MİT soruşturması neye hizmet ediyor?

İstanbul özel yetkili savcısının MİT’çiler hakkında yakalama ve ifadeye çağırma işlemi ardından başlayan tartışma ve çatışma dinecek gibi değil!
Yaşanan tartışma ve krizi üç açıdan değerlendirmekte fayda var. İlki, adını koymak gerekirse yaşanan iktidar katlarında bir hesaplaşmadır…. Kriz yapısaldır ve politikalar ile ilgilidir. Avni Özgürel’in dediği gibi “Zaten çatışma, İsrail’le ilişkilerde, İran ve Suriye meselesi gibi önemli konularda, Türkiye’de siyasetin-hükümetin, kimin istihbaratıyla, bilgilendirmesiyle ve analiziyle hareket edeceği konusunda çıkıyor. Her iki taraf da karar mekanizmasında pay sahibi olmak istiyor.” Çatışmanın temeli yine Çankaya etrafında dönmektedir. Özellikleri bakımından 2007 cumhurbaşkanlığı seçimi ile başlayan sürece benziyor. Ordu ve Kemalist bürokrasi içinde CHP ve eskiye ait kim varsa Ahmet Necdet Sezer’in bir dönem daha cumhurbaşkanı olmasını istiyorlardı. Cemaat, hükümet, emniyet ve yeni güç odakları ise Gül çıksın istiyordu.
Devlet, içindeki bir kanadı tasfiye kararına vardı ve devre dışı bıraktı. Bilinen Ergenekon, Balyoz, Eldiven ve Andıç operasyonları başladı. 2007 yılındaki çatışma esas olarak ordu ve bürokrasinin içindeki derin devletin, AKP, emniyet ve cemaat ile çatışmasıydı. Bu çatışmayı nihayetinde “cemaat-emniyet ve hükümet” kazandı. Bilinen operasyonlar askeri vesayeti ve Kemalist bürokrasinin hakimiyetini kırdı. Bu Türkiye’nin demokratikleşmesi için ve derin devlet ile hesaplaşması bakımından önemliydi. Önemli yolda da kat edildi ama nihayete erdirilmedi…
Cemaat ve etrafındaki aktörler cumhurbaşkanlığı seçiminin bu yıl yapılmasını ve Gül’ün bir dönem daha cumhurbaşkanlığı yapmasını istiyorlar. AKP ise önümüzdeki yerel ve milletvekili seçimlerini Erdoğan ile kazanmak ve bu dönemde başkanlık sisteminin anayasal temellerini atmak istiyor. Erdoğan böylece 2014 yılında başkanlık koltuğuna oturmak istiyor. Bunun için geçici bir madde ile Gül’ün görev süresini iki yıl daha uzattılar ve bir daha seçilmesinin önünü kapattılar. Gül daha ilk günden anayasa mahkemesini işaret etti! CHP şimdi bunu anayasa mahkemesine götürme hazırlığı yapıyor. Eğer anayasa mahkemesi ilgili kanun maddesini iptal ederse o zaman Erdoğan ve AKP’nin bütün hesapları değişecek. Erdoğan’ın önünde o zaman iki seçenek kalıyor: Ya Cumhurbaşkanı olacak ve bu durum başkanlık sisteminden vaz geçmek demek olacak ya da Gül’ün bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı’na evet diyecek! İkinci seçenek zor görünüyor. Erdoğan ciddi sağlık sorunları yaşıyor ve Çankaya’ya çıkmak istiyor. Bu durumda Erdoğan’ın başkanlık hayalleri de bitmiş olacak!
İkincisi, Devletin iktidar katlarında Kürt sorununda iki eğilimin kavgası yaşanıyor. Savcı açıktır ki Oslo görüşmelerini planlayan, kararlaştıran ve yürüten kesimi yargılanmak istiyor. Öcalan görüşmeler sürerken kendisi ile görüşen heyetin samimiyetine inanmıştı ve hükümetin da destek vermesi durumunda çözümün yakın olduğunu söylüyordu. Basına da yansıyan İmralı Devlet protokolleri aslında sorunun çözümü konusunda ilerlendiğini göstermiyordu. Yol haritası hazırdı. Tam uygulamaya geçiliyorken bilinen KCK operasyonları başladı. Aslında bilinen KCK operasyonu polis ve yargının hazırlanan yol haritasına cevabıydı. Emniyet ve yargı açıkça ‘ben buna izin vermem’ diyordu. Hükümet ve Kürt siyaseti süreci doğru okumadılar. Okumadıkları için operasyonlar hükümeti ve Kürt siyasetini esir aldı! Sonrasında bilinen İmralı tecridi, Silvan saldırısı, Kazan vadisi ve herkese sıçrayan siyasi operasyonlar… 
Savcı söz konusu Oslo görüşmelerini suç saymıştır. Hatırlanacağı gibi Hakan Fidan ‘Başbakan’ın özel temsilcisi sıfatı ile görüşmelere katıldığını’ açıklamıştı. Başbakan ilgili görüşmelere sahip çıkmıştı. Bu yanı ile aslında savcının hedefi Başbakan Erdoğan’dır. Bu aleni ve açıktır. Başbakan Hakan Fidan’ı yüzüstü bırakamaz. Bırakırsa kendisini hakim önünde bulacak!
Üçüncüsü, Avni Özgürel önemli ve yeni bir iddiada bulunuyor. Başkaban’ın ‘Nisan ayında Kürt sorunu konusunda kardeşlik ve barış çağrısı yapacağı bir balkon konuşmasına hazırlandığını ve yapılan MİT operasyonunun bunu engellemeyi hedeflediğini’ söylüyor. Özgürel, “Nisan 2012’de Oslo süreci-müzakereler tekrar başlayacaktı” diyor.
Hepsinden önemlisi yargı ve emniyetin yürüttüğü MİT operasyonun hedefi PKK ile müzakere politikasıdır. Bu operasyon ile Müzakereleri kriminalize etmek istiyorlar ve bundan böyle hiçbir hükümet ve devlet kurumu Kürt siyaseti ile müzakereye cesaret etmesin istiyorlar.
Bu tehlikeli bir oyundur ve hep birlikte bu oyunu bozmak zorundayız!

Yazarın diğer yazıları