Ne güzel güler devrimciler

Devrim, ne güzel bir eylemdir. Devrimciler ne güzel insanlardır. Ne kadar güzel gülerler devrimciler, kocaman, yaşamın orta yerinden. Ne güzel konuşurlar öyle kitabın orta yerinden, dosdoğru, lafı eğip bükmeden. Ama sımsıcak, ana kucağı gibi sarıp sarmalar sizi sözleri. Size ilk hissettirdikleri şey güvendir. Ve bir kere güvendi mi insanlar bir devrimciye yaşamlarını sonuna kadar açarlar onlara. Ama onlar, bütün kapılar kendilerine açıldı diye öyle paldır küldür girmezler kimsenin hayatından içeriye. Usul usul girerler, girdikleri her kapıdan girmeyi hak ederek, karşısındakine, girmeyi hak ettiklerini hissettirerek girerler.

Bir kere güvendiniz mi devrimcilere, yaşamınıza temas etmelerine izin verdiniz mi, bir kere onlara temas etmeyi başardınız mı ne çok şey öğrenmeye başlarsınız onlardan. Önce fedakarlığı öğrenirsiniz muhtemelen. Feda etmeyi, kendini değil önce etrafındakini düşünmeyi, başkası için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmeyi öğrenirsiniz. Zaman içinde görürsünüz ki sadece her türlü ihtiyacından, konforundan değil aynı zamanda yaşamlarından da vazgeçecek kadar “digerkam”dır, diğercidir, diğerini düşünendir devrimciler. İlk başlarda sizi şaşkınlığa uğratır kendinden bu kadar muazzam verme hali, anlamakta size büyük zorluk yaşatır. Algı ve değerlendirme sisteminiz, eldeki verili değerlerle bu durumu ölçmekte ve bir sonuca varmakta büyük güçlük çeker. Sonra bu çok hoşunuza gider, duyduğunuz güveni büsbütün arttırır bu çıkarsızlık ve sürekli kendinden verme eylemliliği. Fakat bu durum daha sonra size büyük bir korku ve dehşet yaşatır. Öyle ya siz de vermek zorundasınız. Daha doğrusu vermek zorunda değil de seve seve vermek dürtüsü yaşamaktasınız. Vermekten, feda etmekten mutluluk duymaktasınız. Bir anda muazzam bir savunmaya geçer benci ve mülkiyetçi algı sisteminiz. Çünkü bir devrimci hücrenin ağır saldırısına maruz kalmıştır mülkiyetiniz, elden gitti gidecek varlığınız. Üstelik bu verme işini size zorla değil, sizin rızanızla gönüllü olarak size yaptırtmaktadır.

İlk tepkiniz hızla uzaklaşmak olur size anti mülkiyet aşısı yapan bu devrimci hücreden. Mümkün mertebe devrimciyi uzak tutmak lazım gelir tüm mülkiyet alanlarından. Yoksa elinde mülk diye bir şey kalmayacak. Elinde ne varsa vermek, paylaşmak zorunda kalacaksın etrafındakilerle. Elinde ne varsa, paranı, evini, zamanını, sevgini karşılıksız vereceksin, paylaşacaksın öteki berikiyle. Önce müthiş bir rahatlama yaşarsın bu devrimci tehlikeyi, olan mülkiyet alanından uzaklaştırdığın için. Büyük bir huzur ve sükunet çöker hayatına. Bütün hayatın boyunca çalışıp edindiğin şeylerle aranda nasıl da bir huzursuzluk yaratmış bu kadar kısa sürede bu kendine devrimciyim demeyen, ama bütün algı sistemini deviren bu devrimci. Ooh gitmiştir, rahatlamışsındır.

Fakat çok geçmeden yeni ve başka, bambaşka bir huzursuzluk, boşluk ve eksiklik gelip çöker hayatına. Ne paranı sevebilmektesin önceki gibi, ne tat almaktasın yeni bir eşya sahibi olmaktan, ne kendi kendine geçirdiğin, başkalarından sakındığın zamanın senin için değerlidir artık. Vermekten, paylaşmaktan alınan haz karşı koyulmaz bir çağrı olur dolaşır mülkün dolduramadığı tüm boşluklarında. Ağrılı ve travmatik bir ilişki hüküm sürmeye başlar tüm mülkiyet alanlarında. Bu ağrıyı dindirmenin, bir tek yolu vardır, devrimciyi yaşamına geri çağırmak. Bu travmaya son vermenin tek çaresi vardır, vermeyi, paylaşmayı, kendinden feda etmeyi yani devrimi yaşamına geri çağırmak. Bak aynaya o zaman, bak nasıl kocaman gülümseyeceksin. Çünkü devrim çok güzeldir, çünkü gülmek en büyük devrimci eylemdir. Ve ne güzel güler devrimciler, koskocaman, sımsıcak.

Yazarın diğer yazıları