Nasıl ‘muhalif-mağdur’ olunur? Kürt halkından özür dileyerek…

Sözcü Gazetesi de “FETÖ“cü oluverdi. Emin Çölaşan, Necati Doğru ve kimi gazete çalışanları hakkında savcılık harekete geçti.

Sözcü gerçekten de Cemaatle “iltisaklı” mıdır?

Kesinlikle “iltisaklıdır”.

“Delil göster” dediğinizi duyar gibiyim.

İşte delil.

Kürt Özgürlük Hareketine karşı meşhur “KCK soykırım” operasyonlarında birlikte hareket etmediler mi?

Bundan büyük delil olur mu? HDP’ye karşı “birlikte” hareket etmek, Bank Asya’ya “para yatırmaktan” çok daha kesin, tartışmasız bir işbirliği değil mi?

Binlerce insanı tutuklatmak için yapılan “işbirliği”ni, çocuğunu Cemaat okulunda okutmakla kıyaslamak mümkün mü?

Telefonunda “Bylock” programı çıkan sıradan insanla, KCK tutuklamalarında Cemaatle birlikte hareket eden gazeteci arasındaki farkı anlamak çok zor mu?

Delilimizin gücünü kanıtlamak için bu kadarı yeter de artar bile.

İmdi!…

Söz konusu olan eğer Kürt Özgürlük Hareketine düşmanlık ise Türk devletinin çatısı altındaki bütün partiler, cemaatler ve kuruluşlar birbiriyle “iltisaklıdır.”

Türkiye’nin temel meselesi Kürt sorunu olduğuna göre, demek ki AKP ile TSK, TSK ile CHP, CHP ile MHP, MHP ile İyiP, İyiP ile Sözcü, Sözcü ile (şimdiki) Cumhuriyet, hepsiyle birlikte MİT ve MİT’le birlikte Cemaat Türkiye’nin temel meselesinde birbiriyle “iltisaklıdır”, hepsi Kürt halkına karşı kurulmuş bir koalisyondur.

“Ama bunlar birbirleriyle kavga ediyor” itirazını da duyar gibiyim.

Siz birbiriyle kavgalı olmayan “koalisyon” gördünüz mü? Bu sayılanların birbiriyle kavgalı olması, bunların Kürt Özgürlük Hareketine karşı aynı koalisyonda yer aldığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Bu gerçekten çıkan sonuç nedir?

Eğer bir kimse, şu anda AKP-MHP diktatörlüğüne karşı ise, onun önünde tek bir yol kalır: Kürt Özgürlük Hareketiyle “amasız, fakatsız” ittifak. Bunu yapmıyorsa o “muhalif” “koalisyon içi muhalif”likten kurtulamaz. Yani “muhalif” olamaz. Saray’ın her yeni “sefer çağrısında” askere yazılır.

“Yahu bu ne biçim koalisyon, AKP-MHP diktatörlüğü Cemaatçilere kan kusturuyor; Sözcü yazarlarını hapisle tehdit ediyor (bu arada hatırlatalım, Sözcü’nün ‘sahibi’ hala ‘FETÖ’ firarisi), bütün bunlar ne anlama geliyor?“

“Osmanlı geleneği” anlamına geliyor. Bu gelenekte Sadrazam katliamı vardır, bu gelenek kendi ordusu Yeniçerileri Sultanahmet meydanında asmıştır, bu gelenekte, bırakalım el alemi, Padişah kendi kardeşlerini, oğullarını boğdurmuştur.

Gelenek icraatta berdevam. Koalisyonda “kardeş kavgası” sürüyor.

Ama isterseniz ikinci sonuca gelelim. İkinci sonuç bu “kardeş kavgasında” “seyirci” mi olmalıyız, yoksa “müdahil” mi?

Benim düşüncem “seyirciliğin” bize yaraşmadığıdır.

Soracağımız bir soru var: Şu anda “kim mağdur”, “kim müstebit”?

Eğer gerçekten yargılanır ve hüküm giyerlerse, Çölaşan ve arkadaşları “mağdur” cenahında olacak. “Müstebit” ise belli: Saray-Ergenekon çetesi.

Bu durumda yapılacak olan bellidir: Birincisi, “mağdurdan” bir özeleştiri talep edeceğiz. “Dün müstebitle Kürt halkına karşı ortaklık kurdun, onu güçlendirdin, şimdi onun karşısında güçsüz kaldın, müstebitin zulmünden nasıl kurtulacaksın? Yakanı nasıl kurtaracaksın? CHP’nin yandan çarklı muhalefeti seni kurtarabilir mi? Kürt halkından özür dileyeceksin, gerçek muhalefetin Kürt Özgürlük Hareketi olduğunu göreceksin.”

“Bunu yaptığın gün, milyonlarca Kürt, onunla kader birliği eden yüzbinlerce sosyalist, demokrat iktidardaki müstebite karşı senin özgürlüğün için de sesini yükseltir.”

Yok böyle yapmaz da, “şeriatın kestiği parmak acımaz” diyerek, tıkıldığın hücrede de Kürt düşmanlığına devam edeceksen, hiç kimseden mağfiret beklemeyeceksin…

Faşizme karşı mücadelenin mantığı keskindir, serttir, burada liberal acıma duygularına yer olmaz, saflar netleşmelidir, kim muhalif kim “devlet koalisyonunun iktidarda ya da mapusta ortağıdır” ortaya çıkmalıdır.

Bir çıksın, göreceksiniz; sizinle en büyük dayanışma dün “devlet koalisyonunda” birlikte yok etmek istediğiniz “düşmanınız” tarafından gerçekleştirilecektir.

Sözcü’ye ve Cemaat’e son söz: Faşist rejim karşısında “biz suçlu değiliz, devletimizin sadık bendeleriyiz” diyen kişi, “devletle Kürde karşı yeniden ortaklık” dilekçesi vermiş olur. Baksanıza Kürt yurtseverlerine ve sosyalistlere, onlar şöyle haykırıyor: “Devletin suç dediği her şey, bizim için halka hizmettir.”

“Devlet koalisyonunda” Kürt Özgürlük Hareketine karşı yapıp ettikleriniz hakkında dürüstçe özeleştiri yapın ve faşist rejim karşısında “dik” durun.

Yazarın diğer yazıları