O meşhur toplumsal muhalefet nerede?

Fransız solunun tutumu, Fransız devletinin tutumundan farksız ve aynı zeminde işliyor. “Yanınızdayız, kınıyoruz” mesajının ötesi yok. Yüz binleri alanlara indiren savaş karşıtı hareketler, balinalar ölmesin diye gemileri durduran ama Kürtler kimyasalla yakıldığında susan Greenpeace, UNICEF, ATTAC, NATO karşıtı güçler, Kürtler söz konusu olduğunda neden suskun!

Ekim ayında Türk işgalci güçlerinin Rojava’ya başlatmış olduğu saldırı ve işgal hareketi biçim değiştirerek devam ederken, savaşın ilk günlerinde yaşanan çeşitli siyasal tepkiler, sol hareketlerin sivil itaatsizlik eylemleri vb biçim değiştirdi. Dün “Rojava Ortadoğu için örnek model” diyenler bile bugün sessizliğe gömüldü. Özellikle Avrupa solu içerisinde değişik nedenlere bağlanan bu sessizlik Fransız solu açısından Kürt hareketinin geri çekilmeyi onaylamasıyla açıklanmakta. Geri çekilme sürecini moral ve taktik hata olarak gören sol bu noktayı kendine dayanak yaparak geriye giden bir politik tutum alırken, yeni politik argümanı ise ülkedeki islamofobiye karşı harekete öncülük yapmak oldu. Çünkü Kürt sorunu kendi ülkelerinde geçer akçe değil!

Avrupa solunun özelde Fransa solunun savaş karşıtlığı sürecine bu durumu anlamak için bakmakta fayda var! Dünya solu da Fransız solu için Vietnam Savaşı’na ya da Vietnamlıların tabiriyle ABD savaşına karşı yürütülen muhalefetin, 20. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vurmuş bir savaş karşıtı mücadele olduğunun altını çizmekle işe başlamak gerek. Devamında 1991 yılındaki Körfez Savaşı ile birlikte savaş karşıtı hareket yeni bir boyut kazanmış, ardından 11 Eylül sonrasında tavan yapacak yeni Amerikan müdahaleciliği devrinin, yeni emperyal/militarist hamlenin hikayesinin yazıldığı Irak savaşı sırasında başta Fransa olmak üzere Avrupa’da savaş karşıtı hareketler yeni bir döneme girmiştir. Elbette Avrupa’da “savaş” karşısında etkili, toplum nezdinde görünür, kitlesel bir barış hareketinin yaratmış bir toplumsal muhalefetten bahsettiğimiz  zaman ABD’nin Irak müdahalesi sırasında Fransa’nın öncülük ettiği AB ülkelerinin çoğununda  onayladığı “savaşa dahil olmama kararının” bundaki etkisini de görmekte fayda var!

Irak savaşında niteliği değişti

Savaş tercihinin emperyalist yayılma için bir seçenek haline geldiği bir dönemde, savaş karşıtlığının ancak birleşik (yani farklı politik kaygılardan hareket etseler de barışa dönük acil-yakıcı-somut birkaç talep etrafında ortaklaşabilecek kesimleri seferber edebilecek) bir barış hareketinin yaratılmasıyla mümkün olduğunun daha görünür olduğu Irak savaşı döneminde toplumsal hareketin niteliği de değişmişti. Bildik-alışıla gelmiş sol birlikteliklerin ötesinde kendi içerisinde toplumsal tüm dinamikleri barındıran, çevreci, LGBT, dini kurumlar, sol hareketler, sendikalar, yerel örgütlenmeler vb genişlikte, sürekliliği olan, üzerinde uzlaşılabilecek birkaç taleplik bir hattı ortaya koyan bir kampanyalar bütününe ve  barış eksenli bir birleşik eylem zeminine ulaşılmıştı.

Sivil itaatsizlik yayıldı

Savaş karşıtı hareket; özellikle bu dönemde  sadece  protesto gösterileri ve kampanyalardan, sivil itaatsizlik eylemlerinden ibaret olmayan; gündelik direniş örnekleri yaratan, internetin etkin olarak eylem alanı olarak kullanılmaya başlanması, dünyadaki diğer hareketlerle bağ, uluslararası imza kampanyaları, gündelik direniş yöntemleri (savaş karşıtı rozet taşımak, araçlara savaş karşıtı amblemler asmak, camlara konulan mumlar vb) şeklinde genişleyen bir yelpaze savaş karşıtlığının genişlediği ve toplumun tüm kesimlerine yayılarak  toplumsal bir bilinç dönüşümünün yaşandığı 2000 yıllarından sonra yeni bir süreç yaşadı.

Savaşın meşruiyeti sorgulandı

Iraq Veterans Against the War yahut Veterans for Peace gibi örgütlenmeler barış hareketinde bir hayli aktif rol aldı. Başta Fransa olmak üzere dünyada savaşın meşruiyetini sorgulamada oldukça etkili olmuş bu örgütlenmeler, mesela Britanya’da Military Families Against the War ya da ABD’deki Military Families Speak Out gibi asker aileleri örgütlenmelerinin oluşmasını sağlamış ve daha sonrasında Irak’taki savaşın gerçek nedenleri hakkında kamusal bir soruşturma açılması ve askerlerin ölmesinin ya da yaralanmasının sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla çalışmaların önünü açmıştır.

