Normallik ölümdür*

Türkiye’de ölüm, yoksulluk, yolsuzluk, ihanet, savaş, cinayet, kırım, küfür, hakaret, vahşet, dehşet, hırsızlık gibi kavramlar artık anlamını yitirmiş durumda.

Çünkü hepsi de iktidar tarafından yapılıyor. Ayrıca bunların tümü toplumun yüzde 20’lik kesiminin evlerinin önüne bağladıkları Türkiye’nin tüm gelir kaynaklarıyla geri kalan yüzde 80’lik kesim büyük bir yok oluşa sürekleniyor.

Yüzde (%) işareti kullanıldığında toplumsal yaşam kötürümleştiriliyor. AKP toplumda bu işareti kullanmak için kötülüklerin tümünü kullandı. Kullanmaya da devam ediyor. Faşizm bu yüzde 20’lik kesim tarafından büyütülüyor. Toplumsal arzuymuş gibi yansıtılıyor. Miş gibi yaşamlar üretiliyor. Umutsuzluk Türkiye toplumunun bedeni ve ruhunu sarıp sarmalıyor. İnsanlar siyanürlerle toplu ölüme koşuyorlar. Bu bir toplum için son kerte oluyor. Umutsuzluğun dağıtılmaması için iktidar özel uğraşı içine giriyor.

İktidarın oynadığı oyunun başında kadın bedenlerini tek tek yok ederek aslında insan aklını, sağlığını bozmaya çalışıyor. “Sokağın ortasındaki cansız beden senin bedenin değil.” diyor. Evet oldukça kişisel bir yaklaşımla ele aldığınızda Ekin Wan’ın, Hevrîn Xelef’in, Amara’nın Daye Eqidê’nin, Taybet Ana’nın bedeni senin bedenin değil. İndirgemeci de olmayalım. Sistemin bu kadar dumura uğrattı akıl ve duygu dünyasında o bedenin “normal” bir kadının bedeni olduğu beklenemez. Çünkü onlar Kürtler… Türklüğün itaat isteyen egosuna hizmet etmemişlerdir. Türksen övün değilsen itaat et söylemine kulak asmamışlardır.

Ankara’da üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Şule Çet’i, Gölcük’deki Ecem Balcı’yı, Isparta’daki Güleda Cankel’i de hissedilmesi de pek beklenemez.

“Kesin tanımadıkları erkeklerle bir yerlere gitmişlerdir. Fazla geziyorlardır. Hele bir de açık saçık elbiseler giyiyorlarsa erkeğin tacizini de bekliyorlardır. Gece sokağa çıktıklarında mutlaka bir erkeğin saldırısını bekliyorlardır. AKP iktidarı günlük olarak defalarca şu cümleyi kuruyor; Kadınsan sokağa çıkmayacaksın. Erinin erkeğin gelip seni almasını bekleyeceksin” bu kadınlar bu sözlere kulak asmayan kadınlar. Karşı durdukları AKP iktidarını sokaktaki tezahürüdür.

Rabia Naz Vatan ve inatla katillerini arayan anne ve babanın durumununu da Türkiye toplumundan anlaşılmasını beklenmemeli. AKP vekili Şirin Ünal’ın evinde ölü bulunan ve intihar ettiği söylenen, AKP’e vekili Şirin Ünal’ın “şizofrenik” dediği Nadira Kadirova’nın ne kendisini ne de “yabancı” ailesinin acısı anlaşılamaz.

İstanbul Fatih’deki siyanürle toplu intihar eden Yetişkin ailesi yine İstanbul Bakırköy’de siyanürle ölen Delen ailesi, bunlar da anormal ölümler. Sistemin öl dediğinde öldüğü, ölme dediğinde ölmeyenlerden değiller. Dolayısıyla bir şekilde sistemi kabul etmeyenler.

Erkek egemen sistemin normalizasyonuna girmeyen, girmemek için direnenler. Bunların hissedilmesi pek anlaşılır bir durum olmaz. Çünkü büyük katil kendisine küçük katiller oluşturur. Egemenler var oluşlarını kendilerine benzerlerin omuzlarında yükselerek sağlarlar. Egemenlik tüm erkeklerin ve kadınların bedenlerinin içinden geçerek kendini üretir. Ne kadar fazla bedenin içinden geçerse o sistemin normalizasyonunu sağlar. Sistemi arzu eden bedenler oluşturur.

Aynı Büşra Nur Çalar gibi kadınlar oluşturur ki, Dayê Eqidê’nin topraklarını savunduğu anlaşılmasın. Sistem için anlaşılır ve doğru olan şatafatlı mevlütlerle, 40 günlük bebeğe tek taş takmakla, iktidarın heybetini göstermekle olur. Diyor bu sistem.

İktidar arzu üretir, o arzu üzerinden varoluşunu sağlar. Ama kadınlar, erkekle özgür yaşamak isteyen kadınlar, toplumla özgürce yaşamak isteyen kadınlar dünyanın her yerinde böylesi arzu inşasına karşı da direniyorlar. kadının salt beden olmadığını, aklıyla, ruhuyla bir bütün halinde yaşadığını söyleyerek toprağa düşen her bedenin hayallerini, ideallerini de omuzlayarak yürüyorlar. İktidarın karşısında normalliği ölüm olarak görüyorlar. Arzularını da hayallerini de kendileri inşa ediyorlar.

* Normallik ölümdür   -Michel Foucault-

Yazarın diğer yazıları