Öcalan özgür olursa Barzani de özgür olur!

Türk medyası ve Hükümeti, Kürdistan Federal Bölge Başkanı Mesut Barzani’ye gerçekte en küçük saygı duymuyor. Onu Türkiye’deki Kürt Özgürlük Hareketini yenik düşürme savaşında bir “enstrüman”, yani “alet” olarak “kullanmak”, sonra da onu bitirmek istiyor.
Geçmişte onu Kürtler arası “iç savaşta” bir “silah” olarak kullanmaya kalkmıştı. Olmadı. Şimdi Barzani’yi “barışçı bir silah”a çevirmek için her şeyi yapıyor.
Biz sosyalistler Kürt halkının iç meselelerine hiçbir zaman karışmadık. Bugün de karışmayız.
Kürdistan’ın bütün parçalarında yürüyen büyük demokratik değişim süreci, başta Türk halkı olmak üzere tüm bölge halkları için büyük bir perspektife sahip. Bu mücadelenin başarısı ise, Kürt halkının ulusal, demokratik birliğine doğrudan bağlı. Bir sosyalist olarak, bu birliğin büyük devrimci anlamını bildiğim için, Barzani’yle ilgili Türk Hükümetinin ve medyasının izlediği “aletleştirme” operasyonunun bazı sonuçlar vermekte olduğunu görmekten büyük bir kaygı duyuyorum.
Barzani Türk devletinin şantajlarına karşı koyabilecek mi? Onun AKP Kongresine “anlamsız” katılımı bu konuda kuşkulara yol açtı. Oysa Başbakan Erdoğan, Barzani’yi yalnızca PKK’ye karşı “araçlaştırmak” istemiyor; onun titrindeki “Kürdistan” terimini saygısızca çöpe atması, Güney’i de “tasfiye” için zaman kazanmaya çalıştığını gösteriyor.
Kürt halkının iç işlerine karışmak aklımın ucundan geçmez.  Burada Güney’i “bizim devletimize” karşı uyarmaktayım.
Türk devletini yönetenler, Kürt halkının temsilcilerini hiçbir zaman kendileriyle eşit statüde görmediler. Şu son zamanlarda Başbakan’ın, PKK önderi Abdullah Öcalan’la “İmralı’da görüşme” üzerine sözlerinin ne anlama geldiği, Türk medyasında yorumlanmıştır: Bizzat Adalet Bakanı milyonlarca Kürt insanının büyük bir inançla bağlı kaldığı Kürt önderini bir “enstrüman” olarak kullanmaktan söz etmiştir. “İstihbaratçılar”ın “herkesle” görüşeceğini açıklayan ifadeler, İmralı görüşmelerinin Öcalan’ı “enstrümanlaştırma” amaçlı operasyonel faaliyetler olduğunu gözler önüne sermiştir. Kuzey Kürdistan halkının önderine karşı “görüşme oyalaması”nın bir amacı, mümkünse Öcalan’ı “araçlaştırmak”, diğeri ise “görüşmeleri” on yıllara yayarak, 60’ını geçen Kürt halk önderinin sağlığını yitirmesini ve işlevsiz hale gelmesini beklemek…
Abdullah Öcalan “araçlaştırma” çabalarına karşı tarihte eşine rastlanmayan büyük bir direnme gösterdi. 1989 komplosundan bu yana geçen on üç yıl boyunca uygulanan en yüksek düzeyli “araçlaştırma” operasyonlarını hayret edilecek bir irade, ahlak ve ustalıkla boşa çıkardı.
Ama bu büyük direnişi gösteren insanın kendi sağlığını on üç yıldır süren ve daha ne kadar süreceği belli olmayan “oyalama” süreci boyunca koruyabilmesi mümkün değildir. Öcalan  “çözüme kadar değil, kendisinin ölümüne kadar müzakere” komplosuyla karşı karşıya…
Kürt özgürlük hareketi de, biz sosyalistler de 13 yıldan beri bu “oyalama” taktiğine karşı gerekli uyanıklığı gösteremedik. İmralı’daki “beyaz işkence”ye karşı çıkarken bile, İmralı’ya avukatların gidip gelmesini, o avukatlar aracılığı ile Öcalan’ın kamuoyuna seslenmesini, yanına birkaç hükümlünün konmasını, bu tecrit koşullarında İmralı-Oslo-Kandil arasında “haberleşmenin” üstelik MİT tarafından sağlanmasını “barış ve çözüm” için süregiden bir “süreç” sandık. Türk devleti on üç yıldan bu yana herkesi başarıyla oyaladı. Barış isteyenler oyalanırken, Kürt halkının birliğini sağlayan ve savaşı durdurma ve çözüme yönelmede en büyük öznel faktör olan Öcalan’ın ömrü adım adım azalıyor, Öcalan “araçsallaşmaya” karşı direndikçe, onu doğal olmayan yollardan “tasfiye” etme tehlikesi artıyordu.
Şimdi Kandil “barış ve çözüm sürecini süründürme”, “oyalama” yoluyla Kürt halkının önderini “tasfiye” etme operasyonuna ağır bir darbe indirdi.
“Artık İmralı’da görüşme olmaz” kararı, 1998 Ekim komplosuna karşı şimdiye kadar atılmış en etkili, en kesin ve kararlı adımdır. “İmralı’da, tecrit altında, araçlaştırma operasyonlarıyla ve ömrünün tüketilmesiyle boğuşan bir önderlikle, çözüme kadar değil de, onun tasfiyesine kadar görüşme” yerine, “asıl muhatap, sağlıklı, güvenliği tam ve özgür Öcalan’la görüşme” talebi şu son günlerdeki “İmralı, Oslo” gevezeliklerini bıçakla kesilmiş gibi susturmaya daha şimdiden yetti.
Böylece, “Öcalan’a özgürlük” hedefi de, asıl şimdi “barışçı müzakereler” hedefiyle birleşti. “Müzekereler”, Öcalan’ın “tasfiyesi” yöntemi olmaktan asıl şimdi çıkarılmış oldu. Öcalan Ekim komplosunun İmralı’da sürdürülmesine insanüstü çabalarla direndi. Komplonun “araçlaştırma-kullanma” hedefini çökertti. Halkının önderi olduğunu kanıtladı. Şimdi “İmralı’da görüşme olmaz” diyen Kandil de, devlete, “önderliğine duyduğu büyük bir güvenle” Ekim komplosunu İmralı’da sürdürmenin sonuç vermeyeceğini gösterdi.
Hükümet yeniden müzakere masasına oturacaktır. O nedenle de Öcalan’ın özgürlüğünü tanımak zorunda kalacaktır.
Barzani ve arkadaşları, Kuzey’deki akrabalarının bu çetin mücadele sürecinden yararlanabilir. Güney de böyle yapmalıdır…
Öcalan’a özgürlük, Barzani’yi de “özgürleştirecektir.”

Yazarın diğer yazıları