Nûjiyan’ın ışığı…

Büyük bir konvoyun en önündeydin. Kurdistanî üç güzel renge sarılmış, çiçeklerle süslenmişti tabutun. Bize baharı hissettiren o her zamanki güzel gülüşünün asılı kaldığı büyük bir resmini asmışlardı seni taşıyan aracın önüne. Tam istediğin gibi, hep en önde olma arzun bu kez de gerçekleşmişti. Yüzlerce insan seni karşılamak için geçtiğin yolun sağına ve soluna elinde bayraklarla duruyordu. Sen aralarından geçerken bir alkış tufanı kopuyor, zılgıtlar çekiliyor, sloganlar yükseliyordu. Bayraklarla karşılanıyordun Nûjiyan, tam da istediğin gibi. Unutmamışlar çiçeklerini de… Halkım senin ve hepimizin hayalini kurduğu özgürleşen ülke topraklarında onlarla nasıl kucaklaşmak istediğimizi biliyor Nûjiyan! Tam da hayalini kurduğumuz, kurduğun gibi karşıladılar seni. 

Sadece kadrajına değil, yüreğine de sığdırdığın Şengal ve Şengal’in hikayesini yüzlerinden hüzün akarken okuduğun o halk, sonsuzluğa uğurlarken seni tutamıyor kendini. 74 fermanın içlerine ektiği acıyı, “bu kez de 75’incisi denendi” derken neden ve kimler tarafından vurulduğunu hatırlıyorlar. Senin de düştüğün toprağın, acısı dayanılmaz kaç trajediye tanıklık ettiğini ve göğsüne başını koyan sen gibi binlerce kızını ve oğlunu bir kez daha hatırlıyorlardı. Çok zordu onlar için seni son kez uğurlamak. Ama onlar matemini gizlemeyi öğrenmiş vakur duruşlarıyla, yine de dimdik durdular.

Başlarından geçenleri bugüne kadar anlatmaya söz bulamayan Êzidîxan’ın kadınları, dillerine vurdukları mührü çözmeye yemin ederek karşıladılar seni. Sana anlatacaklar kendilerine dahi anlatmaya güç getiremediklerini. Sen yine onların hikayelerinin taşıyıcısı olmaya devam edeceksin. Bir kez daha senin huzurunda ihanete meydan okuyacaklarını haykırdılar. İhanet, kendisinin kazdığı hendeğe gömülecek, Sen ise yüzlerini dönerek ibadet ettikleri güneşin kendisi olarak Şengal’den yükselmeye devam edeceksin.  

Şengalli çocuklar da oradaydı. Onlara mikrofon uzatırken “büyüyünce ne olmak istiyorsun-uz?” soruna kendinden emin bir tavırla “Apocu olmak istiyorum” diyen çocuklar… Apocu olmayı tercih eden abla ve ağabeyleri gibi onlar da sana dönerek son bir kez ne olmak isteyecekleri yönünde kararlaşıyorlardı. Her bayram sana şekerleriyle, en sevdikleri oyuncaklarıyla ve umutlarıyla gelecekler bundan sonra. Belki de bazıları kendi hikayeleriyle birlikte senin de hikayeni anlatmak için kaleme sarılacak. Senin de Deniz’den devraldığın mirasın sürdürücüsü olacak ve hakikatin peşinden koşacaklar. 

Şengal’in özgürlüğüne kendilerini adayan genç savaşçılar da yalnız bırakmadı seni. Sen Şengal’e girerken her biri nöbet tuttuğu mevziden sana doğru eğildi. Onların omzunda taşındın. Onların zulüm karşısındaki zaferlerinin taşıyıcısı ve sesi olan Sana karşı daha büyük zaferler kazanmanın andını içiyorlardı. Seninle hayallerini de paylaşan Şengal’in savaşçıları, Şengal için özgürlük şiarı atıyorlardı. Ve seninle vedalaşırken, Şengal’in kutsal bedenine uzanan ihaneti kendi karanlığına mahkum edeceklerini ve içinde senin de olduğun Şengal’in özgür olacağını ve sonsuza dek özgür kalacağı sözünü verdiler. 

Seni seven herkesin, hepimizin omuzlarında taşındın sonsuz yolculuğuna. Sen hepimizin arasından doğup büyüdüğün kentin ve Şengal’in kutsallığını kuşanarak bir ışık gibi geçtin. Cesaretine, iradene ve yaşama sarılan bağlarına bir kez daha hayran bıraktın hepimizi. Biz ışığını izlemeye devam edeceğiz, çünkü o bize ihanet ve kahramanlık arasında nasıl keskin bir çizginin olduğunu daima gösterecektir.

Yazarın diğer yazıları