Okullar rant kapısı öğrenciler kurban

 Türkiye’de 2019-2020 eğitim öğretim yılı dolayısıyla resmi ve özel okullarda 18 milyonun üzerinde öğrenci ve 1 milyonu aşkın öğretmen dersbaşı yaptı.

 Türkiye’de okullar tekrar açılırken; ana dilleri Kürtçe, Çerkesçe, Lazca, Süryanice, Yahudice, Arapça olan milyonlarca çocuk bu yıl da ırkçı Türk eğitim sisteminin asimilasyonuna maruz kalacak.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 9 Eylül’de başlayan 2019-2020 eğitim-öğretim yılı öncesinde “2019-2020 Eğitim Öğretim Yılı Başında Eğitimin Durumu: Geleceği çalınan öğrenciler, emeği yok sayılan öğretmenler” başlığıyla bir rapor yayınladı.

Raporda, eğitimin niteliğinde yıllar içinde yaşanan gerileme, eğitimde yaşanan ticarileşme ve dinselleşme uygulamaları, okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocukların dini cemaat ve vakıfların kreşleri ile yurtlarına yönlendirilmesi, öğretmenlerin mesleki gelişimine yönelik piyasacı müdahaleler, çocukların barınmak zorunda bırakıldıkları yurtlarda taciz ve istismara uğraması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının sürmesi ve ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunları gibi eğitimin belli başlı sorunları ele alındı.

Deftere yüzde 33, kaleme yüzde 34 zam

Raporda, Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz, yoksullaşma ve yüksek enflasyon nedeniyle öğrenci velilerinin yapacakları eğitim harcamalarında belirgin bir artış olduğuna dikkat çekildi.

2019-2020 eğitim-öğretim yılı itibariyle çocuk kitapları geçen yıla göre yüzde 14,9, test kitapları yüzde 16,3, okul çantası yüzde 18,2, kırtasiye malzemeleri yüzde 30,51, resim boyaları yüzde 33,11, okul defteri yüzde 33,73, kalem fiyatları ise yüzde 34,75 artış gösterdi.

Öğrenciler müşteri haline getirildi

Eşit ve parasız eğitim ilkesi ve kamusal eğitim anlayışının terk edildiği belirtilen raporda, piyasacı eğitim politikalarının uygulamada olduğu vurgulandı. Eğitim hizmetinin bedelinin hizmetten yararlananlar tarafından ödenmesinin sınıf farklılıklarını daha da belirgin hale getirdiği belirtilen raporda, öğrenci ve velilerin müşteri haline getirilmesi eleştirildi ve eğitim hizmetlerinin büyük ölçüde piyasa kurallarına teslim edildiğine dikkat çekildi.

Eğitime kaynak ayrılmıyor

Raporda, eğitime ayrılan kamusal kaynaklar, OECD ülkelerinin ayırdığı kaynaklarla da karşılaştırıldı.

OECD ülkelerinin ayırdığı kaynakların ortalaması okul öncesi eğitimde 8 bin 759, ilköğretimde 8 bin 631, ortaöğretimde 10 bin 10 ve üniversitede 15 bin 656 ABD Doları iken Türkiye’de, okul öncesi eğitimde 2 bin 5, ilköğretimde bin 591, ortaöğretimde 2 bin 395 ve üniversite 3 bin 736 ABD Doları olduğu belirtilen raporda, Türkiye ve OECD arasındaki farkın giderek arttığına işaret edildi.

Raporda, 4+4+4 düzenlemesi sonrasında özel okul sayılarında büyük bir artış yaşandığı belirtilirken, “Ortaya çıkan tablo kamusal eğitimin hükümet ve MEB işbirliği ile çökertilerek, özel eğitimin devlet desteğiyle nasıl ihya edildiğinin kanıtı niteliğindedir” denildi.

Çocuk emeği sömürüsü

Organize Sanayi Bölgesi yönetimlerine mesleki eğitim merkezi açma hakkının tanınmasının çocuk emeği sömürüsüne sebep olduğu belirtilen raporda şu tespitler yer aldı: “Yüzbinlerce öğrenci dört gün organize sanayi bölgelerinde çalıştırılıp, yalnızca bir gün okulda eğitim görebilecektir. Ancak son yayınlanan yönetmelik ile haftada bir gün okulda görülecek eğitimin akşam veya hafta sonu da olabileceğinin belirtilmesi, öğrencilerin tamamen sermayenin insafına bırakılmak istendiğinin göstermektedir.”

