Müzakereler tıkanırken

Bu hafta AB ile İngiltere arasında Brexit ile zorlu bir müzakere konuşmaları gündeme oturdu. Müzakereler tamamen çıkmaza girdi. Bir türlü boşanamayan çiftler misali. Anlaşamıyorlar. Boşanmak istiyorlar ama bir türlü anlaşmalı boşanamıyorlar bu yüzden de dava sürekli erteleniyor. Çocukları da süreçten bir hayli olumsuz etkileniyorlar, çünkü gelecekleri belirsiz. Asıl mesele para. İngiltere mali hükümlülüğünün tamamımı ödemeyi kabul etmiyor. Temel mesele olan para meselesini halledemediklerinden bir sonraki aşamaya da geçilemiyor. Üstüne üstelik Ekonomi Bakanı Philip Hammond basınla yaptığı bir röportajda AB’yi ‘düşman’ olarak nitelendirmesi de her şeye tuzla biber oldu. Sonrasında özür diledi ama laf ağızdan çıktı bir kere. Hammond’ın istifa etmesi için baskılar arttı. Dışişleri Bakanı Johnson’un da bakanlıktan alınmasını isteyenlerin sayısı artıyor ancak May’in bu çağrılara kulak tıkacağına inanılıyor. Kendine düşman kazandırmak istemiyor. İlkesiz bir başbakan bizim Theresa May. 

2016’da yapılan referandumun ardından Mart 2019’da İngiltere’nin AB’den tamamen çıkacağına karar verilmişti. Bu tarihe bir buçuk sene kaldı ama uzlaşılan bir madde bile yok. Haliyle büyük şirketler İngiltere’nin AB ile gelecekteki ilişkisini bilmediklerinden yatırımları konusunda endişeliler. İngiltere Başbakanı May’de, İngiliz büyük şirketlerin temsilcileri ile bu hafta görüşerek Brexit sürecinde iki yıllık geçiş süreci olacağına dair güvence verdi. İki yıllık geçiş süresinden ilk defa Floransa’daki konuşmasına değinmişti ama o günden bu yana AB’nin bu iki yıllık geçiş süresini kabul edeceklerine dair bir açıklama da gelmedi. May kendi kendine gelin güvey oluyor. Şu ana dek 500 milyon Sterlin Brexit hazırlıkları için harcandı. 2018 için de para ayrılacak ama hiç bir anlaşma olmadan İngiltere AB’den çıkabilir. 

Hükümet kanadından çıkışı destekleyenlerden bile hiç bir anlaşma olmamasındansa May’in AB’ye daha fazla para önermesi gerektiğini savunanların sayısı artıyor. Ama May yine kimseyi dinlemiyor. hep yanlış kararlar veren bir Başbakan olarak geçecek İngiliz tarihine. Gereksiz bir özgüvene sahip. Daha önce de saçma bir özgüvenle sırf İşçi Partisini alaşağı etmek için erken seçime karar vermişti ve partisinin çoğunluğu kaybetmesine neden olmuştu. Zira erken seçim kararını verdikten sonra kendisi ve partisi büyük düşüşe geçmişti. Kendine karşı çıkan vekillerin 30’dan fazlasının ortaya çıkmayışı ona özgüven kazandırdı. 

Gelecek hafta 19 Ekim’de başlayacak 2 günlük AB Konseyi Zirvesi’nde müzakerelerin ikinci aşamaya geçilmesi için yeterli ilerleme kaydedilip kaydedilmediği kararlaştırılacak. İkinci aşamada İngiltere ve AB arasındaki ticaret anlaşması için görüşmeler yürütülecek. Ama ilk aşamadan bir hayır gelmediğinden ikinci aşama ya başlamayacak bile ya da tamamen ipler kopacak. Yapılan son ankete göre halk referandumda kullandıkları oydan pişman. Kalmak isteyenlerin oranı yüzde 49 iken çıkmak isteyenlerin oranı yüzde 42. Ciddi bir muhalif dayanışma gerekiyor. Muhalif kesimin bir araya gelerek muhafazakar hükümetinin ülkeyi felakete götüren bu anti-AB politikasına dur demeleri gerekiyor. Aksi takdirde İngiltere’de büyük bir mali kriz baş gösterecek. 

Yazarın diğer yazıları