Nefret ve aşk

İngiltere ve ABD arasındaki ilişki aşk ve nefret karışımından oluşan bir ilişki olduğundan sık sık bahsedilir. Baba oğul gibi birbirinden ne ayrılabiliyorlar ne de anlaşabiliyorlar. Ama kan bağından dolayı da kopmaları imkansız gibi görülüyor. Eğitimden kültüre tarihten ticarete kadar birbirine tamamen geçmiş iki ülke. İlişkileri inişli çıkışlı, ona şüphe yok.

Diğer bir deyişle İngiltere ne ABD ile ne de onsuz yapabiliyor. İngiltere’nin egemenliğini kaybetmesiyle Amerika, dünyanı yöneten güç olmaya başladı. Yeri geldi Rusya’ya atom sırlarını vererek Amerika’nın tek başına dünya hakimiyetine müsaade etmedi. Yeri geldi beraber ikinci dünya savaşına girdiler, birlikte Irak’ı işgal ettiler. Bir nevi suç ortakları.

Her an birbirlerini gammazlayacakmış gibi görünse de yeri geldiğinden bütün dünyaya karşı tek güç halinde durabilmek adına işlerine duygularını karıştırmıyorlar. Trump ile az biraz işler değişti. Hükümet adına değil. Halk adına. İngilizlerin azımsanmayacak bir kesimi Trump’tan nefret ediyor.

Başbakan Theresa May’in Trump’ı Haziran ayında İngiltere’ye davet etmesi büyük tepkilere yol açtı. Trump bu hafta ziyareti onayladı. Haziran’ın başında 3 günlüğüne gelecek. May’in Trump’ı neden çağırdığı bilinmiyor. AB’ye ‘siz olmasanız da yanımda ABD var’ demek için bile olabilir.

Bu hafta 200 bin kişi Londra’da toplanarak May’in Trump’ı İngiltere’ye davet etmesini protesto ettiler. Bazı İngilizler, Amerika’yı zinhar sevmiyor. 1982’de Ronald Reagen’a karşı da bir protesto yapılmıştı.

2003 yılında Irak işgalinden sonra kraliçenin palasında kalan George Bush da protesto edilmişti. Tabi John Kennedy gibileri de el üstünde karşılanmıştı. Ya da Obama İngilizlerden büyük destek aldı.

Amerika’nın 45. Başkanı Trump kolay ve göz önünde bir ırkçı ve diktatör. Yani kolay lokma. Önceki Başkanlar çok mu farklıydı? İngiltere’nin işbirliğinde yani yakın ilişkide olmadığı bir diktatör var mı ayrıca?

Hatta gerektiğinde Kraliçe kendi palasında ağırlıyor bu diktatör liderlerini. Örneğin Romanya’dan Çavuşesku, Zimbabve’den Mugabe, Türkiye’den Erdoğan. Bu kişiler İngiltere’ye ağırlandığında neden rahatsızlık oluşmamıştı?

Bu tarz protestoların etkisi hemen hemen hiç yok gibi. Hatta çocukça. Politikayı etkileyebilecek birçok kanal var protesto dışında. Örneğin AB’de kalmaya çalışmak bile ABD ile ilişikleri en azından ticari ilişkileri kontrol altına alınmasa yardımcı olacaktır. İngiltere’nin muhtemelen en çok ses getiren Başbakanı Winston Churchill’den sonra yani İkinci Dünya savaşından sonra Amerika ile daha yakın ilişkiler başladığı bir gerçek.

75 yıllık kavgalı gürültülü ve birbirini sırtını sıvazlayan bir ilişki oldu onlarınkisi. Ama zamanla çökecek bir ilişki. Protestolarla çökmeyecek.

Yine siyasi sebeplerden global gelişmelerden dolayı çökecek. AB’den çıkmasıyla İngiltere Amerika’ya mecbur kalacak.

İngiltere’nin AB’de olmamasıyla Amerika’nın gözünde İngiltere Avrupa’da bir güç olmaktan çıkacak.

Yazarın diğer yazıları