MİT’in dış operasyonları tüm dünya için tehdittir

Bizim arkadaşlar „bölgesel emperyal heves” deseler de, Türkiye düpedüz bölgesel emperyalist bir ülke. Bölge çapında. Küresel emperyalizmlerin kendine has özerkliği olan bir uzantısı. Basit bir „işbirlikçi” değil. Hele „heveskar” hiç değil. Heves etmiyor, yapıyor yapacağını.

Son MİT operasyonuyla ilgili gelişmeler, bu bölgesel emperyalizmin bölgedeki sayısız marifetlerinden birisi.

Güney Kürdistan’da MİT’in, TSK’nın üsleri var. En son Katar’da bir askeri üs daha açtı. Militarist bir bölgesel emperyalizm bu.

Geçenlerde, nedense bizimkiler de dahil hiç kimsenin üzerinde bile durmadığı bir „bölgesel emperyalist işgal ve ilhak” itirafı bu köşede ısrarla vurgulandı. Tayyip Erdoğan Suriye devletinin „2000 metrekarelik bir toprağını işgal ettiklerini ve bu işgal bölgesine bir de Vali tayin ederek yönetmeye başladıklarını, yani fiilen bu toprağı ilhak ettiklerini” aleni bir şekilde açıkladı. Bunun „hevesle” bir alakası yok.

Aynı zamanda haydut bir emperyalizm Türk devleti:

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’a karşı, bundan yıllar önce yapılan benzer bir operasyonu yapmaya yeltendiğinde yakayı ele verdiler. Süleymaniye bölgesinde suç üstünde yakalandılar. Şimdi KCK güçlerinin elindeler.

Kimbilir ne hikayeler anlatıyorlardır. Yakında basının önüne çıkarılırlar.

Çıkarılırlar ama KCK savaş hukukuna bağlı kalmakta. Yalnız savaş hukukuna değil, düşmanının şahsi dokunulmaz haklarına da saygılı; Düşmanına örneğin, Türk devletinin kendi generallerine, subaylarına, polislerine yaptığına benzer aşağılayıcı davranışlarda bulunmuyor.

„Yakaladığımız MİT elemanlarının başına çuval geçirmedik” diye konuşuyor KCK yetkilileri. Kürdistan medyasında yakayı ele veren bu cinayet şebekesinin hiç bir üyesi „don gömlek, yüzü gözü dağılmış, kulağı koparılmış, ağlayıp, yalvarır” bir halde teşhir edilmedi.

Dışişleri Bakanı yalnız bu nedenle KCK’ye teşekkür etmeli.   Ama bunlar yavuz hırsız. Ev sahibini bastırıyor. Bu büyük skandala rağmen, Türk devleti, YNK’yi suçladı.

İşin acayipliğini anlatabilmek için, konuyu Türkiye’ye uygulayalım. Diyelim ki, Erdoğan’ın hüküm sürdüğü bölgede, diyelim ki Rize’de, iki Rus istihbaratçısı, buradaki Çeçen isyancılarını öldürmek üzere operasyon yapmaya kalktığı sırada, Çeçen isyancılarınca farkedildi ve derdest edilip, Çeçen „kurtarılmış bölgesine” götürüldü. Ruslar bu rezalet karşısında kendi ajanlarının beceriksizliğini cezalandırmak yerine, Türk Büyük Elçisini „ajanlarımın Çeçenler tarafından tutuklanmasını neden önlemedin” diyerek sınır dışı etti.

Ne dersiniz? Böyle bir durumda, her Türk yurttaşı „senin ajanlarının benim topraklarımda işi ne? Burası dingonun ahırı mı? Hem benim egemenlik haklarımı ihlal ediyor, benim topraklarımda haydutluk yapıp, ajanlarına cinayet planları yaptırıyorsun, hem de bu iş yüzüne gözüne bulaşınca, dönüp, Türk elçisini sınır dışı ediyorsun” demez mi?

Der. Der de, ne yazık ki YNK tam da böyle bir durumla yüz yüze olduğu halde pek bir şey diyemedi.

Neden?

Çünkü bölgesel emperyalist Türk devleti Kürtlerin topraklarında işgalci bir güç olarak, aklına eseni yapıyor ve o toprakların sahiplerini, kendisine gerekli hizmeti yapmadıkları, oradaki ajanlarına sahip çıkmadıkları için bir de cezalandırıyor.

Şu sıralar MİT’le ilgili önemli gelişmeler var. MİT Başbakanlıktan alındı, doğrudan Erdoğan’a bağlandı. Ve onun alanı da değiştirilecek.

Nasıl?

MİT Fransa modeli denilen bir modele uygun olarak „dış istihbarat” ile ilgilenecek.

Bu „dış istihbaratın” yalnızca „casusluk” olmadığını, şu son rezaletten de anlamış olmalısınız. Türk devleti bölgede, Irak’ta, Kürdistan topraklarında, Suriye’de, Lübnan’da, Ürdün’de, Mısır’da ve elbette üç kadın siyasetçinin katledildiği Fransa gibi Batı ülkelerinde „operasyon”lar yapacak; insan kaçıracak, cinayet işleyecek…

Sakın abartı demeyin: Merkel de içinde Türkiye ile çelişen bütün ülkelerin siyasetçileri ve yurttaşları Türk faşizminin tehdidi altındadır.

Yazarın diğer yazıları