Nadasa bırakılma lüksü yok

Başta Kürt dili olmak üzere Kürt varlığına dair her şey bütün devlet olanaklarıyla topyekûn bir saldırı altında ve gerçekten de herhangi bir alanın nadasa bırakılma lüksü yok. Her şeye rağmen çok ciddi bir kültürel direniş de var aslında.

Okuyucusu çok az olmasına rağmen oldukça geniş ve zengin bir kitap üretimi; seyircisi çok kıt olmasına rağmen çok ciddi emeklerle sergilenen tiyatro oyunları; kimsenin dinleme ihtimali olmasa bile sevdikleri müzikten ödün vermemeye, kendi imkânlarıyla albümlerini kotarmaya çalışan müzisyenler var. Rojava’da ise çok zor şartlarda çıkan güçlü ve nitelikli işler var.

BARIŞ BALSEÇER

Yunus Dişkaya, Adıyaman (Semsûr) doğumlu Kürt müzisyen. İlk bestelerini 1997 yılında yapmaya başlamış. Türkiye’de yaşıyor olmasına rağmen Almanya merkezli bir müzik şirketi olan “Red Music Digital” ile çalışıyor.

Sanatçının ”Kamiran” isimli albümü Red Music etiketiyle tüm dijital platformlarda dinleyiciyle buluşuyor. Albümdeki tüm şarkı sözleri Kamiran Alî Bedirxan’ın şiirlerinden oluşuyor. Dişkaya aynı zamanda Cegerxwîn, Ömer Hayyam, Sabahattin Ali gibi şairlerin şiirlerini de besteliyor.

Eserlerini Kürtçe ve Türkçe icra eden sanatçının şarkılarında baskın olan Rock müzik olsa da etnik tınıların varlığı da bir o kadar fazla, sanatçı bu yüzden yaptığı müziğin -eksik kalsa da- “EtnoRock” olarak tanımlanabileceğini söylüyor.

Kayıtlarının çoğunu ev ortamında gerçekleştiren sanatçı örneğin “Cegerxwîn” albümündeki kayıtların bazılarını 2003-2012 arası İstanbul Ayvansaray/Balat civarındaki yaşadığı evlerde yapmış. Sanatçıyı tanımak, Kürtçe müziğe olan değerli katkılarını öğrenmek için Dişkaya’yla bir söyleşi gerçekleştirdik.

Müzik nasıl girdi hayatınıza?

Lise son sınıftayken, halen anlamadığım bir nedenle bağlama çalmayı öğrenmeye giriştim. Daha sonraki yıllarda da kayıtlarla uğraştıkça ve her şeyi yalnız yapmanın doğal sonucu olarak başka enstrümanları da çalmayı öğrenmeye çalıştım. 1997 yılında beste yapmaya başladım. 2013 yılına kadar çok dağınık bir şekilde bu bestelerden bir kısmını yayınlamıştım. O yıl Karacaoğlan’ın kayıtlarını bitirip albüm olarak yayınladım ve ilk albümler arasındaki bazı duraksamaları saymazsak, o yıldan bugüne neredeyse kesintisiz olarak bu albümlerin kayıtlarını bitirmeye çalışıyorum.

Şu ana kadar kaç albümünüz dinleyici ile buluştu? Genel anlamda tepkiler nasıl? Dinleyici kitlenizden bahsetmeniz mümkün mü? Müziğiniz, Kürt müziğinde alışık olmadığımız bir sounda sahip. Tarzınızı tam olarak nasıl isimlendiriyorsunuz?

Red Music Digital ile anlaşma yapmadan önce sanırım 25 albüm yayınlamıştım. Bir süredir albümler farklı görsellerle daha geniş platformlarda yeniden yayınlanıyor. Şu sıralar “Kamiran” albümü yayınlanıyor. Birkaç ay içinde ise hepsi yayınlanmış olacak. Sahne alan bir müzisyen değilim, insanlarla da pek görüştüğüm söylenemez. Tepki olarak sadece bir süre önce açtığım Twitter ve Youtube hesapları bir fikir verebilirdi belki ama onları da pek interaktif bir biçimde kullanmadım. Şu anda iki hesap da şirket tarafından yönetiliyor. Kullandığım dönemde müziğe dair olumsuz bir tepkiyle pek karşılaşmadım. Açıkçası sosyal medya sadece yaptığım Kürtçe albümler için katlandığım bir mecraydı.

