NATO öldü mü?

NATO ve Varşova paktlarına dayalı iki kutuplu dünya dağılalı çok zaman oldu. Varşova Paktı’nın dağılmasına rağmen NATO’nun sürdürülmek istenmesi başarılı olmadı. NATO ile birlikte tek kutuplu dünya hayalleri de öldü. Tam tersine çok kutuplu bir dünya ortaya çıktı. Öyle ki artık kaç kutup olduğu bile belli değil. Son NATO zirvesi bunun açık bir göstergesi oldu.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron zirve öncesi açıkça “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleşti”ğini ilan etti.

Zirvedeki birçok zırvaya bir de Erdoğan’ın şantaja dayalı resti eklendi. “NATO, YPG’yi terörist ilan etmezse biz de Baltık ülkelerine yönelik değişikliğe onay vermeyiz, veto ederiz” diyen Erdoğan sonradan sessiz sedasız bu değişikliği onayladı. Ya NATO’dan ayrılmanın çok kolay olmadığını gördü ya da başka güvenceler aldı. Perde arkasında nasıl uzlaşıldıysa, ne aldı, ne verdiyse yakında anlaşılır.

İki kutuplu dünyanın dağılması dünyanın dört köşesinde de taşları yerinden oynattı. Ama taşların yeniden yerli yerine oturması öyle kısa sürede ve kolayca olacak gibi görünmüyor.

Bu arada çok kutuplu dünyada irili ufaklı kutuplar birbirleriyle dans edercesine oynayıp duruyor. Akla gelmedik ittifaklar, çatışmalar ve çelişkiler ortaya çıkıyor. Son NATO zirvesinde bunların hepsi de görüldü. NATO üyelerinin kendi içlerindeki çekişmelere rağmen esas olarak Rusya ve Çin’e karşı hazırlık içinde oldukları anlaşılıyor.

Türkiye ise NATO’ya karşı tepkisini gizleyip şimdilik beklemeye geçmiş gibi görünüyor. Bu arada İngiltere, Fransa ve Almanya ile dörtlü zirve yaparak yeni bir kutup oluşturmaya ve kendince sorunlara çözüm bulmaya çalışıyor. Bu zirvenin gelecek sene de, sonrasında da tekrarlanacağı ilan edildi. Bölgedeki statüko Lozan’da esasen Türkiye, Fransa ve İngiltere arasında belirlenmişti. Şimdi gene benzeri bir süreç deneniyor.

Erdoğan zaten bu sürecin başında bölgedeki statükodan memnun olmadığını ilan etmişti. “Lozan hezimettir” diyen ve Lozan karşıtı görüşleriyle bilinen Kadir Mısırlıoğlu’nu saraya başdanışman olarak alan Erdoğan, daha sonra da “Burası bizim bakiye toprağımızdır. Suriye bizim iç işimizdir. İki ay sonra Şam’da Cuma namazı kılacağız” gibi fütuhatçı söylemlerle bölgedeki çatışmaları kışkırtmıştı. Devletin bir bütün olarak Erdoğan’ın arkasında birleşmesiyle, bu politika kanlı askeri saldırı ve işgallerle sürdürülmeye çalışılıyor.

Lozan öncesi süreçte o zamanki TBMM hükümeti özerklik vaadiyle Kürtlerin desteğini almıştı. Hatta takiyye de olsa “Heyetimiz Kürt ve Türk halklarının ortak heyetidir. Her iki halkı da temsil etmektedir” denilmiştir.

Şimdi bölge yeniden şekillenirken Sünni şeriatçı akımlarla Kürtlere karşı birlik yapılıyor. Kürtler ortak bir gelecek projesinde yer alan bir dost-müttefik-kardeş halk olarak değil, ezilmesi gereken bir düşman olarak görülüyor. Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün dayandığı ideolojik-politik-askeri temel budur. DAİŞ-Erdoğan ittifakının temeli de, hedefi de budur.

Oysa dünyadaki gelişmelere paralel olarak bölgede taşları yerinden oynatan asıl güç “Kürdistan Özgürlük Hareketi”dir. Dolayısıyla bölgenin yeniden şekillenmesinde en büyük rolü de Özgürlük Hareketi oynayacaktır. Özgürlük Hareketi geçmişi, birikimi ve gelecek projesiyle bölge halklarının da en büyük umududur. Taşlar yeni yerlerine oturacaksa en büyük taş Kürdistan’dır.

Erdoğan tam bir sahte kabadayı olarak NATO devletlerine güya posta atıyor. “Sizin bölgede ne işiniz var?” diye soruyor. Ama aynı anda bu güçlerle anlaşıp bölgenin en eski-yerli halklarından olan Kürtleri soykırımla tehdit ediyor. Böylece bölgenin hakimi ve efendisi olacağını zannediyor. Hatta bu hayalleri İslam aleminin halifesi olmaya kadar gidiyor.

Bölgenin eski statükosu çökerken yenisi de çok sancılı olarak doğum sürecine girmiş bulunuyor. Bu sancılı ve uzun süreç ne kadar sürer bilinmez. Ama bugünden aşikar olan şudur ki Kürtleri yok etmeyi hedefleyen sömürgeci siyasetçiler kendilerini de, ülkelerini de parçalayıp yok oluşa götüreceklerdir. Kürtleri yok sayan bir projenin “başarı” sansı yoktur.

Ama anlaşılan Türkiye devletinin gerçekleri anlaması ve kabullenmesi için biraz daha zamana ihtiyaç var.

Yazarın diğer yazıları