Mussolini’den Franco’ya, İdi Amin’den Erdoğan’a: Diktatörlük – H. Yekta EREN

Diktatör Latince’de emir veren, dikte ettiren anlamına gelir. Günümüzde elinde mutlak ve sınırsız bir otoriteye sahip olan, muhalefeti bastıran, ifade özgürlüğünü kısıtlayan ve yetkilerini kötüye kullanan soykırımcı, katliamcı, demokrasi ve özgürlük düşmanı liderler için kullanılmaktadır.

20. Yüzyılın başından itibaren darbeler ve zor kullanarak iktidarı ele geçiren diktatörler kurdukları diktatörlük rejimleri ile son yüzyılımızı adeta kanlı bir mezbahaya çevirmişlerdir. Güç ve iktidarın bir araya gelişiyle oluşan farklılıkların tümünü ortadan kaldırmayı hedefleyen faşizm temel ideolojik ve düşünsel çerçevelerini oluşturmuştur.

İktidarı ele geçiren diktatörler sayıları milyonları aşan katliamlar ile insanlık tarihinde derin, onarılmaz yaralar oluşturarak tasviri zor acılara yol açmışlardır. Diktatörlerin yaptığı soykırım ve katliamlarla başta Yahudiler, Ermeniler ve Kürtler olmak üzere birçok etnisite, farklılık ve inanç kesimi adeta yok olmayla yüz yüze kalmışlardır.

En belirgin ve bilinen olarak İtalya’da Mussolini ile başlayan bu diktatöryal süreç birbirinden etkilenme ile dünyanın dört bir yanında birçok ülkede gelişmiştir. Almanya’da Hitler, İspanya’da Franco, Uganda’da İdi Amin, Şili’de Pinochet, Irak’ta Saddam Hüseyin, İran’da Hamaney bunlardan sadece birkaçı.

Ortak yöntemler ile yönetimleri ele geçiren ve aynı yöntemler ile toplum kırım hareketi haline gelen bu toplum düşmanı diktatörlükler içerisinde olduğumuz 21. Yüzyılda Türk Devleti Cumhurbaşkanı Erdoğan şahsında tekrardan tarih sahnesine çıkmıştır.

Diktatörlüklerin geçtiğimiz yüzyılda inanılmaz etkileri oldu. Bu diktatörler birbirlerinden ders aldı. Hepsi farklı ama çoğu aynı taktikleri kullanıyor. Terörün kullanımı, propaganda, elit kesimi kontrol etmek, onay almak, şahıs kültü, düşman yaratmak, ibret verici cezalar ve şiddet kullanımı diktatörlerin iktidarda kalmak için kullandığı en önemli araçlardır.

Diktatörler ve yargı sistemi

Tüm diktatörlerin bir öncekilerinden öğrendikleri temel yükselme formülü sorunların şiddetle çözülebildiği ve şiddetle bir yere gelinebildiğidir. Bütün diktatörler rejimi desteklemeyenleri ortadan kaldırmak ve muhalefeti isyan etmesinler diye tehdit etmek için şiddet ve güç kullanır. Şiddet her diktatör için çok önemlidir.

Çünkü hem iktidarlarını sağlamlaştırmaları için bir fırsat hem de muhalif güçlerden ve dış tehditlerden kurtulmak için kullanılabilecek önemli bir araçtır. İktidarı büyüdükçe bir diktatör iyice arsızlaşır. İdeolojileri faşizm şiddet üzerine kuruludur. Diktatör kanunun üstünde olmakla övünür. Diktatörler ilk olarak bağımsız yargı sistemini yok eder. Ardından var olan demokratik kurumları sistematik olarak yok eder. Basında sansürü artırır, her türlü olumsuz haberi yasaklar. Diktatörün iktidarını tehdit etmek ölüm fermanı demektir.

