NeWrozlaşmak!

"Hrant’ın katlinde örgüt falan yoktu. Hem onlar da yurtdışın-da bizim elçilerimizi öldürüyorlardı. Yalan… Soykırım olsaydı soyları toptan tükenirdi. Zaten tetikçi Samat küçücük bir çocuk-tu. Yasin Hayali ise adı üstünde, örgütü gibi hayali bir sanık idi. Aslında "Hepimiz Ermeniyiz" diye bağırarak sokakları kirletenler piçtir. Ve Türk bayrağı altında yaşayan birilerinin "kimlik" diye-rek halkı isyana teşvik etmelerine asla izin verilmemelidir.

Bürokratın tecavüz ettiği 13 yaşındaki kız çocuk sayılmazdı. Çünkü bu 13 yaşındaki kız kendi iradesiyle yapıyordu "işini" ve bu nedenle tecavüz olayında faillere ceza indirimi yapılmıştır. NÇ Davası’nda tecavüzcü erkekler de mahkemede gösterdikleri "iyi hallerinden" dolayı bu uygulamadan yararlandılar. H. Üz-mez olayında da kız çocuğu tecavüzden psikolojik olarak etki-lenmemişti. Ve bu erkek sisteminde, erkek olarak haklıydı el-bette erkek adaleti.
Sivas katliamı da aslında birkaç meczubun işiydi. Madımak Oteli, tekbir sesleri eşliğinde konuklarıyla birlikte yanarken ora-da devlet yoktu. Eh suç mahallinde olmadığı kanıtlandığına gö-re, devletin suçla ilişkisi de olamaz. Zaman aşımı demokratik bir uygulamadır. Sivas Katliamı’nın zamanı doldu. Başbakanın başlattığı Alevi açılımının değeri iyi anlaşılmalıdır. Demokrasi cihadına nankörlük yapılmamalı. Sünni-Hanefi bayrak altında "Ya hak!" diyerek halkı isyana teşvik eden Kızılbaşlar bölücü örgüte destek veriyorlar. Zaten Aleviler de sonradan Müslü-manlığı seçmiş Ermeni kökenli dönmelerdir.
11 işçinin göz göre göre çadır yangınıyla öldürülmesi aslında bir firmanın hileli işidir. Yıllardır süren Tersane katliamı da öyle. Zonguldak maden işçileri yer altında sigara içtikleri için sık sık grizu patlamasıyla ölüyorlar. Kemal Türkler’in davasının zaman aşımına uğraması hukukun gereğidir. Biz hukuka müdahale etmeyiz. MİT Müsteşarı için hemen bir Kurtarma Yasası çıkar-dıysak da, bu aynı olay değildir. Adaleti uyguluyoruz. Eh, adı-mız da zaten Adalet ve Kalkınma değil mi?
Çocuk tutukluların başına gelen taciz ve tecavüz olayı, her cezaevinde olan mutat ve fevri bir olaydır. Cezaevlerindeki yüz-lerce açlık grevcisi, terör örgütüne yardım ve cezaevinde yatak-lık yapan bölücülerdir. Strasbourg açlık grevcileri de KCK tutuk-luları da, DTK da zaten aynı suç örgütünün üyesidirler. Türki-ye’de basın ne yazık ki bölücülere destek veriyordu ama çok şükür şimdi daha sorumlu.
Nevruz elbette bayram gibi bir şeydir ve bütün İslam ve Türk dünyasıyla birlikte adına layık bir biçimde kutlanacaktır. Nev-ruz, etle tırnak gibi ayrılmaz kardeşlerimiz ile birlikte ve bizim istediğimiz tarihte gerçekleştirecektir. Bu memlekette Nevruz olacaksa, ona da biz Türk-Sünniler karar veririz. 21 Mart bizce uygundur sizce de elbette uygun olacaktır. Bu nedenle kendi belirlediğiniz günde şimdilik İstanbul’da yapmamanızı rica edi-yoruz. Aksi halde müdahale edeceğiz ve bu müdahale, ekono-minin teğetsiz olarak dar boğazdan geçtiği günümüzde biber gazı için ödenecek paralarla milli bütçemize ek yük getirecektir. Buna izin veremeyiz. Ek yük olmaz tek yük olur.
