Ne Binali ne de Mustafa Kemal!

Binali Yıldırım Diyarbekir’de: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün davet ettiği millet temsilcilerinin arasında Kürdistan mebusu da vardı…“ demiş.

Bu geç kalmış ironik açıklama, ne Binali’yi, şuuru kapanmış bir sosyal varlık olmaktan, ne de Mustafa Kemal’i, Kürtler’e soykırımını başlatan kolonyal sistemin mimarı olmaktan kurtarmadı.

Mustafa Kemal döneminde, Kör Hüseyin Paşa, Seyyit Abdülkadir, İhsan Nuri Paşa, Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Ekrem Seyyit Abdülkadir ve Cemiyet kurucusu Ekrem Cemil Paşa, İhsan Nuri Paşa, Cibranlı Halit Bey, Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya vd. Türk deryasındaki balıkları; Mustafa Kemal’in ön ve soyadını, Fevzi Çakmak, General Alpdoğan’ı. İnönü’yü, Kazım Karabekir’i vd. tanırlardı.

Türk deryasındaki diğer tüm balıkların ön isimlerini bilecek kadar örgütlü değillerdi.

Ancak, Mustafa Kemal, sadece Dersim’i örnek alırsak, Diyap Ağa’yı, Hasan Hayri’yi, Meço Ağa’yı tanırdı.

Yer ve zamanı geldiğinde, hangi balığı oltaya takacağını bilen o dönemin bu askeri rafine sistemi, militarizme dayanıyordu. Askeri başarılar kazanmıştı.

Mustafa Kemal, zamanı geldiğinde Diyap Ağa’ya: Git, aşiretini kedisine kadar al, Dersim’den çık!“ diyebiliyor ve zamanı geldiğinde, Meço ve Diyap Ağaları, bir avluda kurşuna dizdirebiliyordu.

Binali’nin açıklaması, o kadar ironik ve bir an için bana katırvari bir bilinç tutulmasını çağrıştıran, zamanaşımına uğramış bir belirlemeydi ki, hatırlattığı aşağıdaki anı oldu:

İki gün öncesiydi.

Tesadüfen rafine bir Alman Seyyahıyla tanıştım.

70 yaşında, emekli bir adam.

Saçları ve sakalı kızıl, hayatın çemberinden geçmiş adam.

Avusturalya’dan Amerika’ya gezmiş dolaşmış olmanın gururuyla, anılarına takıldı.

Mühendisliğini yaptığı askeri gemilerin komutanları, kaptanları ve yöneticileri Alman.

Geriye kalanı Güney Afrikalı, Tunuslu, Mısırlı, Türk vs.

Dalgıçlık yapmış.

Forsu yüksek bu seyyah, övünerek anlatıyor.

“Dominikler’den, Amerika’dan, her biri kendi bölgesinde dalgıçlık yapmış, adamlar gördüm. Ame ben Atlantik’de, Akdeniz’de, Hindistan sahillerinde, Afrika’da dalgıçlık yaptım.“

Ve sonunda ironik bir gülümsemeyle son noktayı koydu:

“Dalgıçlık yaptığım denizlerde, tüm balıkları ön isimleriyle tanırdım…”

Bu, az bilge, çok tecrübeli, yaşadıklarıyla emekli, gördüklerinden şövalye rütbesi edindiği için, mutlu ve umutlu, hala pazularıyla ve sportif bedeniyle övünen adam, kendisini dinleyenlerin, nutkuna endekslenmelerinden haz duyarak güldü ve nedense demeyeceğim ama o an için kendimi, Binali’nin Diyarbekir’deki tarihi tökezleşmesiyle yüzyüze buldum.

Binali, realite dışı, kendisinin de ön ismiyle tanınan bir balık olduğunu unutarak konuşmuştu:

Aslında, şimdilerde, Kürt mücadelesinin taşıyıcıları, Binali, İmamoğlu, Davutoğlu, Erdoğan, Arınç’ın, Kürdistan’daki soykırımını başlatan Mustafa Kemal kolonyalizminin devamı olduklarını ve Türk denizinde yüzen her Kürt balığının hem ön, hem de soyismini biliyorlar:

Devamla, Kürdistanlılar, AKP’ye sığınan, aslı Liceli Zaza, Adıyamanlı kalıbına ihanet yazılı o damat, AKP Milletvekilini, Kürt olmasıyla birlikte Davutoğlu’nun başdanışmanlığı görevini yapan Çukurcalı yazarı, vücudunda kontrgerilla kurşun izini taşıyan, Erdoğan’ın ebeliğini yaparak doğurduğu “Türk Asıllı, Kürt siyasetçi“yi, TRT 6’ya sığınan, İsveç’te nam yapan, sonradan pişmanlık duyan birçok Kürt yazarının vs. vs. de ön ve soyisimlerini tanıyorlar.

İnanarak ve umutla yazıyorum: böyle olunca da, bu coğrafyada ne Binali ne de Mustafa Kemal kazanmaz!

Yazarın diğer yazıları