O daha başlangıçtı

Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde Kürt coğrafyasında her gün siviller ölürken, kentler delik deşik edilirken, İstanbul’da son 5 ayda 3 kadın devrimci muhalif polis infazıyla katledilirken, gazeteciler tutuklanıp hücrelere atılırken, Batı’da bir sessizliktir gidiyor. 

Dün Gezi şehidi Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş’ın ölümünün 2.  yıldönümüydü. Fadime’nin yoksulluk ve yoksunluklar içinde geçen emekçi yaşamı Mehmet’e adalet ararken son bulmuştu. O’nun mezar başı da sessizdi. Kimsecikler yoktu.

7 Haziran’ın ardından başlayan Saray’ın savaşına karşı Kürdistan’da güçlü bir direniş sergilenirken, Batı’da sanki Gezi yaşanmamış gibi bir hava var. Daha şundan birkaç yıl önce Haziran isyanı meydanları sarmamış mıydı? Çoğumuz büyülenmiştik o günlerde. Gezi Parkı on binlerce muhalif tarafından AKP’nin kepçelerinden kurtarılmış, haftalarca devletin, polisin giremediği parklarda, meydanlarda çadırlarda yaşamıştık. Yolsuzluklara, otoriterliğe, kentin rantına, talanına, AKP despotik iktidarına halklarımız birleşerek karşı koymuştu. Sosyalistler, liberaller, Kürtler, ulusalcılar, demokrat Müslümanlar devletin şiddetine karşı el ele vermişti. Birleşerek yapabildiklerimizi görünce sanki bir uykudan uyanmıştık.

Çok değil, daha bundan birkaç yıl önce çapulcular Gezi Parkı’nda kitap takas pazarları kurmuş, devrim marketleri açmıştı. Batı kentlerinde onbinlerce insan günlerce "Bu daha başlangıç mücadeleye devam" sloganları ile sokaklarda yürümüştü. Ama şimdi ne oldu? Saray darbesi içerde, dışarda savaşı yükseltirken, 64. Hükümet açıkladığı eylem planında 3 ay içinde kiralık işçiliği yasalaştırmayı, kıdem tazminatını fona devretmeyi, güvencesiz esneklik makyajı altında çalışma yaşamını kuralsızlaştırmayı, kenti, doğayı talan etmeyi koymuşken… bu sözler yarım mı kalacak? 

Biliyoruz, Gezi örgütlü bir başkaldırı değildi. Parklarda forumlar sürdürülmeye çalışılsa da, örgütlenme çabasına girilse de yol alınamadı. Biliyoruz, Gezi’nin ardından devrim ve demokrasi güçleri beslenerek, güçlenerek çıkamadı, kendilerini daha örgütlü kılmayı da başaramadılar. Ama aynı Gezi, ezilenlere yeni bir yaşam çağrısı yapan HDP’ye 7 Haziran başarısını getirdi. Çoğu Kürt oyları olsa da 7 Haziran; yarattığı umut, Batı’ya verdiği mesaj ile Gezi ruhunun ifadesiydi. Öyle değil mi?

1 Kasım seçimlerinden önce domuz topu olan düzen güçlerine sırtını dayayan Saray darbesi yönetimi, çok daha pervasızlaştı. 

Kürt coğrafyasında sokaklar, mahalleler kuşatıldı. En son Diyarbakır’ın kalbi Sur adeta savaş ortamındaki bir Suriye kentine dönüştü. Mahalleler günlerce işgal altında, evlerinde çoluk çocuk, yaşlı genç insanlar günlerce tutsak alınıyor. Şimdiye kadar sokağa çıkma yasağında kalınan gün sayısı toplamda 170 günü aştı. Bu günlerin her anı bombalarla, silah sesleriyle, can kayıpları, yıkım, açlık ve susuzlukla geçiyor. Bütün bunları halklarımıza reva görenler ne yapmaya çalışıyorlar, nereye gidiyoruz? Yarın bir iç savaşın içine mi atılacağız? Biz de Suriyelileşip Avrupa’nın kapısına mı dayanacağız? 

Biz Batıdakiler ne yapacağız, karar vermemiz gerekmez mi? Saray darbesinin adım adım Ortadoğu bataklığına batmasını, bizleri maceraperest dış politikasının kurbanı yapmasını seyredecek miyiz? İşçi sınıfının bugüne kadar büyük bedeller ödeyerek var ettiği kazanımların bu toz duman altında berhava olmasına seyirci mi kalacağız? 

7 Haziran’a giderken demokratik özgür, eşit, adil yeni bir yaşam istemiştik. Bütün bunlar için, daha fazlası için tekrar birleşerek Gezi ruhuyla direnmek çok mu zor? Oysa şu an en yakıcı ihtiyacımız halklarımızın taleplerini ortaklaştırarak neoliberal despotik savaş iktidarına direnmek. Çok geç kalmadan demokrasi güçlerinin çatısı altında buluşmalıyız, birleşik mücadeleyi yükseltmeliyiz. 

Bizlerin; Saray’ın darbesine karşı çıkanların, halk demokrasisi ve özgürlükler için mücadele edenlerin artık bir söz söylemesinin, bir şeyler eylemesinin vakti geldi de geçiyor. Gezi de başladığımız yarım kaldı. O daha başlangıçtı, öyle demiştik. Mücadeleye devam…

Yazarın diğer yazıları