileri, içindeki DAİŞ’çilerle birlikte, Efrin’de olduğu gibi tüm Rojava’ya, Kürt nüfustan arındıracağımız şehirlere göndereceğiz“… Onun sözleri bu anlama geliyor. Ve bunun adı jenosid (soykırım). Yani uluslararası hukuka göre suç… Bu sözleri kayda geçti. İleride Erdoğan’la birlikte jenosit suçuyla yargılandığında aleyhine kuvvetli bir delil olacak.

İşte “münazaranın“ biricik gerçek siyasi  açıklaması buydu: Binali Yıldırım eğer seçilirse Kürdü toprağından sürecek, Kürtlerin yerine Suriyeli Arapları yerleştirecek, sonra da bu iki halk arasında yıllar sürecek savaşı, sahibi olduğu gemi filolarındaki kaptan köşkünden seyredecek. Gemisi de Ortadoğu’nun petrolünü, gazını tüm dünyaya satacak.

Program öncesi, bu programın Binali Yıldırım açısından “Kürtlerin oylarını kazanma“ programı olacağı söylendi. Olmayacak duaya amin diyen Yıldırım programın sonunda kendisine oy verecek son Kürdü de kaybetti.

Şimdi Kürt seçmenler İstanbul’da bu programda ne dendiğine en küçük bir değer vermeden, oylarını Erdoğan rejimine kaybettirmek için İmamoğlu’na verecek. Elbette biz böyle dediğimiz için değil. Kürtler demokrasi okulundan kan, can pahasına edindikleri muazzam tecrübeye dayanarak böyle yapacak.

Hele seçim olsun, hele şu S.400 krizi derinleşsin, hele Doğu Akdeniz’de doğal gaz kokusu alan köpek balıklarının birbiriyle boğuşması kızışsın, hele şu ekonomik iflas resmen ilan edilsin, yalnız Kürt halkının değil, tüm Türkiye ve Ortadoğu halklarının barışa, özgürlüğe, refaha giden yolu açılacak.

Yolu açacak olan buldozer’in markasında, Quto’nun dediğine göre “Kandil Dağı’ın ufkunda yükselen bir Güneş resmi“ bulunuyormuş.

Haydi hayırlısı… 23 Haziran’da demokrasi için sandık başına…

Yazarın diğer yazıları