Diktatörlerin en önemli araçlarından biri düşman yaratmaktır. Günah keçisi olarak kullanabilecekleri bir tür günah keçileri olmalı. Kamuyu ve elit güçleri iktidarlarına destek vermeye iten bir güç bu. Diktatörlerin yapmayı bildiği bir şey varsa o da felaket tellalı olmaktır. Toplumda gelişen psikolojik endişeyi kullanmayı çok iyi bilirler.

İnsanların istikrara ihtiyacı vardır. Onlara iyi bakıldığını hissetmeleri gerek. Diktatörlerin tedarik ettiği bir şeydir bu. Halkın diktatörlüğün ihtiyaç olduğunu düşünmelerini sağlamalılar. İnsanları bir araya getirmeyi istiyorsanız, onlara diktatörün iktidarda kalması gerektiğinin hissini vermelisiniz. Çünkü diktatör bir kurtarıcı veya halkın çıkarlarının koruyucusudur. O yüzden ortak bir düşman yaratmak çok etkili bir stratejidir.

Diktatörler savaşa sarılır

Diktatörler sık sık savaşa girmek ister, çünkü savaş dikkatleri dağıtır. Herkesi bir tür milliyetçi bayrak altında bir araya getirme yoludur. İnsanların berbat politikalara veya performansa odaklanmasını önlemeye yarar. Muhalefetin diktatörlüğe meydan okumasını önlemeye yarar. Çünkü meydan okurlarsa sadakatsiz olarak görünürler.

Dağılmamak veyahut yıkılmamak için diktatörlerin en önemli silahı savaş yaratmak, savaşı kullanmaktır. Savaş diktatörler için yararlı olabilir. İnsanların otoriter rejimlerin başarısızlıklarına odaklanmasını sağlamamakta etkili olabilirler. İnsanların ilgisini yüzleştikleri sorunlardan uzaklaştırmalılar. Gündemi değiştirmeliler. Böylece halkı tek bir milliyetçi gündem altında, tek bir bayrak altında bir araya getirmek isterler. Tek yürek, tek irade, tek karar, tek millet, tek bayrak vb. sloganlar temel sloganlarıdır.

Diktatörlerin ülkesinde siyasi görüş sahibi olmak suçtur. Çünkü siyaset savaş ve çatışma ile bağdaştırılır. Bu stratejinin ana başarısı siyaseti tehlike ile bağdaştırmaktır. Toplumsal muhalefete öncülük edebilecek potansiyele sahip belirli kişileri ortadan kaldırmak isterler, çünkü onları enfeksiyon olarak görürler.

Yayılabilecek enfeksiyonlar. Onları haddin aşanlara olabileceklerini gösteren bir örnek olarak kullanmak isterler. Bütün diktatörler işkence kullanmaya yönelir. Çünkü bu uyumu garantiler. Ayrıca kurbanı psikolojik açıdan kapsamlı bir etkilemeye de yarar. Böylece bir daha asla rejime karşı çıkmayı da denemezler. Diktatörler ülkedeki herkesin sadakatsizliğin bedelini anlamasını sağlarlar. Rakiplerine net bir mesaj verirler. Sadakatsizliğe tahammülleri yoktur. Diktatörün iktidarını tehdit etmek ölüm fermanı demektir.

Bu mevkie gelince o güçle ne yapabileceğinizi fark edersiniz ve bu gücü kendinize saklamak istersiniz. Rejimi onaylamayan herkesi ortadan kaldırmaya koyulursunuz. Sizden önceki sayısız diktatörün izinden gidip, kendinizi ve rejiminizi iç tehditlere karşı savunmak için etkili bir silah inşa edersiniz. Polisi veyahut istihbaratı kontrol etmek. Polisi kontrol etmek her diktatör için inanılmaz derecede önemli bir araçtır.