Yeniden sessizliğe gömüldüler

Savaş aygıtına karşı geniş toplumsal kesimleri seferber eden böylesi bir sürecin ardından bir süre sonra mevcut bu oluşumlar yeniden sessizliğe gömüldü.

Yüzbinleri Fransa’da harekete geçiren bu oluşumlar, söz konusu müdahilin adresi değiştiğinde sessizlerdi. Fransa tıpkı ABD gibi “demokrasi vaadiyle” Libya’ya müdahaleye hazırlandığı 2011 yılında bu hareketler yerini, mevcut radikal sol hareketlerden ibaret daha dar “anti-emperyalist” başlığıyla klasik örgütlenmelere bırakmıştı. Daha geniş bir tabana sahip liberal sol ve barış hareketleri, barışın sadece ABD müdahaleleri sırasında hatırlarken, Sarkozy öncülüğünde NATO’nun Libya’yı vurduğu günlerde sokaklarda değildi. Yazılı açıklamalarla yetinen, müdahaleyi kınayan, Fransa’da Libya halkının gerçekleştirdiği eylemlere temsilciler düzeyinde katılım sağlayan bir “toplumsal muhalefet” duruyordu karşımızda. Oysa daha Irak savaşı döneminde 1960’ların sonu 1970’lerin başında gelişmiş sanayi ülkelerinin politik hayatlarında görülen kolektif eylemler, toplumsal hareket literatürüne 2000 yıllardan sonra yeni bir paradigma katan toplumsal muhalefet, kendi ülkelerinin emperyal yayılmacı siyasetleri gündeme geldiğinde neredeydiler! Aynı şekilde 2012 yılından bu yana Suriye’de yaşanan gelişmeleri ve savaşı sadece göç sorunu etrafında gündeme alan, Suriye konusunda net tutum edinemeyen Fransa’nın o meşhur “toplumsal muhalefeti” neredeydi ?

Liberal solun sınırı devlet siyasetiyle eşgüdümlü

Toplumsal değerlerdeki dönemsel bu değişimi Fransız radikal sol şu şekilde değerlendiriyordu: “Ülkemizdeki liberal solun sınırları mevcut devlet siyasetiyle eş-güdümlü olarak ilerliyor!” Radikal solun bu değerlendirmesi özellikle Irak’ta savaşa karşı çıkan ve kitlesel muhalefet oluşturup daha sonra Libya müdahalesi söz konusu olduğunda suskunlaşan solaydı. Özellikle Irak savaşı döneminde ABD karşıtlığının Avrupa’da yükseltilmesinin AB emperyalistlerinin ekmeğine yağ sürdüğünü belirten radikal sol, Fransa’nın kendi çıkarı için Libya’ya müdahalesi sırasında liberal solun devletle karşı karşıya gelmekten kaçınan bir siyaset izlediğini ifade ediyor. Haksız da sayılmazlar. Gelinen aşamada tüm bu argümanlarla özellikle Rojava’ya dönük saldırı sürecine bakalım!

Rojava için neden suskunsunuz!

Rojava’ya dönük saldırı karşısında devletlerini harekete geçmeye çağıran liberal solun tutumu, açıklamalar, kınama mesajları ve Kürt halkının geliştirdiği gösterilere temsiliyet düzeyinde katılımla sınırlı kaldı. Her birinin yayınladığı mesajların anlamlı olduğunu bir tarafa yazmakla birlikte, tüm bu hareketler açıktan kendi toplumunu savaş karşıtı bir zeminde sokağa çağıran, bağımsız bir eylem örgütleyen bir yerde göremedik. Kürt Hareketi’nin savaş sırasında alacağı kararlara bakmaksızın orada bir işgal ve etnik temizlik hareketini unutmuş sol, kendi savaş karşıtı tutumundaki ikircikli tavrını Kürt hareketine bağlamaya çalışıyor.

Irak savaşı sırasında ABD’ye karşı çıkanlar, elbette Saddam’ı onaylamıyordu. Bir halkın kaderini ilgilendiren bir noktada savaşın karşısında mazlum halkların yanında olmak gerektiği fikriyle hareket eden Fransa solu -ki burada radikal solu dışında bırakarak- bir kez daha Kürt sorunu karşısında sınıfta kaldı.

Özetle, Fransız solunun tutumu, Fransız devletinin tutumundan farksız ve aynı zeminde işliyor. Açıklamalar, “yanınızdayız, kınıyoruz” mesajları ama ötesi yoktur! Yüz binleri alanlara indiren savaş karşıtı hareketler, balinalar ölmesin diye gemileri durduran ama Kürtler kimyasalla yakıldığında susan Greenpeace, UNICEF, ATTAC, NATO karşıtı güçler, Kürtler söz konusu olduğunda suskun haliniz, toplumsal muhalefet sınırlarınızın emperyalistlerin size çizdiği sınırlardan ötesi değildir!

Yazarın diğer yazıları