Öcalan’ın tecridine karşı mısın? Değilsen Saray’ın gardiyanısın

Hem Cumhuriyet Halk Partisi’ne, hem de Cumhuriyet Gazetesi’ne, bu arada diğer “kuvvacılara” bir iki soru soralım. Bu sorulara verilecek yanıt, bunların “Saray’ın kripto yandaşları” olup olmadığını ortaya çıkaracak.

Soracağımız sorular şöyle sorular olmayacak: “Katar Emiri’nin Erdoğan’a uçan saray hibe etmesine karşı mısınız?” Bu soruya verilecek “karşıyız, hem de acayip karşıyız” şeklinde verilecek bir yanıt, sözü edilenlerin Erdoğan rejimine karşı olduğunu göstermeyecek. Neden? Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu ya da Alev Coşkun bir baskınla bu uçağın kokpitini ele geçirdiklerinde iktidarı ele geçirmiş olmayacaklar. Ne olacaklar? Olsa olsa uçan sarayın pilotları olacaklar.

“Saraya neden karşısınız?” diye sorduğumuzda, “Kriz yüzünden karşıyız, dolar kuru yüzünden karşıyız, borç aldığı için karşıyız” filan diye yanıt verdiklerinde yine Saray rejimine karşı olduklarını kanıtlayamayacaklar. Çünkü kapitalizm koşullarında her ekonomik krizin bir çaresi vardır. Zaten Erdoğan’ın ekonomik politikalarına karşı çıkan CHP de, diğer milliyetçi çevrelerde, “krizden çıkışın anahtarı bizde” demiyorlar mı? Bunlar ülkede komünizm ilan etmeyeceğine göre, demek ki kapitalizm şartlarında krize çare bulunabileceğini de söylemiş oluyorlar. Diyelim ki, Kılıçdaroğlu ve Alev Coşkun, bir gün gidip Saray’ın kapısında ceplerinden nal gibi bir “krizi çözen anahtar” çıkarıp, ahaliye gösterseler, Erdoğan’ın “paşaları” değil, bekçilerinden biri, o anahtarı kaptığı gibi Erdoğan’a götürür. Ne olmuş olur? Bunlar “çilingir” olmuş olur.

Ya da diyelim ki bunlar Erdoğan’ın Varlık Fonu başkanı ve damadının da yardımcısı olmasına “fena halde karşılar.” Bağırıyorlar, “bu devletin tapusunu deldirtmeyiz, devletin malının, mülkünün tapusunu ölümüne savunuruz” deseler Erdoğan o gün fücceten ölür mü? De ki, bunların “muhalefetinden korktu, izzet-i ikbal ile Varlık Fonu başkanlığından çekildi”. Bunlar rejimi mi yıkmış olurlar yoksa rejimin “tapu ve kadastro memuru” mu olurlar?

Her neyse, uzatmayalım.

Erdoğan sıkıyı gördüğünde Katar uçağını da iade eder, ama yerinde kalır. Milli Görüş gömleği gibi, “faiz kur artışının kaynağıdır” şeklindeki “dahiyane ekonomi teorisi” gömleğini bir anda çıkarır, faizi arttırır, “gitmem” dediği IMF kapısında avuç açar, Kemal Derviş krizi nasıl çözdüyse öyle çözer, yine Sarayında oturur. Varlık Fonu başkanlığından da böyle ricat vaz geçebilir, ama Saray’ından vazgeçmez.

O halde CHP’ye ve bütün “kuvvacılara” soralım:

“Öcalan’a karşı verilen disiplin cezasına ve insanlık dışı tecrite karşı mısınız?”

“PKK’ye karşı yürütülen savaş sona ersin mi?”

“Türk ordusu İdlib’den, Efrîn’den, Cerablus ve Bab’dan çekilsin mi?”

“Türkiye Suriye ve federal Rojava’yla bir barış anlaşması imzalasın mı?”

“Saray’ın FETÖ sloganıyla Cemaat’e, Batı yanlısı ordu mensuplarına karşı yürüttüğü amansız tasfiye hareketine itiraz ediyor musunuz?”

Alev Coşkun dünkü Cumhuriyet’te şöyle yazdı:

“Almanya PKK yandaşlarını korumuyor mu? FETÖ’nün en ileri elemanları bugün Almanya’da siyasal koruma altında değiller mi?”

Bu adamın, MİT’in Almanya’dan tutun, Romanya’ya ve dünyanın dört bir yanında Kürt siyasetçilerine ve Cemaatçi sığınmacılara karşı yürüttüğü “korsan” faaliyetlerini desteklediği açık değil mi? Almanya’ya bağırıyor: “Bunları korumayın”. Almanya ne yapsın? MİT’in yaptığını yapsın.

Kılıçdaroğlu ne diyor: “PKK’ye ve FETÖ’ye karşı hükümetin alacağı her türlü önleme katkı sunmaya hazırız.”

Buyurun işte, Saray PKK Önderi Öcalan’a karşı tecridi “disiplin cezası” ile katmerleştirdi. Kılıçdaroğlu bu cezaya katkı sunacak.

Saray, sistem içi karşıtlarını, Cemaatçileri ve Batı yanlısı bürokratları ezmeden, ayakta kalamaz. Bu baskıyı gevşettiği gün, Erdoğan’a karşı “sistem içi” bir alternatifin çıkmasını önleyemez. Yıkılır.

Aynı Saray, PKK’yi tasfiye etme hedefinden vaz geçtiği, Öcalan’ın üstündeki tecriti kaldırdığı, Rojava’nın statüsünü tanıdığı gün, şimdiki ortağı Ergenekoncu paşalar tarafından anında devrilir.

Demek ki, muhalefet adı altında bu iki konu dışında kırk takla atsalar da, Saray’a karşı muhalefet yapmış olmayacaklar.

Şu anda dinci-faşistlerin “ulusalcı faşist” Ergenekon’la kurduğu ittifak, CHP’yi de, Cumhuriyet Gazetesi’ni de mıknatıs gibi Saray’a doğru çekiyor ve yapıştırıyor.

Ben basit bir soru soruyorum: Öcalan’a verilen disiplin cezasına karşı mısınız, değil misiniz?

Çok basit. Sonuçta bir insan hakkı ihlali. Ama karşıyız diyemezler. Bunun ardından ikinci sorunun geleceğini bilirler: “Tecrid’e karşı mısınız?” Karşıyız diyemezler; çünkü bundan sonraki sorular Saray rejiminin temeline dinamit döşeyecek nitelikteki sorular olacaktır…

Cemaatçiler Kürt sorununda Saray rejimiyle kurdukları ittifakın ağır sonuçlarını nasıl yaşıyorsa, Türk milliyetçileri de aynı sonuçları yaşayacaklardır.

Öcalan’a karşı tutum, faşizme karşı olup olmamanın turnusol kağıdıdır. Renginiz anında ortaya çıkar.

Yazarın diğer yazıları