Nekropolitika III: Türkiye ölüm ekonomisi ve Kuzey Kürdistan

Ava NEŞE KALP

Yeni Türkiye konsepti ile aslında tanımlanan, ful neo-liberal politikaların resmen devreye sokulduğu bir dönemin tarifidir. 90’lardan itibaren Kürdistan’da devreye sokulan ve AKP döneminde zirveye taşınan savaş konsepti, nekropolitikaların uygulama boyutunu göstermektedir. 2016 yılında Kürt kentlerinin yıkımı tam nekropolitikaların ve nekro ekonominin Kürtlerin sırtından devreye sokuluşudur. Bunun için Türk devleti üç adet ordu beslemektedir. Üç orduyu besleyecek ve üstüne kar edecek bir rantın ne anlama geldiğini buradan çıkarabiliriz.

Patır patır bu otoriteryen rejimlerin ortaya çıkışı, kapitalizmin neo-liberal yani devlet destekli kapitalizmin doğaya, kamusal alanlara saldırısının sağlanması için buna engel teşkil edecek kamunun da bertaraf edilmesini sağlamaktadır. Bu anlamda sağ ve muhafazakâr kesim yedeklenirken, tehdit olarak kadın, sol ve emek hareketinin ve Türkiye ayağında Kürt ve Aleviler şiddetin hedefi haline getirilmektedir. Çünkü toplumsal muhalefeti esas olarak bu kesim yapmaktadır. Bu nedenle şimdiye kadar mücadele ile bu kesim tarafından kazanılmış tüm hak ve hukukun bloke edilmesi de bir “zorunluluktur”. Bunun yapılabilmesi içinde halkı terörize edecek lider tiplerinin başa geçirilmesi gerekir. Bu nedenle Erdoğan, Putin, Trump, Bolsonaro vd. gibi hem ulusal hem de uluslararası yasaları takmayan, sermayeden yana, seçimleri genellikle hile ile kazanan bir liderler furyasına tanık olmaktadır dünya. Üstelik uluslararası istihbarat örgütlerinin iş birliği ile yapılan hilelerle. Örneğin, tarihinde ilk kez Amerikan seçimlerine Rus istihbaratının dahilliyeti tartışıldı. Türkiye’de 15 Temmuz tiyatrosu ile tasarımlanan olaydaki ve sonrasındaki hileli seçimlerde kullanılan yüksek teknolojinin Rusya bağlantısı pek çok kişi tarafından dillendirildi.

Bunun anlamı, ölüm ekonomisinin uluslararası devletleri yöneten çok uluslu şirketlerin global ölçekteki planlaması olarak, istihbarat servisleri üzerinden yeni liderler ve ağlar belirlendiğidir. Çünkü kapitalizmin sürekli tüketme talebini en iyi karşılayacak sistem ölüm ekonomisidir. Dolayısıyla bu karlı sektörü yönetmede işe yarayacak liderlere ihtiyaç duymaktadır. Tam da bu nedenle bu otoriteryen liderler global ölçekte ıstaka tahtasındaki okey taşları gibi yerlerine yerleştirilmektedir.

Liderler üzerinden de daha önce emek ve sosyalist hareketin elde ettiği demokratik tüm kazanımlar, ölüm ekonomisine engel teşkil ettiği bir bir ortadan kaldırılmaktadır. Dolayısıyla ilk merhale toplumun tüm direncini kıracak baskıcı rejimlerle potansiyel toplumsal muhalefeti zayıflatmak, daha sonrada oralarda ölüm ekonomisini sürdürecek havzalar oluşturmaktır. Batılı ülkelerin ölüm havzaları kendi sınırları dışında, genellikle kendisini savunamayacak kadar zayıf ülkelerin topraklarında oluşturulurken, Türkiye gibi antidemokratik ve toprak bazında işgalci devletler, ölüm havzalarını işgal ettikleri topraklar ve oradaki halkların içine alacak şekilde inşa etmektedirler. Bu nedenle Türkiye işgal ettiği Kürdistan topraklarını ölüm havzası olarak belirleyerek, ölüm politikalarını ve ölüm ekonomisini buralarda tezgahlamaktadır.

Bunun için dizayn edilen AKP ve Ergenekon, daha önce Kemalizm’in laik kaba ulusalcılıkla örgütlediği toplulukları, şimdi AKP’nin din ile yedekleyerek ve korkutarak kendine paravan olarak kullanacak biçimde örgütlemiş durumda. Nekro ekonominin karakteri olarak uluslararası bağlantıları ve işbirliği nedeniyledir ki düşmesinin kesin olduğu her seçim öncesi, özellikle Almanya ve İngiltere’nin, Rusya’nın hatta Amerika’nın Erdoğan’ı kurtarma operasyonları yürütülmektedir. Zira Kürdistan’da uygulanan nekropolitika ile Almanya ve İngiltere ile yapılan silah anlaşmaları bunun için çok değerli bilgiler sunmaktadır. Türkiye’nin her daim Almanya’nın Ortadoğu’daki taşeronu olduğu da göz önüne alınırsa, Kürdistan coğrafyasında sürdürülen savaştan bu ülkelerin ne kadar karlı olduğunu anlamak zor değil. Bağımsızlık referandumuyla gaz verilip kafeslenen Güney Kürdistan’ın petrollerinin neden İngiliz şirketlerine verildiği buradan da anlamlı hale gelir. Dolayısıyla AKP ve Erdoğan’ın varlığı bu ülkelerin elindeki altın maşa anlamına gelir. Bu altın maşa için Erdoğan’ın altın klozete oturmasına izin verilmektedir.

Yazarın diğer yazıları