NATO’nun sandalyesinde Rus silahı ile oturulmaz!..

HDP öyle bir seçim taktiği uyguluyor ki, eğer bu taktiğin sonunda Saray rejimi bir kaç büyük şehri kaybederse, Türkiye içine girdiği “beka” tünelinde ışığı belki görebilir.

Tünelden elbette bir yerel seçimle çıkamaz, ama ışığı görmek, o tünelde yürüme, ardından koşma imkanı yaratır.

Bu ışığı görmeliyiz. Çünkü durum sanılandan kötü ve sonuçları bakımından çok, ama çok tehlikelidir.

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Avrupa’nın Venezuelasıdır. Ekonomik kriz aynıdır. Popülist diye adlandırılan iki diktatör ikisinde de işbaşındadır. Her iki ülke de geleneksel ittifak sistemlerinin dışına çıkmıştır. Her ikisi de hem AB ile, özellikle de ABD ile gittikçe şiddetlenen bir sürtüşme içindedir. Ve her iki devlet Rusya ile askeri ilişkilerini güçlendirmektedir.

Venezuela ile Türkiye arasındaki biricik fark Venezuela’da diktatörün bir sistem içi alternatifinin otaya çıkmış olması buna karşılık Türkiye’de henüz böyle bir sistem içi alternatifin oluşmamasıdır.

O nedenle AB ülkeleri ve ABD Venezuela’da Madura’ya karşı seçimleri boykot ederek çoğunlukta olduğunu kanıtlayan sistem içi alternatifi açıktan desteklerken, Türkiye’de bu system içi alternatifin yerel seçimlerden sonra ortaya çıkmasını beklemektedir. Fark bundan ibarettir ve büyük olasılıkla HDP’nin seçim taktiğinin bir sonucu olarak faşist rejim bu yerel seçimlerde güç kaybedecek ve büyük olasılıkla Erdoğan’ın sistem içi alternatifi de ortaya çıkacak, fark da ortadan kalkacaktır.

Kalkınca ne olacaktır?

Bunu anlamak için şu haberi okuyalım: Trump “Rusya Venezuela’dan gitmeli“ dedi. Trump’ın sözlerinden önce Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’a, Rusya’nın “Venezuela’daki gerilimi kışkırtmaya” devam etmesi halinde ABD’nin “elleri kolları bağlı kalmayacağı” uyarısında bulunmuştu.

Neden? Nedenini Rus Sputnik ajansından okuyalım:

“Rusya, Pazar günü Venezuela’nın başkenti Caracas’a 100 dolayında asker ve 35 ton materyal taşıyan iki uçak göndermişti.“

Kriz geçmişte süper güçleri dünya çapında karşı karşıya getiriyordu. Şimdi bu güçler, daha önce Suriye’de olduğu gibi şimdi Venezuela’nın ta içinde cephe cepheye geliyor. Esad “Arap Baharı“ kirizinden çıkmak için ABD’ye karşı Rusya’yı çağırmıştı, Madura da aynı yola koyuldu.

Venezuela yarın Suriye’nin akıbetine uğrayabilir.

Erdoğan ne yapacak?

Bu soru her yurttaşı yerinden hoplatmalıdır. Erdoğan’ın tıpkı Maduro gibi Rusya’yı adım adım ülkeye sızdırmayacağının hiç bir garantisi yok. Nitekim Temmuz ayında S.400’ler Türkiye’ye taşındığı zaman, bu roketlerin yerleştirilmesi ve Türk subaylarının eğitilmesi için Türkiye’ye Rus askerleri de gelecektir. Tıpkı Venezuela’ya geldiği gibi.

Üstelik Türkiye’nin askeri ittifak anlaşmaları, Rus askerlerinin Ankara’ya ayak bastığı anda Türkiye’ye karşı bir NATO müdahalesinin adım adım gündeme gelmesine neden olabilir. Erdoğan iktidarı, bir anda NATO müttefiki Türkiye’ye Rus askerini sokan bir “iç düşman“ olarak tanımlanabilir.

Bunun sonucunda Türkiye Rusya ve ABD’nin cephe cepheye geldiği bir ülke durumuna gelir.

İki süper gücün ya da iki emperyalist ülkenin Türkiye topraklarında cephe cepheye gelmesi Türkiye’nin Suriyelileşmesi demek.

Bunu kim önleyebilir?

“Üçüncü yolu“ savunan Kürt özgürlük hareketi….

“Ne Amerika, ne Rusya, bağımsız Demokratik Cumhuriyet ve bütün ülkelerle karşılıklı çıkarlara dayalı, eşit haklı ilişki…“

Türkiye’de Ergenekon ve AKP-MHP ittifakı hızla Rusçulaşırken, bu yerel seçimlerden sonra ortaya çıkacak olan sistem içi alternatif Amerikancı bir alternatif olacak…

Bu iki ucu pis değnek yerine HDP, bu seçimlerde yaptığı gibi tüm Türkiye halklarını “üçüncü yol“ etrafında birleştirebilir ve bu da “tünelin ucundaki ışığa“ doğru halkın demokratik yürüyüşünü hızlandırabilir.

Türkiye için “beka“ sorunu işte budur. Yukarıda işaret ettiğim ihtimal elbette henüz yalnızca bir ihtimaldir. Ne var ki Türkiye Venezuela’dan farklı olarak bir NATO ülkesidir ve bu ülkenin “düşman kampa“ yanaşması ABD tarafından asla kabul edilemez.

Vaktiyle Warşova Paktı üyesi ülkelerin Moskova’dan uzaklaşıp ABD’ye yanaşma eğilimi göstermesi iki büyük müdahaleye neden olmuştu. Önce 1956’da Macaristan’a, sonra da 1968’de Çekoslavakya’ya Warşova Paktı orduları girmişti.

Bu yerel seçimde Kürt halkı ve dostları HDP’nin gösterdiği yönde oy kullanırken, yalnız faşist rejime karşı tepki göstermekle kalmayacaklar, aynı zamanda bir avuç oligark ve militaristin dışında tüm Türk halkının da geleceğini kurtarmak, Türkiye’nin Rusya ve ABD arasında paylaşılmasını da önlemek için büyük bir adım atacaklar.

HDP gerçek bir Türkiye partisidir.

O halde 31 Mart’da iş, ekmek, özgürlük ve Türkiye’nin geleceği için sandık başına. Kürdistan’da kayyımları süpürmek, metropollerde faşist rejimi geriletmek için…

Yazarın diğer yazıları