Eğitim dini vakıf ve derneklerin kuşatması altında

Türk Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, çeşitli dini vakıf ve derneklerle ortak protokoller yapıldığı belirtilen raporda, çok sayıda okulun dini vakıf ve derneklerin temel faaliyet alanı haline geldiği hatırlatıdı.

Danıştay 8. Dairesi, MEB ile Ensar Vakfı arasında 2017 yılında imzalanan protokolün kanuna aykırı olduğunu karara bağlamıştı. Raporda, bu karara rağmen çok sayıda dini vakıf ve derneğin MEB ile işbirliğinin sürdüğü belirtildi.

Raporda, MEB’e bağlı bir kurum olan Din öğretimi Genel Müdürlüğü için, “bakanlıktan bağımsız, hatta kimi politika ve uygulamalarıyla MEB’in de üzerinde bir kurum gibi davranmaya başlamıştır” denildi. Ayrıca Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün özerkleşen yapısının, imam hatip okullarının MEB okulları arasında ayrıcalıklı bir yere sahip olmasına yol açtığı belirtildi.

Eğitim emekçilerinin sorunları ağırlaştı

Türkiye’deki ekonomik kriz, TL’deki yaşanan değer kaybı ve enflasyonun artmasının, eğitim ve bilim emekçilerinin yaşam koşullarını ciddi anlamda olumsuz etkilediği belirtilen raporda, “Öğretmenlerin, hizmetli ve memurların aldıkları maaşlar, yapılan işin önemi ve niteliği açısından bakıldığında, insanca yaşam seviyesinin yanına bile yaklaşamamaktadır. Beşinci dönem toplu sözleşme görüşmelerinde 2020 için yüzde 4+4, 2021 için yüzde 3+3 maaş artışı yapılmıştır. İnsanca yaşam talebimizden son derece uzak olan böylesine düşük zam oranları ile ne geçinmek ne de mesleğimizi sağlıklı bir şekilde icra etmek mümkündür” denildi.

Rapora göre, son 17 yıl içinde atanan öğretmen sayısının toplam öğretmen sayısına oranı yüzde 70. KPSS eğitim bilimleri sınavına girenlerin sayısı geçen yıla göre yaklaşık 84 bin arttığı belirtilen raporda, sınava giren her 100 öğretmenden sadece 16’sının atamasının yapıldığı belirtildi.

41 bin 705 öğretmen ihraç edildi

OHAL KHK‘leri ile MEB’den 34 bin 393 kişi, yükseköğretim kurumlarından 7 bin 312 kişi kamu görevinden çıkarıldı. Raporda, 15 Temmuz darbe girişimine katıldığı iddiasıyla ihraç edilen asker sayısı 15 bin 584, polis sayısı 32 bin 93 iken benzer suçlamalardan dolayı eğitimde yaşanan toplam ihraçların sayısının 41 bin 705 olduğu belirtildi.

