NATO çanağına mı tükürdün? Çıkmazsan namussuz alçaksın!

‘NATO’ya Hayır!’  ‘Yankee Go Home!’ ‘Hoşt Amerika, Puşt Amerika…’

Daha akla gelen gelmeyen nice slogan.

Büyük mücadele…

Günlerden 17 Temmuz. Yıllardan 1968. Sabaha karşı. İTÜ Öğrenci Birliği binası. İçeride öğrencilerin silahıyla birlikte alıkoyduğu Toplum Polisi Ekipler Amiri. Başından hafif yaralanmış. Bir Albay, Yüzbaşı ve subaylar. Ben FKF İstanbul Sekreteri olarak, Harun Karadeniz İTÜ Öğrenci Birliği Başkanı olarak, diğer arkadaşlar pazarlık yapıyoruz. Polis şefi verilecek, polisin aldığı öğrenciler serbest bırakılacak. Polis ablukayı kaldıracak. Anlaşma oluyor. Çıkıyoruz. Polis şefi veriliyor, gözaltına alınan öğrenciler bırakılıyor. Artık dağılacağız. Ama birden büyük bir uğultuyla polis saldırıya geçiyor. O gün FKF ve TİP üyesi Vedat Demircioğlu şehit düşüyor. Pek çok yaralı. Benimle birlikte Şeref Yıldız, Jak Menaşe ve bu arada İTÜ Öğrenci Yurdunda uyurken gözaltına alınan ve çoğunluğu Erbakancı olan ve her cop darbesiyle birlikte “biz milliyetçi mukaddesatçıyız“ diye itiraz eden öğrenciler tutuklanıyor. Biz içerideyken olaylar gelişiyor. Öğrenciler 6.Filo askerlerini Dolmabahçe’de denize döktükten sonra Deniz Gezmiş ve Bora Gözen de aramıza katılıyor. Biz içerideyken Çekoslovakya işgali gerçekleşiyor. TİP’te büyük ayrışma. Biz Sovyetler’i destekliyoruz. Deniz, “Kızılordu oportünizmin göbeğini nallıyor“ diyor keyifle.

Şu sıralar bu ve benzer anılar kafamda şekillenip duruyor.

Biz Amerika’ya karşıydık ve Sovyetler Birliği’nden yanaydık.

Erdoğan ve ortakları, örneğin o zamanlar Milli Türk Talebe Birliği Başkanı ve şimdi TBMM Başkanı Kahraman ve hempaları emperyalizmin uşaklarıydı, Sovyet düşmanlarıydı.

Açıyorum TV programlarını, Havuz medyasının köşebazlarını okuyorum.

Beni alıyor bir gülme.

Ahmet Kekeç adındaki zibidi “NATO düşmanımız“ diyor. Amenna. Ardan Zentürk adındaki öteki yalaka “Amerika’ya savaş açmaktan“ söz ediyor. Helal size…

Savaş açmazsanız namussuzsunuz. NATO’dan çıkmazsanız aşağılık yaratıklarsınız. Denesenize…

Sizi gidinin palavracıları sizi. Zavallı AKP’li tabanı gazlıyorlar. Ergenekoncuları, Avrasyacıları pışpışlıyorlar, MHP’li tosuncukları gıdıklıyorlar. Bozdağ’a ne söylettiriyorlar? Şunu: “NATO’nun yaptığı alçaklık skandal ve rezalettir“.

Sonra yaptıkları ilk Bakanlar Kurulu toplantısının ardından aynı Bozdağ’a tükürdükleri NATO tabağını bir güzel yalatıyorlar: “Türkiye NATO’nun saygın bir üyesidir. Bundan sonra da katkılarını sunmaya devam edecektir“.

Oraya “katkı“ sunacaksınız. Ardından “yerli ve milli domateslerinizin“ alınması karşılığında Rusya’ya da hizmet edeceksiniz? Ben eminim ki, ABD’yle Zarrab işinde pazarlıkta anlaşamazsanız Mollalarla birlikte Suudilere karşı; anlaşırsanız Suudilerle birlikte İran’a karşı her denileni yapacaksınız.


Neden?

Çünkü mesele Türkiye değil. Saray. Bütün politikalar, taktikler, manevralar, yalpalamalar, bağırıp çağırmalar, sadece ve sadece Saray’ı kurtarmak için. Bu uğurda Türkiye yangın yerine dönmüş bunların umurunda değil.

Saray’ın durumu her geçen gün daha geniş bir kesim tarafından daha iyi anlaşılır oluyor:

Yıldıray Oğur Karar’da yeni Rusçuları fena halde benzetiyor. (Kekeç’in imamesi şaşıyor.) Sözcü’de Necati Doğru “hem Amerika’ya, hem de Rusya’ya“ karşı bağımsız bir tutumdan söz ediyor.

Derken Posta’da Serdar Turgut, NATO işine boş vermiş, “YPG ile DAİŞ işbirliği“ hakkındaki kanalizasyon haberlerini yalanlıyor ve “YPG’nin DEAŞ’tan nefret ettiğini ve onlarla savaşta çok ölü verdiğini, bu yüzden onlarla bir anlaşmaya girmesinin düşünülemeyeceğini“ Amerikalılara dayandırarak açıklıyor.

 Ve Kılıçdaroğlu NATO’daki olay karşısında yeniden “milli birlikçilik“ yapınca, Atatürkçü Can Ataklı, “Bu kadar korkak olma CHP“ başlığıyla onu alaya alıyor.

Özetle NATO “Atatürk’le Erdoğan’ı düşman safını simgeleyen“ isimler niyetine kullandığı halde, görünüşteki “milli birlik“ küpü fena halde su sızdırıyor.

Bunun da anlamı şudur: Ne yaparsa yapsın, Saray’ın kapısına ister “Tayyipçi Atatürkçülük“ diye yazsın, ister “Atatürkçü Tayyipçilik“ ser levhası koysun, Saray yıkıldığında ağlayanı olmayacak.

Yazarın diğer yazıları