Özelliklede başlarda. Gidişatı belirlemeli ve sadık olmayanın bu rejimde hayatta kalamayacağı mesajını net bir şekilde vermeliler. Ülkeyi bir polis devletine çevirirler. Hükümet ve ordunun her seviyesinde hatta sokaklarda, ajanlar, casuslar ve memurlardan oluşan geniş bir ağ kurarlar. Binlerce kişiyi tutuklarlar. Adalet sisteminin karşısına çıkmazsınız. Doğrudan öldürülürsünüz.

Tüm diktatörler iktidarlarını ayakta tutmak, diktatörlüklerine tehdit olarak gördükleri oluşumları ve hareketler ortadan kaldırmak için orduyu kontrol etmek isterler. Orduyu kontrol etmek en stratejik çalışmadır. Tüm silahlar ve eğitimli askerler ordudadır. Eğer diktatörlük devletin zorlayıcı yapısı ve bu devlet içinde kullanılacak yasal şiddet üzerinde kontrol sahibi olmak istiyorsa ordunun işbirliği bu işin olmazsa olmaz mutlak şartıdır.

Diktatörler ve ‘beyin yıkama’

Diktatörlüklerde hemen kamunun beynini yıkamaya başlarlar. Kişilerin her şeyden etkilenebileceği yaşlarda yaparlar bunu. Bu tür bilgiyi özümseyip, benimsemeye ve bu bilgiye gerçekten inanmaya en yatkın oldukları yaşlarda, amaç insanları başka bir yol olmadığına, alternatif olmadığına, ulusun ihtiyaçlarını karşılayabilecek tek iktidar türünün bu olduğuna inandırmaktır.

Okullarda müfredatlar bu amaca uygun bir şekilde oluşturulur, buna dönük kitaplar hazırlatılır. Beyin yıkama genel olarak insanların alternatif söylemler duymasını önleme sürecidir. Korkuya neden verme, mevcut rejim olmazsa hayatta ne tür riskler olacağını hatırlatma yöntemidir. Diktatörlerin rejiminde beyin yıkama oldukça eşsizdir. Çünkü büyük oranda dini beyin yıkama prosedürleri kullanılır. Yani din öğrenimi kitaplarıyla bile çok küçük çocuklara diktatörün rejim ve halk için ne kadar iyi olduğu anlatılır.

Çocukları yaşken eğmek stratejinin en temel parçasıdır. Bazen doğumla başlar bu. Kreşlerle devam eder. Çocukla çok küçük yaşta dini kurumlara verilerek veyahut kanalize edilerek şekillendirilmeye çalışılır Diktatörler meydanları dolduran kalabalıklara dönük konuşma sanatını mükemmelleştirir.

Hiçbir diktatör sadece baskıyla ayakta kalamaz. Bir tür popülaritede elde etmeliler. Diktatörler çok dikkatlidir. Diktatörlerin rastgele şiddet eylemlerini strateji olarak kullandığını söylüyoruz. Ama bununda bir taşma noktası var elbette. Diktatörler herkesi öldürmek istemez. O kadar çok devlet baskısı ve şiddet kullanıp içeriden bir isyanı veya içeriden bir devrimi tetiklemek istemezler.

Diktatörlüklerde sıradan insanlar isyan çıkarıp rejimi devirmek isterler. Ama dolu silahlarla yüzleşirler. İsyan edenlerin çoğu öldürülür. Böylece toplumun her kesimi izlendiklerini ve diktatöre karşı çıkmanın hayatlarını riske atmak olduğunu anlamaya başlarlar. Diktatörün iktidarı süresince cinayetler hiç son bulmaz. Nüfusun her kesiminden öldürülenler olur. Muhalifler, çiftçiler, tezgahtarlar, öğrenciler hatta dini kesimler.

Tüm bunları yaparken terörü kullanırlar. Terör insanların kalbine korku salabilecek bir gücün ayrım yapılmadan ve keyfi bir şekilde kullanılmasıdır. Bu terör eylemleri kamuoyuna açıktır. Kamuya açık olmaları, görülmeleri gerekir.

