Neden mi? Bir yüzyıl daha asla!

Hiç kuşkusuz ki, tarih bir kez yine en temiz sayfalarına Kürt’ün görkemli direnişini yazdı. Kimilerinin anlam vermeye zorlandığı, kimilerinin görmezden geldiği bir direniş karşısında geri adım atanlar zulmedenler ve direnişe anlam vermekte zorlananlar olurken, tarihin en güzel sayfalarına ismini yazdıranlar ise bu direnişin içinde yer alanlar ve onların en büyük destekçisi Beyaz Tülbentli Kürt anaları oldu.

Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kırılması amacıyla HDP Milletvekili Leyla Güven ve zindanlar öncülüğünde başlayıp her gün biraz daha büyüyen açlık grevi direnişlerinin önemli merkezlerinden birisi de başta Strasbourg olmak üzere Avrupa kentleriydi. Geçtiğimiz günlerde Öcalan’ın çağrısı üzerine bu direnişler sonuçlandırıldı ama bu direnişin yankıları hala devam ediyor.

Bu direnişler, özellikle Avrupa’daki direnişler başlarken, birçok kesiminin sormaktan kendini alı koyamadığı bir soru vardı: “Neden?” Bu sorunun cevabı direnenlerde aranmış olsaydı belki de cevap bulunması çok kolay olacaktı. Ama ne yazık ki, politik gerekçeler veya başka nedenlerle bu direnişin ruhundan uzak olanlar, bu sorunun cevabını başka yerde tam da bir halkı öndersiz kılmaya çalışan politik çevrelerin yanında aradı veya onların ürettiği politikanın bir parçası oldu. Göremedikleri veya görmek istemedikleri bir gerçek vardı oda; Sayın Öcalan’ı Kürt halkının tarihine ve geleceğine mal olmuş önderliği…

Neden diye sorulan sorunun cevabını ben kendi payıma birçok kez direnişte olan insanlarla yaptığımız görüşmelerden aldığım cevaplarla tamamlaya çalışırken, devreye sağ olsun Ortadoğu üzerine aldığım bir dersin Profesörü girmişti. Yaşanan direnişlerden bihaber olan bu Profesör, dersin konusu gereği şu cümleleri kuruyordu: “Dünya, bugün bir önderlik sorunu yaşıyor. Liderlik kavramı ile önderlik kavramını birbirinden ayrı tutmak gerekir. Bugün görünürde olan hiçbir liderin önderlik vasıfları yok… Ortadoğu halklarının bugün içinde olduğu en büyük sorunlarından birisi de öndersiz olmaları veya öndersiz kılınmak istemeleridir. Zaten o bölgeyi yönetme cabası içinde olanlarında en temel görevlerinden birisi de kendilerine bağımlı öndersiz toplumlar ve halklar yaratmak. Öndersiz toplumları yönetmek ve yönlendirmek en kolayıdır onlar için…”

Bu konuşmanın sonu başka yerlere gitse de, ben bu cümlelerden neden sorusuna aranan cevabı kendi adıma tamamlamıştım: Bu direniş bir halkın geleceği için yapılan bir direnişti. Bu direniş, uluslararası bir konsept gereği 20 yılı aşkındır bir halkı öndersiz bırakmaya dönük bir politikaya karşı yapılan bir direnişti. En önemlisi bir halkın kaderini kendi ellerine almaya çalışanlara karşı halkı ile bütünleşmiş bir önderlikte ısrar etmenin direnişiydi.

Evet, bu direniş sonuç verdi. Tarih bir defa yine gösterdi ki, Kürt halkı 20 yılı aşkındır kendilerine dayatılan öndersiz kılınma politikasına net bir şekilde cevap verdi. Kürt halkının bu net mesajı sadece Türk devletine değil, aynı zamanda uluslararası bir konseptle bu politikanın parçası olan güçlere oldu. Bu direniş zarfında konudan sorumlu birçok uluslararası kurum sessiz kalmayı tercih etti (CPT’nin İmralı’ya yaptığı son ziyareti saymazsak) belki ama bu direniş Öcalan’ın önderlik vasfının doğru temelde Avrupa halklarına yansımasının önünü açtı. Siyasetçi, sanatçı, bilim insanı başta olmak üzere dünyanın en ücra köşesinden dili, dini, kimliği farklı birçok insan bu direnişe destek olarak Öcalan’ın özgürlüğünü talep etti. Ortaya çıkan bu etki, hiç azımsanmayacak şekilde farklı kesimlerde Öcalan’a yaklaşım konusunda olumlu değişiklere neden oldu. Öcalan’ı görmezden gelerek Kürt sorunu konusunda politika belirlemeye çalışanlar veya bu konuda söz söylemek isteyenler artık Öcalan konusunda daha çok netler. Neden mi? Nedeni yok! Kürtler sadece bir yüzyıl daha asla sömürge altında yaşamamak için ‘lidersiz değil’, öndersiz kılınmayı kabul etmiyorlar…

Yazarın diğer yazıları