Öcalan İmralı kapısından çıkarsa Ortadoğu kapısından barış girer

Kerkük faciası Kürt ve Kürtlere yakın kamuoyunda haklı olarak büyük bir üzüntü yarattı.

Barzanici ve Talabanici peşmergenin İran ve Irak güçleri karşısında yüz geri edip, Kürdistan’ın en önemli şehirlerini terketmesi öfkeye neden oldu.

Hatta, bu öyle bir psikolojik travmaydı ki, Türk devletinin PKK örgütü diye ilan ettiği PYD, YPJ güçleri tarihin en kanlı terörist örgütü DAİŞ’in başşehrini kahramanca bir savaştan sonra zapettiği zaman bile Kerkük yenilgisinin acısını gideremedi.

Oysa serinkanlı bir analiz, bazan taktik bir yenilginin stratejik zaferin yolunu açtığını anlamaya yeter.

Kerkük yenilgisinin nasıl bir zaferin habercisi olduğu anlamak için, kendi kendimize yaptığımız propagandaya değil, bugüne kadar Kürt Özgürlük Hareketine düşmanca duygularla dolu olanların yazılarına bakmak çok iyi olacaktır.

O halde, şu sıralar AKP içinde durumu sallantılı olan ve geçenlerde Kerkük konusunda Erdoğan’ı boşlayıp, bir yol haritası ilan eden eski Başbakan Davutoğlu’nun baş danışmanı Etyen Mahçupyan’a bir kulak verelim:

“Irak ve IKBY politikamıza bakalım… Karşımızda çift eksenli bir durum var. PKK ile Barzani’nin ikisi de Kürt, ama ideolojileri tümüyle zıt. Dolayısıyla Kürt kimliğine karşı olmadan, ancak bunlardan birinin ideolojik tutumunun desteklenmesiyle, Türkiye kendi sınırları dışında kendisi için ‘iyi’ olanı sağlayabilir. Nitekim AK Parti hükümetlerinin geçmişte tutumu buydu ve Türkiye söz konusu jeopolitik dengeden en kazançlı çıkan ülke durumundaydı. Sonradan Barzani karşıtı olduk ve onları tamamen manipülatif nedenlerle PKK ile ortak olmakla suçladık. Diğer deyişle ideolojileri arasında ayrım yapmaktan vazgeçip hepsini Kürt olmakta buluşturduk. Ne var ki böylece bölgede Kürtlüğün birleştirici unsur olarak ortaya çıkmasına katkıda bulunduk. Şimdi Barzani de zayıflayınca IKBY’nin PKK ile gerçekten ortak olma yolu açıldı…”

Durum çok açık. Karşı cephede yer alanlar bile, Kürdistan halkının Kerkük’te uğradığı yenilgiyi ve içine itildiği zilleti, işte böyle tam tersi bir sonuç doğuran “yenilgi” olarak yorumluyorlar.

İKYB’de Öcalancı düşüncelerin bu trajediden sonra güç kazanması ne anlama geliyor?

Yenilginin er ya da geç zafer doğuracağı anlamına geliyor.

Bir NATO üyesi ülkenin bağrında yarım yüzyıla yakın bir süredir savaşan ve sonunda, yüzde on barajını aşıp, AKP’yi Haziran seçimlerinde azınlıkta bırakan, tüm Kuzey Kürdistan’da “yerel yönetimleri” büyük çoğunlukla kazanan, ardından OHAL darbesiyle bu kazanımlarını yitiren, yitirdiği anda Kobanê’de ayağa kalkan, Kuzey Suriye Federasyonu’nun temellerini atan ve şimdi Rakka’da zafer bayrağını dalgalandıran Apocu teori ve pratikten söz ediyorum.

Yarın İKYB’de, arkaik, aşiretçi, parçacı, ilkel milliyetçi ve mezhepçi görüşler zayıflayıp, Öcalan’ın “demokratik özerklik, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve konfederal Ortadoğu ortak evi” programı güç kanırsa, bu programın nihai hedefi “kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal toplum” ya da “demokratik modernite” hedefi kitlelere mal olursa, Rakka nasıl zaptedildiyse, Kobanê nasıl küllerinden dirildiyse, Kerkük de öyle, kurtulacaktır.

Güney’de ne olduğuna bakınız:

Hem KDP, hem de YNK, Irak devletinin jeo-politik durumunun mahkumlarıdır. Birisi bin kilometreyi aşkın İran sınırına bakıp, Mollalardan medet umuyor, öteki aynı şekilde uzun Türkiye-Irak sınırına bakıp Türkiye’den medet umuyor. Sonunda YNK’nin medet umduğu İran Kerkük’ü işgal ediyor; KDP’nin medet umduğu Türkiye bu işgalin baş destekçisi olarak Barzani’nin soluk borusunu tıkamaya kalkışıyor.

Ne İran, ne Türkiye… Üçüncü bir yol var.

Bu yol bu bölge devletlerinin küresel müttefikleri arasındaki çıkar kavgalarını devrimci ve demokratik amaçlarla kullanan, bir yandan “ne Amerika, ne Rusya” diyen, aynı zamanda Kürt ve Ortadoğu halklarının çıkarları gerektirdiğinde, “hem Amerika, hem Rusya” ile diyalog ve işbirliği yolları arayan bir yoldur ve üçüncü dünya savaşının konserve edilmiş olduğu Ortadoğu’da halkları sadece bu yol zafere ulaştıracaktır.

Bu zafer kazanıldığında, halklar “demokratik ulusun çeşitliliği içinde bölünmez bir birlik” olunca; böylece Araplar, Türkler, Farslar, Azeriler, Ermeniler, Süryaniler arasında “etnik barış” sağlandığında, Sünniler, Şiiler, Êzîdîler, Hıristiyanlar, Yahudiler arasında dini ve mezhebi barış gerçekleştiğinde, hiçbir küresel ya da bölgesel emperyalist güç Ortadoğu kah etnik, kah dini, kah mezhebi düşmanlık yaratarak oynayamayacak.

Ulusal Kongre’nin temel meselesi böyle bir teori ve pratiği tartışmak ve programlaştırmaktır. 

“Öcalan’a özgürlük” ne demek? 

Tüm Ortadoğu halklarına barış, istikrar, özgürlük, demokrasi ve refah demek. İmralı kapısını kırmak, Ortadoğu devrimini zafere ulaştırmaktır. 

Yazarın diğer yazıları