Tarz konusunun benim açımdan bir önemi yok. Beste veya düzenleme yaparken ezgiyi harici bir şeyin içine oturtmaya çalışmıyorum. Düzenleme, orkestrasyon vs. kayıt sırasında yaptığım şeyler. Öncesinde parçalar hakkında fikir yürütmüyorum. Sadece ilk kayıttan beri özenle kaçınmaya çalıştığım tek bir şey var, o da vokal melodisi ve altyapısını vokal haricinde kullanmamaya çalışmak. Bunun dışındaki her şey tamamen kayıt sırasında doğaçlama yaptığım şeyler.

Rock türevlerinin çoğunu sever, dinlerim ve elektro gitar ağırlıklı düzenlemeler yaptığım için de müziğimde baskın bir motif oluşturuyor. Ama en az onun kadar baskın bir motif de etnik müzik. Bir tanımlayıcı olarak “EtnoRock” belki daha kapsayıcı olur; ama o da oldukça eksik kalır. Bir anlamı da yok zaten. Genel olarak 80 öncesi müzikleri ve kayıtları seviyorum. Sonraki dönemde ise bir şekilde analog hissiyatı güçlü olan kayıtları dinleyebiliyorum.

Kayıtlarınızı nasıl yapıyorsunuz? Daha önce verdiğiniz bir röportajda “yalıtımsız bir ortamda” çalışmalarınızı kaydettiğinizden bahsetmiştiniz. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

Yaptığım kayıtlar çok uzun bir zamana yayılıyor. Örneğin “Cegerxwîn” albümlerindeki kayıtların bazıları 2003-2012 arası dönemde İstanbul’da Ayvansaray/Balat civarı çeşitli evlerde yaşadığım sırada yaptığım kayıtlar. Hemen hepsi vakitsizlikten geceyarıları, vokallerini yan odada uyuyan rahatsız olmasın diye efendice yaptığım kayıtlar. Bir süredir nispeten daha derli toplu bir odada ve biraz daha iyi bir ekipmanla yapıyorum. En azından artık kayıt sırasında sırtıma kediler atlamıyor ve back vokallerini kapının arkasından yapıyorlar.

Şarkılarınıza baktığımızda sözleri çoğu Kürt şairlere ait. Bu bağlamda, Kürtlerin ve kültürlerinin tehlike altında bulunduğunu değerlendirerek, Kürtçede üretimde bulunmanın önemini değerlendirebilir misiniz?

Evet başta Kürt dili olmak üzere Kürt varlığına dair her şey bütün devlet olanaklarıyla topyekûn bir saldırı altında ve gerçekten de herhangi bir alanın nadasa bırakılma lüksü yok. Başkalarına şunu yapın, bunu yapın diyemem, kendi adıma yapabileceğim en iyi şeyin bu olduğuna inandığım için müzik yapıyorum. Her şeye rağmen çok ciddi bir kültürel direniş de var aslında. Her şey derken de sadece devlet kaynaklı sıkıntıları kast etmiyorum. Okuyucusu çok az olmasına rağmen oldukça geniş ve zengin bir kitap üretimi var. Seyircisi çok kıt olmasına rağmen çok ciddi emeklerle sergilenen tiyatro oyunları var. Kimsenin dinleme ihtimali olmasa bile sevdikleri müzikten ödün vermemeye, kendi imkânlarıyla albümlerini kotarmaya çalışan müzisyenler, sadece Kürtçe yayın yapan bir müzik dergisi var Ziryab adında. Rojava’da ise çok zor şartlarda çıkan güçlü ve nitelikli işler var.

Bunların içinde dilin gündelik deveranı açısından en etkili olanı müzik elbette. Üretimler bence de yeterli değil ama bu patates değil ki üretimi arttırıcı teşviklerde bulunasınız.

Dinleyiciye hangi yollarla ulaşıyorsunuz?

Daha önce kendim bazı internet sitelerine yüklüyordum, şimdi o işleri daha düzgün bir şekilde Red Music Digital yapıyor.

Siz Türkiye’de yaşıyorsunuz; fakat Türkiye dışında bir plak şirketi olan Red müzikle anlaştınız. Bu nasıl oldu ve neden Türkiye’deki bir müzik şirketi ile değil de Almanya’daki bir müzik şirketi ile anlaştınız?

Müzik şirketleriyle yaklaşık 15 yıl önce bir iki görüşmem olmuş ve bir sonuca varmamıştı. İyi ki varmamış, yoksa ya çoktan müziği bırakmış ya da yaptığım şeylerin çoğunu yapamamış olurdum.

