Neron

Hava soğudu, tahammülsüz kış kapıda. Kandil’i bombalıyorlar! Birikmiş acılardan bekleme durakları çoğalıyor. Ve aslında Neron Roma’yı yakmadı, çünkü Roma yakıldığında Neron aşk peşinde, uzaklardaydı. Tarih yalan söylüyor, bugünler ise dün olmadan tüm gerçekleri… Ama bugünü yaşayanlar yaşadıklarına değil, hep tarihin yalanını ezberliyorlar, bir yalanın peşinde yüzyılı eskitip, tüketiyorlar.

Anamnez: hasta hikayesi, demek. Bizim hastanın hikayesi romana doğru koşuyor, cümleleri kısmaya, kelimeleri inceltmeye gerek yok. Ateşi yüksek hastanın ve içerden başlayan çürümenin kokusu gözlerinin rengini kesmiş, pis bir yeşil, bulanık, her yanımıza kıymık gibi batıyor. Hayat tükenmişlikler üzerinden özetlenebilir mi, bu çürük gözlerin gölgelediği her şey her anımıza batıyor işte. 

Geçenlerde biri Kabil demiş kusmuk suratlı adama. Saramago’nun Kabil’iyse dünya tanıyor onu, kendini halis bir mahluk gibi sunsa da. Alnının ortasında Tanrı’nın açtığı bir yarayla insan olana uzanan el şüphe doğurmaz m’ola? 

Hastanın dili lal! Anlatamaz derdini. Tecrübeli doktorun bir nazarı kafi… "Baba bana kaldığın odanın resmini çizer misin", diye sormuş küçük kız. Abidin’den haberi yok daha, o kadar küçük ve uzak… Baba daha da uzak… Şirvan çok yakın ama. Günlerce ciğerlerine toprak dolduğu için taammüden ve kasten öldürüldü ahh işçiler. Ahh, yaman bir dehliz. Sürekli içinde gezinmekteyiz. Cizre’de, Sur’da, Toledo’da ve Roma’da binlerce gizli geçitte, saklı dini icra etmekteyiz. Hakkımızda en hayırlısı bir işe yarayan dumanlar olsun, aminn!

Neron diyorduk, efsaneyi temiz bitirelim diye, Roma’yı yakmamış. Romalı gizli trollerin yangını bu. Neron entelektüel takılıyor, 17 yaşında imparatorluk koltuğuna oturduğunda içindeki imparator kesinlikle bir şarkıcı, şair ve romantik. Öyle kibritle, çöple işi yok. Ama bir imparator olduğunu hatırlatan senatörler var etrafında. Ne yapması ve nereye kadar yapması gerektiğini salık veren. Zaman zaman dalga geçiyor onların aklıyla. Zaman zaman uyuyor o akla ve sebepsiz kıyıyor anasına. Ana, baba, kardeş katli imparatorların şanından. Yine de halk Roma’nın duvarlarına kömür karası bir tarihi çiziktiriyorlar: Neron anasını öldürdü! 

Roma’nın yüzde 30’u kölelerden, yüzde 30’u gladyatörlerden, yüzde 1’i tüm bunlara sahip elitlerden oluşuyordu. Bir bakan eksilince asillerden seçmiyor, bir köleyi özgürleştirip senatoya bakan atıyordu Neron. Bir başka özgür köle ile evleniyor, eleştirileri kulak ardı edip onun kahkahalarıyla Roma’yı şenlendiriyordu. Neron döneminde Hıristiyanlar’ın en rahat örgütlenebildiği yerdi Roma. Saint Pierre Roma’da. Hıristiyanların ilk Papaz’ı diye geçer kayıtlarda. Bir sürü Tanrı’nın hikayelerine gömülmüş bir Roma’da kandırmak hala kolaydır insanları. Ama tek tanrılı bir din hızla büyüyor Roma sokaklarında. Neron insanların inançlarına karışmıyor, kendi suları ile karışmadıkça. Ama yalancı ve fitne tarih bir çelme daha takıyor Roma’ya. Neron Roma’yı yakmadı! 

Kim yaktı, nasıl yaktı sorusuna ne cevapladı bilinmez, Hakan öfke gazını almak elzemdi. Sen tut tüm Hıristiyanları yak Roma’da! Sait Pierre o zaman mı öldürüldü, sonra mı bilinmez, ama Kudüs olacakken bugün Vatikan’daysa merkez, tarihin bu kötü cilvesindendir. 

"Devrim gibidir bazı başlangıçlar, inanır ve vazgeçmezseniz eğer, mutlak gerçekleşir."

Bu sözü kim demiş uçtu gitti, ama sözün peşinden Fidel de göçtü gitti. Söz böyle bir şey, tarih de yukarıdaki gibi… Orada olmamasına rağmen Neron’a yaktırılan bir Roma bir yana, devrim ansiklopedisine kapak fotoğrafı bırakan Fidel başka bir yana…

Yazarın diğer yazıları