Olağan belâ

ABD yönetiminin son haftada işler istediği gibi gitmiyor. Neredeyse TC’ye gıpta ediyorlar diyeceğim düzeyde içinden çıkmaya pek de niyetli gözükmedikleri sonsuz bir dalaş içindeler.

Çin’le ilan edilen “ticaret savaşı”nın, Çin’in verdiği karşılıklar (ABD’den ithalata vergi artırımı, soya alımını durdurma ve değerli madenlerin ihracına sınırlama getirme…) sonrası ne derece ABD lehine sonuçlanacağı bir hayli şüphe götürürken Güney Çin Denizi ve Tayvan üzerinden yeni restleşmelere girmesi, kağıt üzerinde bile ABD’nin zararına sonuçlar doğurabilir. ABD dünyanın her ne kadar en büyük askeri gücü olsa da yeryüzündeki dağınık hali bu süreçten askeri olarak da “yenik” çıkmasıyla sonuçlanabilir.

Nitekim İran konusunda da kolay kolay istediklerini alamayacaklarının sanıyorum onlar da farkına vardı. Biraz süreci “İran’la ön koşulsuz görüşmeye hazırız” türünde hiç de ciddiye alınmayacak sözler sarf ederek zamana yaymaya çalışıyorlar. Bu hafta içerisinde İsrail-ABD ve Rusya arasında yapılacak üst düzey görüşmeye önem verdikleri ve İran’ın Suriye’den Rusya ve Esad eliyle dışlanmasını bekledikleri gözüküyor. Bunun olmayacak duaya amin demek olduğu şimdiden söylenebilir. Körfez İşbirliği Konseyi’nin son toplantısında İran’ı bir numaralı gündem yapmayı başarsalar da ‘İran’ın bölgedeki müdahalelerini kınayan’ sonuç bildirgesine Irak’ın itiraz etmesini engelleyemediler. Fakat bu elbette Netanyahu yönetiminin savaşı zorlayan politikalardan yüz geri edeceği anlamına gelmez. Top daha çok Arapların sahasında. “Arap NATO”su türünden girişimlerin ise kendini dev aynasında görmeyi bırakma zamanı geldi de geçiyor bile. Yemen’de Husi direnişçilerle baş edemeyenler İran’la ne yapacak?

Filistin meselesinde ise “Yüzyılın Anlaşması” diye anılan girişimin Pompeo’ya bile güven vermediği gözüküyor. “Filistinlilerin kendilerini yönetebileceği şüpheli” türünden veciz sözler yumurtlamakta kayınbabası ile sıkı bir yarış içinde olduğu anlaşılan damat Kushner’in ne kadar muhataplarınca ciddiye alıncağı ise bir hayli şüpheli.

Bu ara yerinde duramayan Washington’daki Büyük Beyaz Baba’ya gelince malumunuz epeydir, Venezuela’da kelle almaktan bahsediyor. Şimdi ise Meksika’yı birbirine katma derdinde. ABD’nin Meksika’dan ithal edilen ürünlere 10 Haziran’dan itibaren yüzde 5 gümrük vergisi uygulayacağını, bunu da 1 Ekim’den itibaren her ay arttırarak yüzde 25’e çıkartacağını söyledi. Kendisi ne kadar inanıyor söylediğine bilinmez ama bunun göçü durdurmayacağı aksine artıracağı açık bir gerçek.

‘Başöğretmen’ Trump asıl şovunu ise İngiltere’ye ayak basması öncesi sergiledi. İlkin kendine zihnen ve fiziken bir hayli benzediğinden şüphe duyulamayacak olan İngiltere eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın Muhafazakar Parti’ye mükemmel bir lider olacağını söyleyerek İngiliz siyasetine balıklama daldı. Sonrası İngiltere’ye AB’den herhangi bir anlaşma olmadan ayrılmayı önererek bu hızını sürdürdü. Uçak Londra’ya doğru inişe geçtiği sırada ise malum yöntemle Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’a hakaretler yağdırdı. Bir de yerdeyken neler yapmıştır bilinmez ama önce ilk dersini 90’lı yaşlarını süren Kraliçe Elizabeth’ten almaktan kurtulamadı. Kraliçe’nin Trump’a dokunan sözleri bir yana, okusun diye bir de kitap hediye etti. Halkın öfkesindense helikopterle dolaşarak kurtulmaya çalışıyor, göreceğiz ne kadar kaçabileceğini…

Şovlardan bahsedince bence Trump’ı bile sollayan gösteriyi bu kez Pentagon yaptı. Amerikan diplomilitarizminin asıl aktörü, Beyaz Saray’a yani oraların haşmetlisine (alakasız bir bağlamda olsa da) “Bizi siyasete alet etmeyin” demiş. Yoksa oralarda da genç subaylarda bir rahatsızlık mı var…

Başımız fazlasıyla belâda. Trump türünden bu ara onlarca var. Neoliberal yalanlarla sarmalanmış bir dönemin sonunu ilan ediyorlar ve maalesef insanlığı kendi bencilliğinin sarmalında ısrarla cehennemin daha derin yerlerine itelemek için ellerinden geleni yapıyorlar…

Yazarın diğer yazıları