Eğitim Sen’in önerileri

  • Tüm öğrencilerimizin eşit, ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz eğitimden yararlanmasını sağlayacak bütçe planlaması yapmak MEB ve siyasi iktidarın sorumluluğudur. Sorumluluğun gereği yerine getirilmelidir.
  • Tüm öğrencilerimizin eğitim hakkı uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Öğrencilerimizin eğitim hakkını tam ve baskı altında kalmadan kullanması gerekir. Öğrencilerimizi çırak olmaya özendiren politikalardan vazgeçilmelidir.
  • Yargı kararları uygulanmalı; Diyanet, dini vakıf ve dernekler ile yapılan protokoller sonlandırılmalı, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün MEB’den bağımsız hareket eden ‘özerk’ yapısına son verilmelidir.
  • Anadolu liselerinde ikili eğitimden kaynaklı oluşabilecek güvenlik, sağlık, beslenme gibi sorunlara yönelik MEB önlem ve çözümler üretmelidir. Güvenlik sorununun çözümü için ücretsiz servis başta olmak üzere acil adımlar atılmalıdır.
  • 2019-2020 Eğitim Öğretim yılında LGS sınavına girecek 1 milyon 800 bin öğrencinin mağduriyet yaşamaması için gereken önlemler alınmalıdır. MEB öğrencilerin taleplerini toplamalı, okul gereksinimini belirlemeli ve bu gereksinimi karşılayacak önlemleri “Her öğrencinin istediği okulda eğitim alma hakkı vardır” ilkesini gözeterek yaşama geçirmelidir.
  • Proje okulları uygulaması sonlandırılmalıdır.
  • Sözleşmeli, ücretli, güvencesiz çalışma biçimlerine; mülakat uygulamalarına son verilmelidir. Öğretmen açığı kadar atama acilen yapılmalıdır.
  • Öğretmenlerin statüsü, çalışma koşulları, hakları, işe alım ve istihdam biçimine kadar her konuda öğretmenlerin söz ve karar hakkı gözetilmelidir.
  • Hukuksuzca ihraç edilen arkadaşlarımız hâlâ MEB çalışanıdır. MEB eğitim emekçilerine sahip çıkmalı, yaşanılan mağduriyetlere ilişkin sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir.
  • Öğretmenleri başarılı, başarısız olarak ayrıştıran, okul müdürlerinin performans denetimine tabi bırakan “2019 Yılı Öğretmenler Günü Genelgesi” geri çekilmelidir.

HABER MERKEZİ


İşsiz öğretmen sayısı 700 bin

Raporu açıklayan Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, bölgesel, cinsel, sınıfsal eşitsizlikler, anadilde eğitim gibi en temel sorunların yeni eğitim öğretim yılına girilirken de iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın çözmek için hiçbir somut adım atmadığına dikkat çekti. 2019-2020 Eğitim-Öğretim Yılı’na girerken de eğitimdeki temel sorunların devam ettiğini belirten Aydoğan, eğitim–öğretim de özelleştirilmenin de ciddi oranda arttığını ifade etti.

Toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitimin geldiğini vurgulayan Aydoğan, “Cinsiyetçi ve cins ayrımcı uygulamalar okullarda etkili şekilde üretilmeye devam etmekte, geleneksel cinsiyet rolleri aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde çocuklara aktarılmaya çalışılmaktadır. Bu durum ülkemizde giderek artan ‘kadına yönelik şiddetin’ en temel nedenlerinden birisidir” dedi.

 Türkiye’de son bir yıl içerisinde belirginleşen ekonomik kriz ve yüksek enflasyon nedeniyle halkın satın alım gücünün düşmesiyle 2019-2020 eğitim-öğretim yılında eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde arttığını ifade eden Aydoğan, “Zorunlu okul ihtiyaçlarında son bir yıl içinde yüzde 15 ile yüzde 35 arasında artış meydana gelmiş, bu durum velilerin ekonomisini olumsuz etkilemeye başlamıştır” diye belirtti.

Aydoğan şunları belirtti: ‘’Eğitimde gerçek ihtiyaç kadar atama yapılmaması, atama bekleyen işsiz öğretmen sayısının 700 binlere ulaşmasına neden olmuştur. Birkaç yıl içinde ataması yapılmayan öğretmen sayısının 1 milyonu aşması şaşırtıcı olmayacaktır. Son 17 yıl içinde atanan öğretmen sayısının toplam öğretmen sayısına oranı yüzde 70’dir. Türkiye çapında görev yapan 940 bin öğretmenin yüzde 69’u (644 bin 995) son 17 yıl içinde öğretmen olarak atanmıştır. Aynı süre içinde KPSS’ye giren her 100 öğretmenden sadece 16’sının ataması yapılmış, geriye kalan 84 işsiz öğretmen ya tekrar sınava girmek ya da başka alanlarda çalışmak zorunda bırakılmıştır.’’


Kürtçe fiilen kaldırıldı

LEZGİN AKDENİZ MA / AMED

Eğitim Sen Diyarbakır 2 Şube Eşbaşkanı Recep Şimşek, ortaokulların 5, 6, 7 ve 8’inci sınıf müfredatında seçmeli Kürtçe dersi olmasına rağmen, dersin öğretmen-materyal tedariki yapılmaması ve okul idarecilerinin engellemesiyle fiilen kaldırıldığını belirtti.

