Öcalan’dan tarihi çağrı

Sadece bizler değildik bekleyen. Bugüne kadar Sayın Öcalan’ı susturmaya çalışanlar aylardır kulaklarını İmralı’ya dayamış, Öcalan ne diyecek diye bekliyorlardı. Öcalan’ın tarihi çağrısının okunduğu 2013 Newroz’uyla halklarımızın tarihinde yeni bir dönem açılmıştır. Bu süreç nasıl gelişirse gelişsin artık geri dönülemez bir süreçtir. Süreci basit ve kaba tepkilerle karşılamak cehaletin ya da provokatörlüğün dışavurumundan başka bir şey değildir. Bu anlamda ciddiye alınamaz. Türk ırkçılığının “Türkiye bölündü- Bağımsız Kürdistan kuruluyor” diyerek başlattığı kışkırtmalarla, ilkel solculuğun-Kürtçülüğün “PKK teslim oldu-davayı sattı” kampanyası ikiz kardeş gibidir. Aynı madalyonun iki yüzüdür. Çözüm sürecini sabote etmek ve kirli imha savaşını sürdürmekten başka bir amaç taşımıyor.

Sayın Öcalan’ın mesajını dürüstçe değerlendirirsek ana teması ve amacı “Silahlı çatışmalara-savaşa son vermek, mücadeleyi siyasi zeminde derinleştirmektir. Öcalan bunu “Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır” diye belirtmiştir. Savaşın-çatışmaların bitmesi, silahların susup siyasetin konuşmasına kim, niçin karşı çıkmaktadır? Alternatif çözüm önerileri nedir? Bunlar açıkça ortaya konulmadıkça yaptıkları savaş kışkırtıcılığı ve kan tacirliğinden başka bir şey değildir. Hiçbir cila ve laf kalabalığı bu gerçeği örtemez.
1989 yılından beri Öcalan’ın barışçı çözüm çabaları yeterince bilinmektedir. 1991 yılında bu amaçla SHP-HEP işbirliği yapılmış ve TBMM’ye girilerek siyasi çözüm gündeme getirilmiştir. Özal’ın çabalarıyla da ciddiyet kazanan süreç, 1993 yılında ilk ateşkese yol açmıştır. Demirel-Çiller-Güreş-Ağar çetesinin darbesiyle bu süreç sona erdirilmiştir. SHP ve Erdal İnönü, Mesut Yılmaz ANAP’ı sürece sahip çıkamamış, tam tersine boşa çıkarmıştır. Sonuçta bir yandan Özal ve destekçisi siyasetçilerin-subayların, öte yandan da on binlerce Kürt siyasetçi ve aydının katledildiği 93 konsepti devreye girmiştir.
1998 yılında Genelkurmay, Öcalan ile temasa geçerek ateşkes ve çözüm önermiştir. Bunun üzerine ateşkes ilan eden Öcalan kısa bir süre içinde uluslararası komplonun hedefi olmuştur. Öcalan bu durumu “Bize ateşkes teklifi yapanlar komplonun bir parçası mıdır, yoksa onlar da komploya mı geldiler? Bunu değerlendiriyorum” demiştir. Öcalan’a çözüm önerip oyalamaya ve tasfiye çabalarına girişen bu grubun çoğu üyesi bugün Silivri’de yatan Ergenekon sanıklarıdır.
Bütün bu gelişmelerden sonra Öcalan esir alınıp İmralı zindanına atıldıktan sonra da çözüm çabalarını sürdürmüştür. Devleti temsil eden çeşitli kurumlarla, Erbakan, Ecevit gibi başbakanlarla birçok diyalogun kurulduğu biliniyor. Ancak ya Öcalan ile diyalog kuranlar oyalama –tasfiye politikalarına sarılmış ya da kendileri de tasfiyeye uğramışlardır. Kürt halkıyla, PKK ve Öcalan ile oyun oynanmayacağı yeterince görülmüştür. Böyle oyunlara girenlerin akıbeti acı biçimde kendilerinin tasfiyesi olur. Türklerin Anadolu’ya geldikleri ilk günden beri tarihlerinde Kürtlerle ilişkileri belirleyici olmuştur. TC tarihi boyunca da bu böyledir. TC tarihi boyunca her hükümet “Ben Kürtleri daha iyi ezerim” diyerek gelmiştir. Bu nedenle Kürtler onlarca kez isyan etmişlerdir. Sorunu demokratik olarak çözmeyen-çözemeyen ve Kürtleri bastırmaya kalkışan her hükümet de çökmüştür.
Türkiye huzura kavuşamamıştır. Son 30 senede bu çok bariz olarak ortadadır. Bugüne gelirsek Öcalan’ın çağrısı tarihi önemde bir çözüm çağrısıdır. Çağrı sadece AKP’ye değil, Türkiye siyasetinin tümüne yapılmıştır. Sadece Kürtler ve Türklere değil bölgenin tüm halklarına, tüm inanç sahiplerine ve özellikle tüm ezilenlerine yapılmıştır. Bu çağrının ciddiyetini anlayan ve pratikte gereklerini cesaretle yerine getirenler tarihi bir dönemin açılışını gerçekleştireceklerdir. Tekçi zihniyet yerle bir olacak ve tüm ezilenlere özgürlük-eşitlik dönemi açılacaktır. Çağrının bu ana temasını görmeyenler, görmezden gelenler, ucuz ve bezirganca yaklaşanlar büyük hata eder.
Bu çağrı bir iktidar programı değildir. Savaşı bitirip siyasete yol açma çağrısıdır. Dolayısıyla elde mercekle şu cümle ne demek, bu cümle niye yok demek kalpazanlıktır. Silahlar susup siyaset yolu açıldığında bütün ezilenler-farklılıklar kendi istemleriyle siyasi mücadeleye ağırlıklarını koyacaklar ve yeni düzenin temellerini birlikte atacaklardır. Bundan kim- niye korkuyor anlamak zordur. Öcalan’ın tarihi çağrısına saldırıp değerden düşürmeye kalkışanlar ya yaptıklarının farkında olmayan gafiller ya da bilerek sabote eden provokatörlerdir. Bunlar ciddi ise, Öcalan’ın çağrısına karşı alternatif çözüm önerilerini açıkça ortaya koymalıdır.
Öcalan “Silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun” diyor. Bir fikri olan konuşsun. Ama “Fikirler –siyaset sussun, silahlar konuşmaya devam etsin” diyenler zevzeklik yapıyor. Halklarımız onları boş sözleriyle baş başa bırakıp özgürlük için siyasi mücadelesini yükseltecektir. 2013 Newroz’unda bunu hala göremeyenler ya da gerçekleri karartmaya çalışanlar iflah olmayacaktır.

Yazarın diğer yazıları