Öcalan’ın muhatabı değişir devletin muhatabı değişmez

AKP, hangi amaçla savaşı başlatmış olursa olsun, bir daha ne Öcalan’la, ne Kandil’le, ne de HDP ile “masaya oturabilir.”

AKP, barış ve çözüm sürecinde “muhatap” olma vasfını kaybetti. O zaten “güvenilmez muhataptı”, şimdi artık “muhatap” bile değil.

Böylece, çok uzun zamandan bu yana, ilk defa, “bir hükümete karşı mücadele” ile “barış ve çözüm mücadelesi” tek bir kanalda birleşmiş oldu.

Artık AKP iktidarına son vermeden ne barış olur, ne de çözüm.

Durum şöyle:

Davutoğlu “muhatap değişti ama hedefimiz değişmedi” demişti. Yani ona göre, artık ne Öcalan, ne PKK, ne de HDP “muhatap”tır.

O “muhatap değişti” dedi ama, “İyi de bu değişen yeni muhatap kim?” sorusunu soracak -cesur bile demeyelim- normal bir gazeteci ortada olmadığı için, halk, Davutoğlu’nun “değişmeyen hedefi” olan “uyduruk, kaydırık çözüm süreci” masasında, muhabbet ettiği “muhatabının” kim olduğunu anlayamadı.

Kim olabilir?

Silahlı terör örgütü Hizbul-Kontra mı?

Hizbul-Kontra’nın DAİŞ’leşen yeni hücreleri mi?

Kim? Belki de üç buçuk “Kürt kökenli” ve muhtemelen Ali Bulaç’ın işaret ettiği “ajanlaşmış” vekil mi?

Belli değil.

Belli değil, çünkü Davutoğlu “muhatap değişti” demekle, Kürt sorunundaki muhatap değişmiyor. Dün ne idiyse, bugün de o. Davutoğlu dün Dolmabahçe’de kimi “muhatap” aldıysa, bugün de muhatap onlar: Öcalan, Kandil, HDP…

Yani Davutoğlu’nun muhatabı değişmiyor. Düşünsenize…O muhatap ki, Özal’ın da muhatabıydı. O gitti. Yılmaz, sonra Çiller geldi. Onların muhatabı da yine aynı üçlüydü. Ardından gelen Ecevit ve hatta, hem de ne “hatta”, Bahçeli’nin bile muhatabı değişmedi, bunların da karşısındaki muhatap Öcalan’dı, Kandil’di, HDP geleneğinden gelen partilerdi. 

Demek ki, Davutoğlu’nun muhatabı, o ne derse desin, “muhatap değişti” diye ne kadar bağırırsa bağırsın, onun karşısındaki muhatap değişmedi. Duruyor.

Ama Öcalan’ın, Kandil’in, HDP’nin karşısındaki “muhatap” durmaksızın değişiyor. Biri gidiyor, öteki geliyor. En uzun ömürlüsü AKP oldu ve işte artık o da “değişti”. Tek başına iktidar olamadı. Yarın bir koalisyon kurulursa, o koalisyonda CHP de yer alacak olursa, Kürdün karşısındaki muhatap bir kere daha değişmiş olacak; masaya bu defa Kılıçdaroğlu oturacak…

“Erken seçim” olursa ne olacak?

Erken seçim olursa, en son yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, “yasal muhatap” HDP, bu defa TBMM’ye en az yüzde 15 ila 20 arasında bir oy oranıyla, 100 ila 125 vekille “muhatap” olarak girecek. 

Demek ki, Kürt halkının önündeki muhatap sürekli değişiyor, ama devletin ve hükümetin karşısındaki muhatap değişmeden kalıyor: Öcalan, Kandil ve HDP.

O zaman bu denklem neyi gösteriyor?

Davutoğlu ve esas olarak da Erdoğan’ın açtığı savaşın devletin karşısındaki muhatabı değiştiremeyeceğini, Kürt halkının karşısındaki muhatabı ise tarihin de yemin billah doğruladığı gibi, değiştireceğini gösteriyor. Yani “gidici” olan AKP.

Tekrar vurgulayalım: AKP artık Erdoğan’ın vesayetinden kurtulmadıkça ve “yine artık”, savaş suçu işleyen Davutoğlu’nun başkanlık ve başbakanlığına son vermedikçe, kendini demokratik bir anayasa ve Kürt sorununda çözüm temelinde yenilemedikçe, ağzıyla kuş tutsa, “biz ettik siz etmeyin” dese bile “muhatap” olamayacak.

Aslında Kandil başından beri AKP’ye güvenmedi. Şimdi artık hiç kimse AKP’ye güvenmeyecek. Onun “barış çağrıları” da bir anlam ifade etmeyecek. Dün Dolmabahçe’de mutabakat metnini beşuş suratlarla dinleyenlerin, ertesi gün “Dolmabahçe yok, mutabakat yok, muhatap yok, Kürt sorunu yok” demesi, daha sonra da “savaş ilan etmesi” AKP’ye asla güvenilemeyeceğini çok açık ortaya koydu.

Evet. Artık, “kim barış için masaya oturuyorsa, onunla barış ve çözüm” formülü eskidi.

“Barış ve demokrasi için AKP iktidarına ilk seçimde son vermek” formülü bütün demokratik güçlerin formülü haline geldi.

Yazarın diğer yazıları