Bugüne kadar Red Music Digital dışında iletişim kuran da olmadı zaten. Açıkçası Ayhan Evci, Red Music Digital adına ilk aradığında plak şirketi sahiplerine dair fikir ve hissiyatım o kadar kötüydü ki, ne söyleyecekse söylese de işime gücüme baksam diye içimden geçirmiştim. Konuşma sırasında bu anlaşmanın Kürtçe albümlerden dolayı benim için çok önemli bir hale gelen ama vakitsizlikten dolayı halledemediğim şarkı sözü telifi konusunu çözüme kavuşturacağını anladım. Kürt müzisyen olarak biliniyordum ama Spotify ve benzeri yerlere girip baktığınızda sadece birkaç Kürtçe albüm vardı. Şu an pek çok kişi benim albümler üzerinde çalışıyor; kapaklar, videolar, teaserlar falan hazırlanıyor. Kendimi ”müzisyen” gibi hissetmem için ellerinden geleni yapıyorlar. Benim açımdan önemli sorunları hallettiler, umuyorum ki zaman içinde gelir tablosunu gördükçe sinir krizi geçirmezler.

90’lara baktığımızda özellikle Kuzey Kürdistan’da Kürt müziğinin üretimsel bir ivme kazandığını görebiliriz. Bugün Kürt müziğinin olduğu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Uluslararası düzeyde üretimlerin olduğunu düşünüyor musunuz?

Her şey kendi zamanı ve şartlarıyla değerlendirilmeli. Tahmin ediyorum ki 90’lı yıllar ve daha genel olarak öncesinde sadece örgütlülüğün veya toplumsal duyarlılığın fazla olmasından değil, kayıt teknolojilerinden dolayı da müzik grupları baskındı. 90’larda çok zengin değilseniz evinizde albüm kaydetme imkânınız yoktu. Müzik grubu bu işleri hızlandırmanın ve daha düşük bütçeyle yapmanın en kestirme yolu. Provalarını yapmış bir müzik grubu bir albüm kaydını birkaç günde tamamlayabilir. Müzik ve müzisyenlik açısından belki değil ama müzik üretim imkânları açısından şu anki şartlar daha iyi.

Uluslararası düzeyin ne olduğunu bilmiyorum. Hem uluslararası olup hem de popüler olmayan bir şeyleri kast ediyoruz sanırım. Yani bu anlamda rahmetli Michael Jackson oldukça yerel bir müzik yapıyordu. Müzikte nitelik konusu benim için oldukça muğlak bir konu. Bir albüm için kötü dendiğinde orada yanlış akorlar, armoniler, detone vokaller, akortsuz enstrümanlar olduğu kast edilmiyor. Profesyonel olarak üretilmiş hangi albümde müzik bilgisi eksikliği, gerçekten kötü bir enstrüman performansı, rezil bir prodüksiyon kalitesi vs. var ki?

Bence diğer dillerde de durum çok farklı değil. Yaşı elliyi geçen müzisyenleri bir kenara bırakırsanız son 15-20 yılda dünya müziğinde müzik bilgisi, enstrüman performansı ve müzik türlerine ait jenerik enstrüman tonları, sololar, akor dizileri, atmosferik efektler vs. dışında bir şey içeren kaç tane isim var ki? Benim açımdan Türkçede son dönemin en iyi müzisyeni Ahmet Kaya’ydı, onu da Kürdî olan her şey gibi ilk fırsatta öldürdüler.

Ayrıca, üretimlerin niteliğini prodüksiyona bakarak tartmak Kürtlerin gerçekliği ile pek uyumlu değil bence. Benimkilerle kıyaslandığında belki yüksek bütçeli işler ama ortalama bir yabancı prodüksiyonla kıyaslandığında komik rakamlarla yapılıyor albümler. Yakın zamanda Ruşen Alkar’ın bir albümü çıkacak. Yanlış hatırlamıyorsam bu albüme bütçe oluşturmak için kampanya yapılmıştı ve bahsettiğimiz rakamlar bazı stüdyoların haftalık hatta günlük kirasına denk. Bir senfoni orkestrasının finansmanı devlet veya ona eşdeğer bir şirket bütçesi gerektirir. İnsanlar çoğu şeyi imece usulü ve kendi imkânlarıyla yapıyor veya imkân bulamadığı için yapamıyor. Bence Kürtçede sorun olarak görülmesi gereken şey nitelik değil nicelik. Diğer diller gibi Kürtçede de caz, blues, senfoni vs. unsurları taşıyan yüzlerce, binlerce albüm olduğunda bu sorular belki biraz meşruiyet kazanır.

