Öldür içindeki faşisti

Günter Grass "Soğanı Soyarken" adlı özyaşam öyküsünün yayımlanmasından bir süre önce Alman gazetesi FAZ’a gençken SS birliğinde görev aldığını açıklamıştı. Edebiyat dünyası Nobelli yazarın bu itirafı karşısında bir şok geçirip, "ama Teneke Trampet de bir başyapıt" deyip arınmışlardı, gençlik cehaletinin kuşatıcı etkisinden. Ve savunmaya başladılar: Neler olup bittiğini o sırada fark edebilir miydi? Yaşı 16’ydı daha… Neyse ki yazar bir "öğrenme süreci" olarak adlandırdığı dönemi ilerleyen yaşına "leke" olarak yapıştırıp, ölüverdi.

Günter Grass örneğini edebiyat dünyası için yakıcı ve unutulmaz kılan, okuma alışkanlıklarımızı yazarın geçmişine, kimliğine, kişiliğine değil eserlerine göre seçtiğimiz gerçeği. Herkesin uzlaştığı affedilemezlik, insana ve doğaya karşı vahşet kadrosunda yer alıp almadığı.  

Bir gençlik cehaleti hikayesi ‘daha’ yakaladım. Buna Kemalist arsızlık da diyebiliriz. Hakan Günday, genç, başarılı ve acaip kafa bir yazar. 2013 yılında yayımlanan "Daha" adlı bir sürü başarı elde etmiş kitabını okumaya başladığımda çok etkileyici ve silkeleyici buldum. Ama bir yere geldiğimde, "o kadar da değil. O kadar da değil", dedim.

Afganistan, Pakistan, Irak’tan siyasi, ekonomik gerekçelerle batıya hep batıya yolculuğa çıkanların Türkiye rotasındaki pis duraklarından biri 9 yaşındaki Gaza’ya anlattırılıyor. Çünkü kahraman 9 yaşında! Babası ile insan kaçakçılığındaki son ütücüden bir önceki evrede rol alıyorlar.

Ülkelerindeki zulümden kaçanların hangi mekanizmalar işletilerek Avrupa’ya ulaştıkları hiçkimsenin sırrı değil. Devletin suç örgütleriyle birarada bu işin parçası oldukları da. Ne ki bir halkın varoluş mücadelesini yürütmek için doğan bir örgütü, hastalıklı Kemalist devlet ağzıyla "uyuşturucu, kadın, insan ticareti" üzerinden dövmek, o halka kendi devletince reva görülen zulmü görmemek basit bir matematik işleminden çok daha fazlasıdır. Kendisinin de bizzat askeri kaynaklar ve devlet ajansı ağzından dünyaya baktığının resmidir. Bu resme bakmak istiyor muyuz, hayır. Aksine kusuyoruz. Yazar kitabında bir tanıklığa mı başvuruyor? Mesela kendi tanıklığına? Galiba hayır. Ondan ziyade mültecilerin Türkiye üzerindeki yollarını belirleyen Kürt Aruz ve oğlu Felat üzerinden PKK’ye dair kurduğu bağlantının "3 nesillik" kan kırmızı devlet fonu üzerinde inşa edilmesi; nasıl bir ülkenin, hangi bölgesinde asker-polis baba/dayı/amca mahdumu olarak büyüyüp, istiklal marşını yaş itibariyle bellekte bir sır gibi saklayıp olmadık yerde hırçın bir tonlama ile püskürten tip ile karşı karşıya olduğumuzu anlatır. 

Sur’da, Cizre’de, Silopi’de devletin çektiği fotoğraflara da bir büyük iştahla bakabilmiş olmalıdır o halde. Her tür zulme layık görülen bir tarafı var ya Kürtlerin, bu genç yazar ilk kitabında daha dikkat çeksin diye birkaç paragrafla iliştirmiş işte. Olay mahalini uydur ama aracıyı PKK ilan edince vur mavranın dibine…

Şunun şurasında birkaç gün önce Yeni Özgür Politika’da yer alan söyleşisini okudum Günday’ın. Kürtlere dair içtenliğini kaybetmiş zoraki cümleleri orada da açık seçik: 

"Biz 3 nesil öncesinin yaptıklarını yaşıyoruz" demiş. Demiş de niye 3 nesil öncesinin yaptıklarından kendine dil, kalem, kıl-tüy yapmış ki diye sorulamaz mıydı?

Almanya sordu Grass’a, şoku atlattıktan bir süre sonra:

"Neden bu kadar geç konuştun?

"Bilmiyorum," dedi Grass, "Savaş sonrası yaptıklarımın bu gençlik suçumu affettirdiğini düşündüm”

Daha?

Daha, soğanı soyacan, zarları ayıklayacan, cücüğü görünce şaşırmayacan. Biz seni görünce 3 nesil öteden tanıdık ve şaşırmadık zira! Gençliğine bağlayacağız cehaletini, ne de olsa bu dava bu taraftan da bakınca tam 3 nesillik bir dava!

Yazarın diğer yazıları