Nam-ı diğer ‘Dünya Öğretmeni’

Bazı yazarlar vardır; bakış açıları, anlatımları farklıdır. Anlatımı rahattır, zorlamaz kendini de, sizi de. Diline gelen kalemine dökülmüştür. Kimi yazarlar vardır; birer aforizma gibidir yazdıkları. Bir cümleye koca bir içerik ve derin anlamlar yükler. İşte bu düşünür ve yazarlardan biri de “Dünya Öğretmeni” lakaplı, Hindistanlı düşünür ve yazar Jiddu Krishnamurti’dir.

Kimi kağıda döker hikayesini, kimi yaşamına, duruşuna ve söylemine. Krishnamurti daha çok konuşmaları ve söyleşilerine yansıttı düşüncelerini. Kayıt altına alınan söyleşileri sonrasında kitap haline dönüştürüldü.

İnsanın değerlerini, düşüncelerini derinden etkileyen ve yeni, özgür bir bakış açısı gösteren düşünür tek amacının insanın özgürleşmesi; insanın sınırlarını yıkmak konusunda yardımcı olmak olduğunu söyler. Ona göre sadece özgür akıl sevginin ne olduğunu bilebilir.

Krishnamurti özgürlüğün, kendimizi toplumdan soyutlamak, toplumun acılarından, kargaşalarından, kurallarından soyutlanmak ve tüm bunlara karşı tepkisizlik göstermek olduğu düşüncesine karşı çıkar. O yaşanan hiçbir olayı bastırmadan, yadsımadan sorgulamamızı öğütler ve özgürlüğü, ancak bu koşullar yerine getirildiğinde bireyin ulaşabileceği bir konum olarak düşünür. (Bilinenden Özgürlük -1969)

***

Kaynaklar onun 1895 yılında Hindistan’da brahman bir babanın sekizinci çocuğu olarak dünyaya geldiğini, altı yaşında mistik bir derneğin temsilcilerinden biri tarafından fark edilip, Londra’ya okumaya gönderildiğini belirtiyor. Krishnamurti on yıl İngiltere’de eğitim aldıktan sonra, 1920 yılında Paris’te üniversiteye yazıldı. Dünyayı gezdi, okullarda dersler verdi. Ders vermekten çok dinleyenlerin kendilerini sorgulamaları, söylenenlere körü körüne inanmak yerine kalplerinin derinliklerine bakmaları ve kendi varlıklarının hakikatini bulmaları gerektiğini vurguladı.

Ona göre, ileri bir farkındalık beceri ve bilincine ulaşabilen her insan, toplumun, dünyanın değişim ve dönüşümünü hızlandırıp arttırabilecek en önemli etkendir. Gezilerine ve söyleşilerine doksan yaşında ölene kadar devam etti. Farkındalığın önemini yaymaya çalıştı. Kimileri onu modern zamanların Yunus Emre’si olarak görür.

Krishnamurti, bireyin özgürleşmesi bahsinde oturup kitap yazmış değildir. Farklı yerlerde çeşitli söyleşileri ve yaptığı konuşmalardan derlenerek kitap haline dönüştürülmüş.

Kalıplaşmış düşünce ve inançlardan nasıl sıyrılabileceğimizi varsayımlar üzerinden anlatmaya çalışır. Sadece tek bir şeyi referans alarak düşünmenin handikaplar taşıdığını belirtir. “Başkalarının benden farklı düşünmesine karşı değilim ama onların bana düşüncelerini, yaşamla ilgili görüşlerini zorla kabul ettirmeye çalışmalarına katlanamıyorum.” O, kendisine kabul ettirmeğe çalıştıkları statülere de karşıdır. Otoriter olmadı ve mürit-mürşit ilişkilerine her zaman tepkili oldu. Duruşunu ve konuşmalarını da eşit ve dostluk düzeyinde sürdürdü.

***

Ona göre derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir: “İnsan duygusal belleğinde kayda geçmiş “anı”ları tekrar tekrar hatırlayarak acı çeker. Bu yüzden de geçmişte yaşar. Geçmiş ve gelecekte yaşayan kişi de an’a dikkatini veremez. An’da kendisini, “şimdi ve burada” yaşayamaz. Farkındalık ışığını an’a yöneltemeyen kişi, bir an sonra geçmiş olacak an’ların karanlığında kalmaya kendisini mahkum eder. İşte bu karanlık, cehaleti, bencilliği, bağımlılığı doğurur.”

Hiçbir filozof, hiçbir psikolog da size kendinizi öğretemez, onların size öğretebileceği tek şey ne olduğunuz veya ne olmanız gerektiği hakkında kendi düşünceleridir. Bu ise onların görüşü, çıkarımı, algısıdır, sizin değil.

***

Krishnamurti, vasiyetinde; “ben sıradan bir insanım, beni sıradan bir biçimde uğurlayın” demiş. Mezarının üstüne tapınak dikilmemesi amacıyla bedeni yakılmış ve külleri gökyüzüne serpilmiş.

Felsefesi, görüşleri, hayata bakışı ve hayata kattığı anlamları bakımından bizi çoğaltan böyle yazarları okumak iyi gelir.

Yazarın diğer yazıları