Ne istediğini bilmek

NAGİHAN AKARSEL

Ne istediğini bilmek bir sanat. Sahiden öyle. Ne istediğini bilen ne yapacağını da biliyor çünkü. Yapmak için de emek veriyor, düşünüyor, duygularını harekete geçiriyor, anlatıyor… Anlatmanın çeşitli yol ve yöntemlerine odaklanıyor. İkna etmenin yöntemlerini arıyor. Bunu besleyen öyküleri inceliyor, biyografik çalışmalara yöneliyor, hikayeleri topluyor, yazıyor, resmediyor, dokuyor, işliyor, geziyor ya da müziğini yapıyor. Ne istediğini biliyor çünkü.

Ve böylesi insanlara dingin bir hissediş, naif bir ruh, berrak bir görüş alanı eşlik ediyor. Kaos aralığında yaşanan sarsılmaları(nı) aşmak için aynı soruyu sorar kendine: Ne istiyorum? Özgürlük mü, aşk mı, para mı, konfor mu, başarı mı, mutluluk mu, iktidar mı, sağlık mı, barış mı? Ne istiyorum? En can alıcı soru budur esasında. Bunun cevabı hayatının seyrini de belirler. Bu cevabı belirleyen ise hayata bakış açısıdır. Hayata tek yönlü bakan insanlar için esas olan bunlardan herhangi biridir. Ama çok yönlü bakmasını bilen insanlar için hepsinin birbiriyle bağlantısı vardır.

Özgürlük, aşk, sevgi, sağlık, başarı, mutluluk aynı kulvarda ilerler mesela. Bunlardan sadece birine tutunmak; örneğin aşka tutunmak özgürlüğü, sağlığı, başarıyı ve diğerlerini şart kılar. Bunun tam tersi bir şekilde iktidara ya da konfora tutunmak ise Machiavelli’nin “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır” sözüne götürür ki o zaman kişi kendinden taviz üstüne taviz verir. Kendine olan saygısını yitirir. Her ikisini belirleyen ne istediğini bilmektir. Başlangıcı iktidarla mı yoksa aşkla mı yaptığı da sonucu belirler.

Elbette bunlar göreceli kavramlardır aynı zamanda. Benim baktığım yerden bakmayabilir herkes… O zaman benim aidiyetlerimi de bilmem ve onları gözardı etmemem gerekir ki bu da varlığını, yani bağlı olduğu kültürel değerleri tanımayı gerektirir. En basitinden çocukluğumuzda ait olduğumuz değerlere bağlılık bile bir aidiyet duygusudur. Varlığım bilincimi, bilincim ait olduğum formu belirler. Varlık, bilinç ve form birbiriyle organik bir bağ içinde geleceğin seyrini ifade eder.

Eğer insanın mikro evren olduğu gerçeğinde iknaysak o zaman bu insanın isterse herşeyi yapabileceğine de ikna olmamız anormal bir durum değil. Ama bu insan ne istiyor sorusunun cevabını aradığımızda ya ne istediğini bilmeyen insanlar ya da hepsini birden isteyen insanlarla karşılaşıyoruz. En çok aldığımız cevap ise, “Hepsi olsa hiç fena olmaz” oluyor mesela. Peki bu nasıl olacak, neye göre olacak, ölçümüz nedir? Bu zemin hem faşizmin hem de demokratik sosyalizmin üzerinde yükseleceği zemin aynı zamanda.

Faşizm ne istediğini bilmeyen bireylerden beslendiği kadar kolektif iradenin neye kayıtlı olduğunu gösterme iradesinin olmaması ile bağlantılı bir şekilde gelişiyor. Hannah Arendt’in bir bütün çözdüğü totalitarizm olgusu, işte buna açıklık getiriyor. En kötüsünü yapanların farkında olmadıkları ve ortak oldukları bu durum dünyanın sonunu getirmek üzere.

Kapitalist modernitenin bunalım dönemlerinin yönetim biçimi olan faşizm bütün bunalımları yönetiyor. Ve bir erkin bünyesinde toplayarak dünyaya hükmediyor. Bunun için her yol ve yöntemi kullanıyor. En çok da ne istediğini bilmeyen insanlardan besleniyor. Kaos, savaş, şiddet, ölüm, yıkım, işgal en temel sonuçları… Buna rağmen faşizm ilerlemeye devam ediyor. Bunda bir gariplik yok mu? Bu kadar olumsuz olan bir yönetim biçiminin tarihin çöp sayfalarına atılmasına dair bir itirazımız olmasa da an’da ilerliyor olmasının izahını nasıl yapacağız? Nitekim tarihin sayfalarında kötü bir şekilde yer alması bizim için bir teselli sadece. An’da yaşanan ise özgürlüğün sosyolojisinin yaratılamamasıdır aslında. Yani An’da özgürlüğü, aşkı kaybetmek, sosyolojisini inşa edememek, acılara kayıtlı olmak, işgallerle yüzyüze kalmak ve daha niceleri çok da kazandığımız anlamına gelmiyor. Bunlar en az bir on yıl daha geriye düşmemize neden olmuyor mu? Öncelikle bunun farkındalığı ve bununla yüzleşmek önemli. Ondan sonra hem bireysel hem kollektif olarak ne istediğimizi iyi tespit etmek gerekli. Zira hem bireysel hem kollektif mutluluğumuz birbirine bağlı. Ve bunun yolu faşizmin yıkılmasından geçiyor.

Artık faşizmin yıkılmasını dilemekten öte faşizmin yıkılması için ne istediğimizi bilmek ve yapmak, onun için mücadele etmekten başka bir yol yok. Yani yapmaktan başka yapacak bir şey yok. Yapmanın yol ve yöntemleri ise herşeyden önce bunu isteyenlerin bir araya gelmesinden ve ortak bir cephe oluşturmasından geçiyor. Faşizme karşı demokratik devrim cephesini örmek… Bu da kendi başına başka bir yazının konusu elbette.

Yazarın diğer yazıları