‘Öcalan’a özgürlük’ sloganı ve AİHM’in Demirtaş kararı

AİHM Selahattin Demirtaş hakkında çok önemli bir karar aldı ve onun serbest bırakılmasını talep etti. Kararın açıklandığı gün ise Erdoğan „AİHM’in verdiği karar bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yapar işi bitiririz“ dedi.

İpini koparmış bir adamı AİHM ipinin „bağlayamayacağı“ çok açık. Ama açık olmayan bir şeyler var.

Birincisi AİHM kararına karşı „biz karşı hamlemizi yaparız“ ne demek? Konu „yargıyı“, tutuklama kararını veren „mahkemeyi“ ilgilendirdiğine göre Erdoğan’ın „karşı hamlesi“ demek ki „yargıya“ bu kararın tanınmaması için emir vermek olabilir. Zaten bu laflarıyla emri anında vermiş bulunuyor.

„Karşı hamle“ belki de uluslararası anlaşmaların bu arada AİHM kararlarının var olan kanunların da üstünde olduğunu belirten Anayasa maddesini iptal etmek, Batıyla var olan iyice incelmiş „ipini de kopartmak“ olabilir.

Böylece „ipsiz sapsız“ rejime bir taş daha ekleyebilir.

Yapsın bakalım.

İkincisi, Erdoğan’ın „işi bitiririz“ lafı çok netameli. Bir süredir bu „işi bitirme“ lafının gereği olarak AKP’li trollerin sosyal medyadaki „kanlı“ tweetleri Erdoğan’ın niyetini açığa vuruyor. Geçtiğimiz gün 15 Temmuz „darbesini“ önceden haber veren Hasan Atilla Uğur „İkinci kalkışmaya hazır olun. Ve çok yakın bir zamanda. Çok net bilgi olarak söylüyorum: İkincisi daha kanlı olacak“ deyiverdi. Ardından Yeni Şafak’ın psikopat başı İbrahim Karagül „Fert fert, ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle savunma hatları“ oluşturacaklarını yazdı. Arkası da geldi. Bir trol şunları yazdı:

„1) Albay Atilla Uğur’un ikazlarını ciddiye alıyorum. Bunları destekleyen olaylar duyuyorum. Devlete bir tane önemli uyarım olacak bu konuda,

2) Yeni bir kalkışma olduğu anda cezaevlerinde bulunan tüm FETÖ’cülerin anında öldürülülebilmesi için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır..“

Trolün infaz kapsamına bütün politik tutukluları, bu arada PKK Önderi Öcalan’dan, Demirtaş’a ve Yüksekdağ’a kadar tüm HDP’lileri de aldığından şüphe bile edilemez.

„İşi bitirme“ kavramı alarm vericidir.

Cezaevindeki tutsakların, yaşadıkları sürece „işini bitirmek“, uluslararası arenada hukuk savaşı vermelerini ve Türkiye’yi peş peşe mahkum ettirmelerini önlemek mümkün değildir. Ancak „işi bitirilenler“ bu mücadeleyi veremez.

Şu anda İmralı Ergenekoncuların denetimindedir. Bütün cezaevleri öyledir. Tek bir emirle bu cezaevlerindeki cellatların harekete geçirilmesi işten bile değildir.

Şimdi tüm muhalefetin Erdoğan’a „karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz“ derken ne demek istediğini sorması gerekir. Erdoğan’ın tüm devlet adına diktatörlüğünü ilan ettiğini biliyoruz ama, Anayasa hala biçimsel olarak yürürlükte ve hiç bir işe yaramasa da TBMM diye bir kurum henüz açık. O nedenle Demirtaş’la ilgili Erdoğan’ın laflarını sorgulamak, sonuç vermese bile şarttır.

Cinayeti, A.Selvi’nin yazdığına göre, Kaşıkçı’nın konsolosluğa girmesinden 15 dakika önce öğrenmesine rağmen, Suudileri zorda bırakmak için „arkadaşı Kaşıkçı“yı bundan haberdar etmeyen, bile bile ölüme sürükleyen bir adamın, „düşman“ saydığı tutsaklara karşı ne gibi kanlı kumpaslar planladığını tahmin bile edemeyiz.

Avrupa Adalet Divanı’nın PKK yasağı hakkında aldığı karardan sonra, AİHM’in bu kararı faşist koalisyonu zora sokmuştur.

Şimdi özgür hukukçular başta Öcalan’ın üstündeki tecrit olmak üzere, Figen Yüksekdağ ve tüm HDP’li tutsaklar için harekete geçmesi ve tüm demokratların da Demirtaş’ın derhal tahliye edilmesi ve tüm tutsakların can güvenliği için seslerini yükseltmesi gerekir.

Ve hemen eklemek gerekir ki, faşist rejime karşı taleplerde „çıtayı“ alçaltmak en büyük politik hata olur. Bilinmeli ki, dünyanın dört tarafında „Öcalan’ın üstündeki tecrit kalksın, can güvenliği sağlansın, Öcalan’a özgürlük“ diyenlerin bu „çıtayı en yükseğe“ çıkarma politikasının ve mücadelesinin ilk „yan ürünü“ elde edilmiş, Avrupa kamuoyunun baskısı altında kalan AİHM, bugüne kadarki vurdum duymazlığından sıyrılmak ve Demirtaş’ın özgürlüğü için karar almak zorunda kalmıştır.

O halde „çıtayı yüksekte“ tutmak ve „Öcalan’a özgürlük“ kampanyasının çok daha fazla „yan ürünler“ vermesi için mücadeleyi yükseltmek gerekir.

Vaktiyle Lenin, „reformlar devrim mücadelesinin yan ürünleridir“ derken çıtayı „devrim“ seviyesine yükseltmeyi önermişti.

Öcalan’a özgürlük sloganı „devrim“ seviyesinde bir hedeftir.

„Öcalan’ın özgürlüğü herkesin özgürlüğüdür“ derken boşuna konuşmuyoruz.

„Öcalan“ ismini bir sayısal terim olarak düşünün, Öcalan parantezini açtığınızda karşınıza milyonların yanında sizin de isminizin çıktığını görürsünüz.

Kendiniz, yakınlarınız, halkınız ve insanlık için „Öcalan’a özgürlük“ dediğiniz zaman, göreceksiniz, Demirtaşlar, Yüksekdağlar, tüm HDP’liler, demokratlar ve „darbe“ mağdurları teker teker özgürlüklerine kavuşacaklar.

Ama eğer „bana özgürlük“ ya da „ona, şuna, buna özgürlük“ diyerek çıtayı alçattığınız zaman, siz, o, şu ve bu özgür olabilirsiniz belki, ama zindanlar tek bir kişi azalmaz, artar, dolar da taşar.

O halde „Öcalan’a özgürlük“…

Yazarın diğer yazıları