Eylül 2012’de yayımlanan yönetmenlikle, yabancı dil kontenjanında Türkiye’de yaşayan dil ve lehçe adı altında Kürtçe seçmeli dersi Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına girdi. Müfredat, 12 yıllık mecburi Türkçe eğitiminin 5, 6, 7 ve 8’inci sınıflarında, öğrencilerin bir sınıf ya da yeterli grup oluşturacak sayıya ulaşması halinde haftada 2 saat Kürtçe (Kurmancî, Kirmançkî) ders alınabileceği yönündeydi. Seçmeli Kürtçe dersi MEB’in müfredatında olmasına rağmen okullarda yok.

77 bin 931 öğrenci Kürtçeyi seçti

Seçmeli Kürtçe dersini talep eden öğrencilerin aileleri, kimi okul müdürlerinin yeterli derslik olmadığı için öğrencilere Kürtçeyi seçtirmediğini,  kimilerinin de Kürtçe öğretmeni olmadığı için Kürtçe’yi seçenleri başka derslere kaydırdığını söylüyor. MEB, 2012 yılından bu yana müfredatta olan seçmeli Kürtçe dersine yapılan talebin sadece 2015 – 2016 rakamlarını paylaştı. MEB’in rakamlarına göre; 2015-2016 eğitim ve öğretim döneminde seçmeli Kurmancî 71 bin 616, Kirmançkî 6 bin 315 olmak üzere toplamda 77 bin 931 öğrenci bu dersi seçti. Buna rağmen MEB bugüne kadar Kürtçe seçmeli dersi için sadece 59 kişiye (Kurmancî 48, Kirmançkî 11) kadro tahsis etti. Atanan bu öğretmenlerin çoğunluğu ise yeterli talep olmadığı gerekçesiyle Kürtçe dersini veremiyor. MEB’in bu seneki öğretmen atamaları kontenjanlarında Kürtçe öğretmen alımı ise yapılmadı.

Fiilen kaldırıldı 

Konuya ilişkin konuşan Eğitim Sen Diyarbakır 2 Nolu Şube Eşbaşkanı Recep Şimşek, ortaokulların 5, 6, 7 ve 8’inci sınıflarında seçmeli Kürtçe dersi, 2012 Eylül’ünden beri olmasına rağmen bu dersin öğretmen-materyal tedariki yapılmaması ve okul idarecilerin engellemeleri nedeniyle fiilen kaldırıldığını belirtti. Şimşek, 2015-2016, 2017-2018 eğitim-öğretim yıllarında bu durumun daha da kötü bir hal almaya başladığını, 2019 yılında ise Kürtçe öğretmen atamasının yapılmadığını kaydetti.

Kürtçe öğretmen ataması yapılmıyor

Gelinen süreçte hiçbir altyapı çalışması yapılmadan seçmeli derslerin talep karşılığında açılması gerektiğini ifade eden Şimşek, okul yönetiminin ise yasal bir hak olmasına rağmen Kürtçe seçmeli dersi yadırgayarak öğrencilerin özgürce dilediği dersleri seçmesine zorluk çıkardığına dikkat çekti.  Şimşek, şöyle dedi: “Okul idaresi yeterli bilgilendirmede bulunmadığı için veliler yanlış yönlendiriliyor. Velilere yeterli sayıda başvuru yok ya da bu dersin eğitimini verecek öğretmen yok denilerek bu tercihlerinden vazgeçmeleri minvalinde bir eğilimleri var. Ailelerin ısrarlı talepleri üzerine Kürtçe öğretmen ataması yapılması yerine Kürtçe bilen branş öğretmenlere ek ders verilerek bu sorun geçiştirilmeye çalışıldı.”

Derslere başka branşlardan, konuda ehliyeti olmayan öğretmenlerin girmesi nedeniyle bu dersin önemsizleştirildiğini vurgulayan Şimşek, “Sınıf açıldığında Kürtçenin uzmanı yerine yeterlilik ölçütü olmadan dili kısmen bilen bazı branş öğretmenlere ek ders olarak veriliyor. Bu da dersin çok cılız, etkisiz kalmasına neden oluyor. Milli Eğitim’deki anlayış dersin önemsizleştirilmesi üzerinedir. Bu tavır okula da yansıyor” dedi.

Yazarın diğer yazıları

    None Found