Ne yapmalı?

Kader anı, kaos aralığı, karar zamanı ya da araf… Her birisi farklı düşünce biçimlerinde benzer anlamlara gelen ifadeler aynı zamanda. Bu aralıkta ya başarırsın ya da kaybedersin. Bunun dışında bir lüksün yoktur. Alacağın her karar, yaptığın her eylem, ulaştığın her sonuç, her davranış sen farkında olsan da olmasan da bir ideolojiye hizmet eder çünkü. Bunun farkındalığıyla varlığının toprağında izini bırakmak, bilincinin sularında geleceğe akmak, hakikatin bütünlüğünde kendini bulmak mümkündür ancak.

Zira içinden geçtiğimiz bu kader anında yaşam bir bütünlük içinde sana birşeyler anlatmaya çalışır. Her şey yarım kalmış bir şiirin esrik nefesi gibidir. Mevsimlere yaslanır. Zamana ve mekana rengini veren mevsimlere. Yeşile durmuş doğanın artık yaprağın damarlarını çürütmeye başlayan yağmurlarında ıslanır.

Bir kalp atışı ile dünyanın bütün mevsimlerini keşfedebileceğine inanırken sele kapılan umudun yitikliğinde sarsılır. Nefes almanın zulüm olduğu bir dünyada her sabah doğmayan güneşin, geceyi aydınlatmayan ay’ın hüznü ile uyanmanın kederini kuşanır. Geceyi işgal eden sahte yaşamların terkisinde güneşin tebessümü aranır. Karanlığın bitmesine adanan varlığın toprağında kanayan bir yara olunur. Gün ve gecenin eşitliğine kayıtlı olan yaşamın içinde kayıp bir an ya da. Emanetini koruyamayan…

Yüreğe yerleşemeyenlerin toprağa yerleşmediğini, hikayenin hiçbir yerinde yer almadığını sınayan.

Bütün bunlara rağmen kaos aralığında sorun yaşamı anlamaktır esasında. Duyu yitimine mahal vermeden olduğu gibi anlamak. Evrenin dilinin anlamak olduğunun farkında olmak ya da. Çoktan kurulan hayatların terkisinde seçtiğin yaşam nedeniyle ötekileştirildiğini bilmek aynı zamanda. Ve onları rahatsız ettiğini kabul etmek. Bununla başedebilmenin ve kazanmanın gücünü kuşanmak. Gerçeği olduğu gibi görüp buna göre mücadele etmek ya da.

Ve biz şimdi bir kaos aralığındayız. Bu aralıkta alacağımız her karar yüzyıllık tarihimizi belirleyecek. Leyla hevalin aralık 2018’de verdiği bir röportajda belirttiği gibi, “Ya bu süreci kazanacağız ya da bir yüzyıl daha bekleyeceğiz”.

Bilişim çağının ve gösteriş toplumunun her anlamda yaşamımıza nüfuz ettiği bu aralıkta coğrafyamızın kaderi  belirleniyor çünkü. Bunun içinde irade olmak, değişim ve dönüşümün irademiz dahilinde gerçekleşmesini sağlamak her şeyden daha önemli. Bu kırk yıldır an be an öz gücüne dayalı olarak gerçekleşen iradenin karar sahibi olması anlamına geliyor aynı zamanda. Ve bir belirsizlik var. Seçimlerde alınan sonuçlara, yıkılmaya başlayan korku duvarlarına rağmen bir belirsizlik var. Bu belirsizliği giderecek olan farkında olmak, kaos aralığındaki yaratıcı ve özgürleştirici çaba ile bireyin bütünlük bilincinin çözüm olduğuna inanmak.

Zira, “Hoşça bak zatına ki zübde tüm alemsin sen” der Şair Eşref. Öz anlamına gelen zübde ile insanın alemin özü olduğu ifade edilir belki de. Zira semavi dinlerde, batini yorumlarda, bilimsel araştırmalarda ortaklaşılan bir konudur iradeleşen ve oluşu sağlayan evrensel bilinç meselesi.

Nirvana, fenafillah, tenasüh ya da vahdet-i vücut bu evrensel bilince birer örnektir. Bilimsel literatürde ise atom altı evren olarak nitelenen mikro kozmosta proton ve elektronların birbirlerine uyguladıkları itim ve çekim güçleridir oluşu sağlayan. Ve makro kozmos yani evrenin bütününde de değişimleri belirleyendir aynı itim ve çekim kuvvetleri. Yaşamı tamamlayan, çeşitlendiren ve çoğaltan bir an’da gelişir bu. Ve evrenin her bir zerresinin bilinçli ve iradeli bir seçimi sonucu oluşur. Doğan sonuç da kaos aralığını yönlendiren bir anlama gelir.

Bunun için hakikatin bütünlüğüne inanmak ve odaklanmak gerek sadece.

Odakta yaşanan yitim savrulmalara, enerjinin parçalanmasına, gündemin saptırılmasına neden oluyor çünkü. Oysa tek bir gündemimiz var bizim: Leyla’nın yaşaması. Ve onlarla kazanmak an’ı. Eylemle, bilimle, sanatla, serhıldanla, diplomasiyle elinden ne geliyorsa onunla. Ama ne doğunun doğmatizmine ne de batının pozitivizmine kaymadan bütünlüğün bilgisini oluşturan jineolojik bir bakış açısıyla başarmanın sözünü, cesaretini, dürüstlük ve samimiyeti ile eylemini kuşanarak… Olduğu gibi. Ne bir fazla, ne bir eksik.

Yazarın diğer yazıları