Newroz’u beklemek ölümü önleyecek!..

HDP kimi yerlerde aday göstermedi.             

Böyle olunca soruyorlar: HDP’ye oy veren seçmen, aday gösterilmeyen yerlerde kime oy verecek?

“Kime oy vereceği”nin hiç bir önemi yok.

HDP’li seçmen AKP’ye oy vermeyecek; AKP-MHP faşist ittifakının karşısında kim kazanabilecekse ona oy verecek.

Neden?

Çünkü şu anda HDP dışındaki muhalefet AKP-MHP ittifakını yenemez. HDP olmadan hiç bir adım atamaz.

İyi de HDP dışındaki muhalefetin “kazanması” demokrasi mi getirir?

Getirmez.

Ama faşist rejimin krizi derinleşir.

Demokrasi HDP’nin, gerçek demokratların, solun, özgürlükçü Müslümanların işi…

Faşist rejimin krizi demokrasi cephesinin sistem dışı demokratikleşme sürecini derinleştirme imkanı verir.

Eğer HDP’nin seçim taktiği başarılı olur ve aday gösterilmeyen büyükşehirlerde AKP-MHP ittifakı yenilgiye uğratılabilirse, büyük olasılıkla AKP bölünür.

Geçtiğimiz gün, Davutoğlu’nun başdanışmanı Etyen Mahçupyan bir TV programında “yeni bir partinin” kurulacağı haberini verdi.

Havuz Medyası “Babacan’a yeni parti kurduruluyor” diye konuşmaya başladı. Babacan’ın arkasında Abdullah Gül, Davutoğlu v.s. duruyormuş.

Akla yakın.

Böyle bir durumda ne olur?

Olabileceklerden biri Mafya şefi Peker’in silahlanmaya çağırdığı “milislerin” seçim sonuçlarına karşı harekete geçmesidir.

Geçebilirler mi?

Geçebilirler… Ama geçtikleri anda bu defa da sistem daha beter çatlar: Venezuela örneği ortada. O gün rejimin efendileri, ABD, AB, sistem için yeni alternatifi açıkça destekler. Gül’e, Davutoğlu’na, Babacan’a gün doğar.

HDP’nin seçim taktiği daha şimdiden sonuç vermeye başladı.

İşte bu ortamda Leyla Güven’in öncülüğünde  “Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım, Kürdistan’ı özgürleştirelim” şiarıyla başlayan kitlesel açlık grevlerinin siyasi anlamı da ortaya çıkıyor.

Ölüme meydan okuyanların bu hamlesiyle, HDP’nin esnek seçim taktiği birleşiyor ve „sistem dışı” devrimci siyasi iktidar alternatifinin oluşma süreci ilk adımlarını atıyor.

Açlık grevcileri Kürt oylarının parlamenter mücadele içinde “eriyip gitmesini” böylece önlemiş oldular. Onların bu hamlesi olmasaydı, HDP’nin seçim taktiği parlamentarizmin dar sınırlarını aşamazdı.

Şimdi aşmış bulunuyor.

HDP’nin seçim taktiğinin başarısı için HDP’li seçmenler mevcut devlet sisteminin AKP-MHP kanadına karşı, aynı sistemin CHP kanadına “asılan adama ipin verdiği desteğe” benzer bir destek verecekler. Böylece Saray rejiminin krizini derinleştirecek ve CHP içindeki Ergenekoncu unsurun CHP tabanındaki etkisini de krize sokacaklar.

Açlık Grevcilerinin “ölüme meydan okuyan” hamlelerinin başarısı için ise sokağa çıkacaklar, Saray rejiminin yarattığı korku havasını dağıtacaklar, seçtikleri Leyla Güven “açlık” yoluyla ölüme karşı yürüyorsa, onlar “sokak” yoluyla Leyla Güvenlerin ölümünü önleyecek ve tecrit duvarında her gösteriyle bir gedik açacaklar.

Şu anda “ölümlerle” yarış halindeyiz.

Geciktiğimiz her an bir grevciyi kaybedebiliriz.

Büyük bir hızla önce Newroz’a ve hemen sonra seçime hazırlanmalıyız.

Newroz “tecride” karşı büyük bir adım olacak ve seçimlerden sonra ortaya çıkması mutlak olan krize demokrasi güçleri devrimci tarzda hazırlanacak.

Tekrar yazıyorum:

HDP’nin seçim taktiği rejimin krizini derinleştirir, AKP’yi böler, “sistem içi” alternatifin ortaya çıkmasını sağlar.

Eğer burada durursak, bunun sonucu “sistem içi çözüm” olur ve bu çözümün de ne kadar “demokrasi” olacağı kestirilemez.

Buna karşılık Açlık Grevcilerinin hamlesi, eğer halk kitlelerinin harekete geçirirse, seçimlerde yenilgiye uğrayan faşist rejime karşı “sistem dışı” alternatif hızla güçlenir, demokrasinin alanı genişler, Kürt sorununda çözüm yeniden gündeme gelir, Rojava’da elde edilen kazanımlar güvence altına alınır, tecrit kırılır, PKK Önderi de içinde bütün politik tutsaklar özgürlüğe kavuşur ve bunların doğal sonucu olarak ekonomik krizin emekçilerin sırtına yüklenen sonuçları adım adım ortadan kaldırılır, halk refahının yolu açılır.

İşte HDP’nin seçim taktiği ile Leyla Güven’in başlattığı Açlık Grevlerinin arasında böylesine bir organik bağ var.

O halde bu bütünsel çizgiyi başarıya ulaştırmak için bir yandan “sandığa” günahımız kadar sevmediklerimiz olsa bile “oy atmaya” kendimizi hazırlayalım; ama diğer yandan da “sevaplarımız kadar sevdiğimiz” Açlık Grevcilerinin elindeki “tecride son” bayrağını almak, onlarla birlikte “sokaklarda, alanlarda” ayağa kalkmak “radikal demokrasiye” doğru yürümek için cesaretimizi bileyelim.

Deney bu çizgiyi doğruluyor.

Sokaksız seçim “kağıttan sandıktır”. Erdoğan defalardır bu “kağıttan sandığı” tek bir kibritle yaktı, kül etti.

Ama seçimin krize yuvarlayamadığı, zayıflatamadığı durumda da Erdoğan sokağı bırakalım, Kürdistan şehirlerini yaktı, yıktı. Diktatörlüğünü kurdu.

Tüm muhalefetin sandıkta birleşmesi ve tüm halkın sokaklarda birleşmesi, bu iki birliktelik faşist rejimin sonunu getirecektir.

Yazarın diğer yazıları