NATO zirvesi

NATO, Batı’nın şemsiye “güvenlik” örgütü olarak, düşman kamp Varşova Paktı’nın çöküşü ile birlikte, varlığı sorgulanan, üyeleri arasında giderek gerilimin ve çıkar çatışmalarının arttığı bir askeri/siyasi örgüte dönüştü. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) başlangıçta 12 üye ile kuruldu. Kuruluş dönemindeki politik ve askeri koşullar oldukça farklıydı. Bir askeri ittifak gücü olarak kurulan NATO, üyelerini “dış” saldırılara karşı koruma misyonunu üstlenirken, “ortak savunma” konsepti ile Atlantik’in her iki yakasını bir arada tutma işlevini de sürdürdü. Sovyetlerin çöküşü ile birlikte, Varşova Paktı da dağılınca, çoğunluğu daha önce bu paktın üyesi olan kimi ülkelerin NATO’ya katılımı ile üye sayısı 29’a çıkmış oldu. Üye ülke sayısı arttıkça, “savunacağı” ülke ve bölge sayısı artan NATO’da karar mekanizmaları da örgütün “etkinliğini” zorlamaya başladı.

Zaman zaman “dağılmanın” eşiğine gelen NATO, ABD’nin öncülüğünde bu badireleri atlattı. Fransa, Yunanistan gibi bazı ülkeler önce NATO’dan ayrılıp daha sonra geri dönmeleri, NATO içindeki gelgitlere ve tartışmalara iyi bir örnek. NATO’nun 70. kuruluş yılı nedeni ile Londra’da yapılan zirve “örgütün” geleceği açısından önem taşıyor. Sadece güncel tartışmalar değil, NATO’yu şimdiki yapısını “değiştirmeye” zorlayacak küresel gelişmeler, bu örgütün gelecekte nasıl bir yapıya bürüneceğini de göstermesi açısından önemli tartışmalar yapılıyor.

NATO’nun geleceğini belirleyecek olan köklü “değişim” mesajlarını ilkin başkan oluşuyla birlikte ABD Başkanı Trump vermeye başladı. Avrupalı müttefiklerin NATO’daki savunma yükününün büyük bir kısmını ABD’ye bıraktığını söyleyen Trump, bu haliyle NATO’nun devam edemeyeceğini, diğer ortakların savunma ve bütçe konusunda daha fazla katkı sağlamaları gerektiğini söyleyerek tartışmaları alevlendirdi.

Geçtiğimiz günlerde “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupalılar açısından NATO içindeki tartışmalara, başka bir boyut kazandırdı. Zirvede açıklamalarını sürdüren Macron, “Açıklamalarımın arkasındayım, güçlü bir NATO’dan yanayım” diyerek esas olarak NATO için “reform” mesajını şu cümleyle verdi: “NATO’nun temellerinin ne olacağını belirlemeliyiz.” İngiltere ve Almanya’nın, Fransa ile aynı görüşte olmadıklarını da belirtelim. Başta ABD olmak üzere NATO’nun Avrupa üyeleri bu zirvede NATO’nun geleceği ve hangi “temeller” üzerinde nasıl şekilleneceği konusu temel “tartışma” gündemiydi.

Türkiye’nin NATO üyeliğinin çokça sorgulandığı zirvede, Türkiye-Rusya ilişkileri, Rusya’dan satın alınan NATO karşıtı silah sistemi S-400’ler, Türkiye’nin Suriye politikaları ve NATO içindeki mevcut tutumu eleştirildi. Oyun bozucu kapasitesi ile NATO içinde önemli kararları bloke eden Türkiye, birçok NATO üyesinin eleştirisine maruz kalırken, bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin izlediği bu politikaların Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği yorumları da sık sık dile getirilmesi, NATO’daki çatlağı büyütecek nitelikte.

Türkiye açısından önümüzdeki dönemde NATO bünyesinde çalkantılı bir sürecin yaşanacağı, NATO içindeki görüş ayrılıkları nedeni ile izlediği ve kimi üyelerce “şantaj” olarak nitelen politikaların sonuç vermeyeceği biliniyorken, Türkiye’nin bu ısrarının nedeni Kürt fobisi. Batı’yla ilişkileri “kriz” olarak tanımlanan Türkiye’nin, Batı’nın savunma örgütü olan NATO’ya bu kadar “sarılmasının” altında yatan gerçek neden Kürt düşmanlığı.

Suriye’de Kürtlerin “terörist” olarak tanınmasını NATO’dan isteyen Türkiye, NATO içindeki “veto” gücünü kullanarak, örgütün Polonya ve Baltık Cumhuriyetlerini olası bir Rusya saldırısından koruyacak “savunma” planını Kürtleri “terör listesin” alma şartına bağlaması, NATO içinde sert tartışmalara neden oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Macron “NATO’da terörizm tanımı ile ilgili aynı fikirleri paylaşmıyoruz. Türkiye’nin IŞİD savaşçılarıyla ilgili belirsizliğini çözmeliyiz” yanıtı tartışmanın boyutlarını göstermesi açısından önemli. Benzeri bir açıklamada zirve öncesi ABD Savunma Bakanı Mark Esper’den geldi. Esper, “Herkes tehditleri Türkiye’nin gördüğü şekilde görmüyor.” açıklaması ile Türkiye’nin YPG’yi “terör örgütü” olarak kabul ettirme çabalarına ABD ve NATO üyelerinin destek vermeyeceğini söylemesi, Türkiye’nin çabalarını boşa çıkarmış oldu. İkinci bir uyarıyı da NATO’nun Polonya ve Baltık Savunma Planını “tıkamaması” gerektiği konusunda yapması, Zirve’nin hayli hareketli ve tartışmalı geçeceğinin mesajlarıydı. Nitekim NATO zirvesi üyeler arasında gerilimlerin arttığı bir toplantı olarak kayıtlara geçmiş oldu.

Kürt sorununu çözmek için demokratik, siyasi ve barışçıl yöntemlere yönelmesi gerek Türkiye’nin Kürt sorununu NATO’ya “taşıması”, veto tehdidini öne çıkarması içte ve dışta tartışmalara yol açmış durumda.

Yazarın diğer yazıları