Öte yandan, şu an Rojava’da üzerlerine bombalar yağarken bence oldukça kaliteli işler yapan insanlar var. Bu da biraz diğer yerlerdekilere bir şeyler anlatıyor olmalı.

Kürtçe müzikte gittikçe üretim azalıyor. Kürt müzisyenler 6-7 yılda hatta 10 yılda bir albüm yapıyor. Bu durum Kürtçe müzik açısından endişe verici duruyor. Fakat siz üretiyorsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Herkesin hayatı, kişiliği, pratikleri farklı. Başkaları adına bir şey söyleyemem ama bu farklılığın temel nedeni muhtemelen her şeyi benim yapıyor olmamdır. Bu, işleri çok hızlandırıyor. Profesyonel bir prodüksiyon pahalı ve zaman isteyen bir iş. Birinin gelip sizin için enstrüman çalmasını, kayıt, mix vs. yapmasını beklemezseniz epey bir zaman kazanırsınız ama pek çok şeyden de mahrum kalabilirsiniz. Örneğin kaydettiğim 20 küsur albümde tek bir gerçek üflemeli çalgı yok. Tuşlu çalgı da gerçek anlamda yok. Bu bir tercih falan değil, zorunluluk. Herkesin sadece kendi imkânlarına gömülmesini istemek doğru değil, iyi de değil. Benimki gibi bir durumun standart olması değil istisna olarak kalması gerek.

Daha önce söylediğim gibi yaklaşık yirmi yıldır beste yapıyorum. Beste görev duygusuyla yapılacak bir iş değil ama zaman ayırmadan yapabileceğiniz bir şey de değil. En azından benim için değil. İşin içinde ilham var mı bilmiyorum ama varsa bile beni beste yapmaya çalışırken yakalaması gerekiyor. Ben hiç başka bir şey yaparken beste yapmadım.

Kürt halkına karşı şu an büyük bir savaş sürdürülüyor. Tüm Kürt partilerinden, siyasi kurum ve sivil toplum örgütlerinden “ulusal birlik” çağrısı var. Sizin bu konu ile ilgili bir mesajınızı rica edebilir miyiz?

Açıkçası genel olarak insanlara özel olarak da örgütlü mücadele içindeki insanlara hariçten akıl vermeyi kendim için doğru bulmuyorum. Kimseye mesaj veremem. Ama fikrim ve hissiyatım şu ki, bir tür birliğin başarılamaması durumunda bu yüzyılın da Kürtler için bir öncekine benzer, belki de daha yıkıcı bir seyir izlemesi muhtemel görünüyor. En azından artık “normal Kürt/terörist Kürt” gibi canice bir işgalci argümanın Kürtler arasındaki karşıtlıklardan beslenememesi gerekiyor.

Katkısı olan herkese teşekkür

Sosyal medya hesaplarını kullandığım dönemde bir şekilde benimle iletişime geçen insanlar oldu. Kimisi ile belki uzun yıllar sürecek bir dostluğum oluştu. Kimi bazı albümlerin fikrini verdi, bazıları Kürtçe konusunda, bazıları ise başka konularda yardım etti. Belki de çoğu albümün vaar olabilmesini sağlayan onlar oldu. Bazılarının söyledikleri veya mesajları yaptığım şeylerin pek ummadığım bir şekilde karşılık bulduğunu hissettirdi. Biraz daha kendimle barışık olmamı sağladılar. Teşekkür ediyorum hepsine.

Kamiran dijital platformlarda

Kürt müzisyen Yunus Dişkaya, Red Music Digital etiketiyle ”Kamiran” albümünü tüm dijital platformlarda dinleyicilerle buluşturuyor. Kamiran, iki bölüm halinde, toplam 20 şarkıdan oluşuyor. Diğer albümlerinde olduğu gibi bunda da bütün besteler, icralar ve bütün müzikal üretim aşamaları sanatçı tarafından gerçekleştirilmiş. Albümdeki tüm şarkı sözleri Kamiran Alî Bedirxan’ın şiirlerinden oluşuyor. Red Music, Kamiran albümlerinin yanısıra söz ve müzikleri Yunus Dişkaya’ya ait olan albümleri ve Cegerxwîn, Rojen Barnas, Ferid Han, Ferike Usiv, Arjen Ari gibi Kürt edebiyatının önemli ustalarının şiirlerinden oluşan şarkıları da yayınlamaya devam edecek.

Yazarın diğer yazıları

    None Found