***
Öfff… Tamam, yavaş yavaş ben de keçileri kaçırmaya başla-dım galiba. Uzakta yaşayarak akıl sağlığımı koruyabileceğimi düşünürdüm hep. Yanılmışım. Sultan Efendi’nin ya da Efendi Hazretleri’nin söylediği içi boş sözleri bir "hikmet" olarak kabul eden, beyni boşaltılmış, kendi anlamını yitirmiş, değerlerine yabancılaştırılmış, uydurulmuş korkuların esiri bir toplumdan adalete ilişkin bir beklenti içinde olmanın paradoksal buhranla-rını yaşıyorum her gün. Ve adalet duygusunu kaybetmiş bir toplumun vicdanını yani ahlakını da yitirmiş olduğunu biliyo-rum.
Devleti tartışmıyorum asla. Bu devletten başka bir tutum beklemenin şaşkınlık olduğunu biliyorum. İslami AKP de, ulu-salcı CHP de, ırkçı MHP de sonuçta koşullara uygun olarak bur-juva-sömürgeci devletin bekasıyla görevli sistem araçlarıdır. Onlar, ezilen halkların ve emekçi sınıfların kanını emerek sürdü-rülen bir saltanatın hem ortağı, hem de görev bölüşümü yapmış korucularıdır. Kapitalizmin ve sömürgeciliğin bu cinayet örgüt-lerinden hiçbirinin eli öteki karşısında daha az kanlı, daha az kirli değildir. Ve Kemalizm bu kanlı sistem ortaklığının Cumhu-riyet’le resmileştirilmiş adından başka bir şey değildir.
İttihat Terakki’den günümüze, "devletin temel kuruluş ilkele-ri" ile tanımlanan 6 Oklu tarihi boklu bu Cumhuriyet’e yıkmadan ‘sistem reformu’ adıyla gerçekleştirilen her girişimin aslında sis-temin ömrünü uzatmak için gerçekleştirilen bir aldatmacadan başka bir şey olmadığını katliamlarla dolu bir tarihin acılarını yaşayarak öğrenmiş olmamız gerekiyor.
Günümüzde "demokratik haklar uğruna mücadele" sözü gi-derek daha fazla "devrim" ile özdeşleşiyor.
***
NeWroz, halkların sömürücü ve sömürgeci sistemlere karşı mücadelesinin destanlaşmış adıdır. NeWroz, ezilen halkların ve emekçi sınıfların kurtuluş mücadelesinin adıdır. Bu nedenle NeWroz’da bütün ezilen, varlıkları yok sayılan halklar, sömürü-len sınıflar sisteme karşı lanetini, özgürlük ve sosyalizm istemi-ni birlikte haykırmalıdır.
Dehak sistemlerini alaşağı etmek için yeni bir başlangıç ol-malıdır NeWroz. Halkların emek etrafında kendi kimlikleriyle özgürce bütünleştikleri bir hasretin ateşi olmalıdır NeWroz ateş-leri.
Ve unutulmamalıdır o bilge söz: "Tavşan korktuğu için kaç-maz; kaçtığı için korkar!" Ve tarih, insanlığın, küçücük çocukla-rın elinde devletleri bile ürküten taşın gücünü keşfettiği andan itibaren insanlaşma sürecine girdiğini anlatmaktadır bize. Ve biliyorum ki biz burada Bonn’da olacağız, siz orada her yerde!
NOT: Bu yazı bir yıl önce yayınlandı. NeWroz’u selamlamak için yeniden yayınlanmasını istedim.
 

Yazarın diğer yazıları

    None Found