Normalleşmenin muhatabı Fazıl Say değil İmralı’dır…

Cihan DENİZ

Toplumsal gerginlikten beslenmek AKP’nin iktidarda kalma reçetesindeki en önemli ilaçtır. Toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendiren yakıcı sorunların üstünün örtülmesi adına toplumun yapay sorunlar ekseninde iktidar eliyle kutuplaştırılması, iktidardan uzaklaşan kesimlerin tekrar iktidarın yörüngesine oturtulması adına farklı toplumsal kesimlerin birbirinden nefret eder hale getirilmesi, AKP’nin iktidarda kalma yolunun özüdür.

Bir dönem çok doğru bir şekilde bu yöntem kan-oy diyalektiği olarak tanımlanmıştı. Kürt sorunun çözüleceği ve Türkiye’ye barışın geleceği beklentisinin hakim olduğu bir atmosferde yapılan 7 Haziran 2015 seçimlerinde umduğunu bulamayan AKP, iktidarda kalmanın ve kaybettiği oyları ger kazanmanın yolunu Kürt sorununda bir şiddet sarmalı başlatmakta bulmuştu. Bu şekilde özelikle ırkçı-milliyetçi kesimlerin oylarını almayı planlamıştı. 90’ların geri geleceği şantajıyla da HDP’ye kayan Kürt oylarını geri almanın hesabı içindeydi. Belli bir noktaya kadar evdeki hesap çarşıya uysa da, gizlenemeyecek hale gelen ekonomik çöküş ile birlikte bu denklemin artık istenilen sonucu üretemeyeceği anlaşılınca, daha önce de sıklıkla kullandıkları bir yönteme başvurdular: toplumu özünde suni olan sorunlar ekseninde bölme ve kutuplaştırdıkları bu kesimler arasındaki gerginliği ülkenin gerçek sorunlarının üstünü örtecek bir araç olarak kullanma.

Bu yöntemin an itibarıyla artık limit değerine ulaştığı ve iktidar açısından arzulanan sonuçları üretmediği görülmektedir. Artık korku, kan, toplumsal kutuplaşma halkların gerçek sorunlarının üstünü örtememektedir. Milliyetçi hezeyanlar, toplumun bir kesiminin iblisleştirilmesi AKP’den uzaklaşan kesimlerin tekrar konsolide edilmesi için artık yetersiz kalmaktadır. İktidar da, dün işine yarayan bu araçların gelinen noktada bırakın işine yaramamayı kendisine zarar verdiğinin farkındadır. Bu nedenle de buna göre çeşitli hamleler yapmaktadır.

Kendisini çok güçlü göstermeye çalışsa da iktidarın manevra alanı bugün gerek içeride gerekse de dışarıda oldukça daralmıştır. Dışarıda Suriye ve Rojava’da yaşananlar ve içeride bir yandan cezaevlerinde İmralı tecridinin sona erdirilmesi talebiyle başlayan açlık grevleri, diğer yandan halkları her gün daha da yoksullaştıran ekonomik kriz karşısında iktidar sıkışmış durumdadır.

Cumhurbaşkanı’nın Fazıl Say konserine gitmesi bu sıkışmışlık içinde ele alınmalıdır. İktidar kanadı Cumhurbaşkanı’nın Fazıl Say konserine gitmesini toplumsal kutuplaşmayı azaltacak bir hamle olarak sunsa da, bu hamlenin asıl amacı bambaşkadır. Amaç toplumsal bir normalleşme sürecine girme değil ama bunu istiyormuş gibi gözükmek ve toplumsal gerginlik konusundaki sorumluluğu sırtından atmaktır. Fakat bu adımın daha örtük ama çok daha önemli bir mesajı daha vardır: uluslararası bir boyut kazanmış ve çözümü artık ertelenemez bir noktaya gelmiş Kürt sorunu karşısında seküler-milliyetçi kesimlerle Kürt karşıtlığı temelinde bir normalleştirme mesajı verilmek istenmektedir. Özellikle Rojava’ya dönük bir müdahalenin gündemde olduğu böylesi bir süreçte bu adımın atılması şüphesiz tesadüf değildir.

Bu adımın toplumsal bir normalleştirme getirmeyeceği, tersine toplumsal fay hatlarında biriken enerjiye daha da artıracağı ve daha büyük patlamalara yol açacağı açıktır. Samimi bir şekilde toplumsal kutuplaşmalara son verilmesi ve bir normalleştirme süreci başlatılmak isteniyorsa, atılacak adımlar açıktır. Türkiye’deki toplumsal gerginliğin bir tarafı olmadığı için Fazıl Say’ın muhatap alınması, doğal olarak, bu adımlardan biri değildir.

Toplumsal gerginlik gerçekten azaltılmak isteniyorsa, en başta kuşkusuz, gün geçtikçe gerek mahpusların yaşamları gerekse de toplumsal sonuçları açısından geri dönülmez bir noktaya yaklaşan cezaevindeki açlık grevlerine kulak verilmelidir, onların talepleri yerine getirilmelidir.

Dolayısıyla, toplumsal kutuplaşmalara son verilmek isteniyorsa, atılacak ilk adım İmralı üzerindeki tecridin sona erdirilmesi ve en başta ailesi ve avukatları olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin Sayın Abdullah Öcalan ile iletişim kurmasının sağlanmasıdır. Geçmiş deneyimler de düşünüldüğünde, böylesi bir adımın toplumsal barış ve demokratikleşme açısından nasıl sonuçlar doğuracağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Bu gerçeği Türkiye halklarına anlatmak ve AKP’nin onların gözünü boyamasına izin vermemek en başta demokratik siyaset olmak üzere barış ve demokrasi mücadelesi veren tüm kesimlerin en önemli görevlerinden biri olmalıdır.

Yazarın diğer yazıları