Yaptıkları anıtın veyahut sarayların büyüklüğü, yönetimleri altındaki toplumları kontrol etmeye ne kadar istekli olduklarını gösterir. (Franco’nun adına yaptırdığı Şehitler Vadisi, Erdoğan’ın yaptırdığı Külliye, Saddam’ın Firdevs Meydanı’nda ki dev heykeli) Ülkelerinin geleceğinde kalıcı bir etki sahibi olma isteklerinin yansımasıdır bu.

Kimyasal silahlara başvururlar

Topluma yaşattıkları cehennem, terör, kırım ve katliamlara rağmen günümüze dek var olmalarının en büyük nedeni diktatörlerin yaptıkları karşısındaki sessizliktir. Sessizlik en büyük beslenme kaynaklarıdır. Yaptıkları karşısında uluslararası alanda ciddi bir tepkinin gelişmemesinden ötürü her geçen gün daha bir pervasızlaşmış ve birbirlerine yaptıklarıyla cesaret salgılamışlardır.

Örneğin Mussolini’nin Etiyopya savaşı, amaçlanan İtalya’nın sözde kaybettiği onurunu yeniden kazanmaktı, karşılaştıkları direnci kırmak ve savaşı kısa sürede sonuçlandırmak için İtalya ordusu kimyasal silah kullanır, Etiyopya köylerini ateşe verir, sivilleri hardal gazı ile katleder. Etiyopya’nın dört bir tarafına İtalyan’ca tabelalar ile birlikte Mussolini’nin fotoğrafları asılır.

400 binden fazla Etiyopyalı barbarca katledilir. Mussolini’nin katliamına karşı sessiz kalan dünyadan cesaret alan Hitler katliam 6,5 milyon Yahudi’nin yaşamına mal olan soykırım girişiminin startını verir. Nitekim günümüzde 21. Yüzyılın diktatörü Erdoğan’ın dört parça Kürdistan’da geliştirmeye çalıştığı ilhak hareketi sonucunda kullanılan kimyasal silahlar, demografi değişimi ve katliamlarına karşı ciddi bir tepkinin gelişmemesinden cesaret alan Irak ve İran başta olmak üzere tüm ülkeler aynı yöntemler ile özgürlük ve demokrasi nidasıyla harekete geçen halkı vahşice katletmeye, sindirmeye çalışmaktadır.

Diktatörlerin tarihe bıraktığı en kötü ve en trajik miras ise hüküm sürdüklerin toprakların tümünde yatan isimsiz mezarlardır. İspanya’dan, Kamboçya’ya, Arjantin’den Türkiye’ye diktatöryal rejimlerin olduğu ülkelerin her yerinde isimsiz mezarlar var. Ve bu sorun halen çözülemedi. Milyonlarca İspanyol, Kürt, Etiyopyalı, Cezayirli, Latin Amerikalı vb. birçok halk halen sevdiklerinin, yitirdiklerinin cansız bedenini aramaya devam ediyor.

Aradan yıllar geçmesine rağmen halen adaletin sağlanmayışı, aynı uygulamaların devam ediyor oluşu ciddi huzursuzluk ve içerlemeye neden oluyor.

Türkiye’nin tarihi dünyadaki kara kutunun bir parçası o kara kutuyu bulmamız gerekiyor. O kara kutu içerisindeki sesleri göstermeliyiz.

Tarihin tekerrür etmesini ve aynı acıların tekrardan tüm insanlığa yaşatılmasını istemiyorsak 21. Yüzyılın Mussolini’si olan Erdoğan’a karşı bulunduğumuz her alanda harekete geçmemiz ve mücadele etmemiz gerekiyor, ki Diktatör Erdoğan’da Saddam Hüseyin ve Mussolini gibi tez elden ortak sonun ve kaderin sahibi olabilsin.

Yazarın diğer yazıları

    None Found