Olmayan olaylar’ nasıl ‘önlendi’?

Hepsi de dün, saat 17’den önce, 07 Ağustos 2012 tarihinde “aynı anda” “olmayan olayların nasıl önlendiğini”, iddialarına bakılırsa, “kendi çabalarıyla”, ayrı ayrı “yetkililerden” öğreniyorlar. Ertesi gün hepsi “olmayan olayların nasıl önlendiğini” kendi gazetelerinde yazıyorlar.
Ama önce, Fikret Bila’nın köşesine konuk olan CHP’li vekil Alaattin Yüksel’i ele alalım. Demiş ki: “Yetkililer, bize PKK’nın halkın içine sızdığını, köylere girdiğini belirttiler. Buralardan saldırarak halkı güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirmeye çalışmışlar, ancak halktan böyle bir destek görmemişler. Bulundukları yerleri terk etmişler. Anladığımız kadarıyla bu saldırının amacı Şemdinli’yi ele geçirmek, ancak güvenlik güçlerinin müdahalesiyle bunu başaramamışlar.”
“Olmayan olaylar ve onların nasıl önlendiği”ni sen kalk, ta Şemdinli’ye kadar git, “yetkililerden” öğren. Madem “yetkililerden” öğrenecektin, ne demeye Şemdinli’ye gittin? “En yetkili”ye Ankara’da sorsaydın, sana “olmayan olayların nasıl önlendiği” hakkında çok daha detaylı bilgi verirdi. CHP’li vekil çok gülünç…
Ama, “acar gazeteci” ya da “istihbarat” elemanı daha da gülünç. Taraf yazarı Mehmet Baransu’dan söz ediyorum. Öyle bir yazı yazmış ki, sanırsın Şemdinli’de “olmayan olayların” “kozmik odasına” girmiş, bir “gazocağı”nın gizli haznesinde Şemdinli’de “olmayan olayların nasıl önlendiğine” dair “çok gizli, üç ayrı” belgeleri ele geçirmiş. Şöyle yazıyor:
“Dün bölgede görev yapan üst düzey bir güvenlik görevlisiyle Şemdinli’yi ve yaşananları konuştum. Teslim olan iki isim, Şemdinli’yle ilgili üç ayrı grup kurulduğunu, “Saldırı, Suikast ve Destek” adlı bu grupların her birinin 27 kişiden oluştuğunu da itiraf etmişler. Oluşturulan bu üç timde savunma grupları ise yer almayacakmış. Normalde PKK baskına geldiğinde savunma gruplarını da beraberinde getirir. Ancak bu kez grupları getirmeme kararı alıyorlar. Şemdinli’nin yakın bölgelerine, tepelere bu grupları yerleştireceklermiş. Baskında bulunmayacaklar ama bölgede dağınık olarak, yüksek tepelerde konuşlanacaklarmış. Şemdinli ele geçirilince dış bölge savunmasını yapacaklarmış.”
Siz şu ağır silahlı “savunma gruplarının”, “yüksek tepelerde konuşlanacağı” şeklindeki müthiş istihbarata mim koyun. Ve şimdi de, Baransu ile “telepatik” istihbarat alış verişi içinde olduğu anlaşılan Amerika’daki Emre Uslu’dan şu satırları okuyun:
“PKK’nın planına göre Şemdinli şehir merkezinde bir çatışma öngörülmüştü. Tepelerde kurulu ağır silahlar sadece şehir içindeki PKK unsurlarına destek vermek üzere Şemdinli’de bulunan güvenlik birimlerine yönelik saldırı amacıyla kurulmuştu.
Eğer PKK bu planını uygulayabilseydi güvenlik birimleri ile halk karşı karşıya gelecek Şemdinli merkezinde yüzlerce sivil ölmüş olacaktı. PKK bu planı uygulayamadı çünkü halk bir eylem olacağını sezerek düğün gibi toplu faaliyetleri yapmadı, akşamları erkenden evlerine çekildi. Böylece PKK halk ile güvenlik güçlerini karşı karşıya getirecek bir ortam bulamadı ve şehir içinden başlatacağı eylemi yapamadı. Güvenlik birimleri de tepelerdeki PKK unsurlarına karşı operasyon başlatarak PKK’nın planını bozdu.”
“Olmayan olayın önlenmesi”yle ilgili bu satırların içindeki “yüksek tepelerdeki PKK unsurları” lafı, boş bulunan istihbaratçının, “ilişkisini” ele verdiği bir “iz”dir. Uslu ile Baransu arasındaki “istihbarat” ilişkisi “yüksek tepeler” lafıyla fena halde sırıtmış.
Başka?
Bir de Yeni Şafak yazarına değinelim. Abdulkadir Selvi de, aynı “istihbarat çanağından” beslenmiş. Şöyle yazıyor:
“Hedef, Şemdinli’de hükümet konağını, sağlık ocağını, milli eğitimi ele geçirmek.’
Ne yapacaksınız?
‘Suriye’deki gibi bayrak çekeceğiz.’
Alınan bu bilgiler süratle MİT’e iletiliyor. MİT hızlı bir analizden sonra, anlatılanların doğruluğunu teyit ediyor.
100-150 kişilik terörist grubun, Şemdinli’ye yaklaştığını tespit ediyor.
İki itirafçıdan alınan bilgilerin MİT tarafından teyit edilmesi üzerine, daha önce Jandarma ve Polis Özel Harekât Timleri’nden takviye kuvvet talep edilmiş. İlk etapta 28 kişilik öncü grup imha ediliyor. Şemdinli’de önceden alınan istihbarat, ‘Suriye’ benzeri bir şov yapılmasını engelliyor.”
Evet, hepsi tornadan çıkmış gibi…Kaynak tek. Yazar çok.  Demek ki, Şemdinli planlamasına “katılan” iki isim kaçmış. Devlete teslim olmuş. Bir: PKK bu iki ismin kaçtığını o saniyede bileceğine göre…İki, bu teslim olanların Şemdinli planını da devlete anlatacağını düşüneceğine göre…Üç, nasıl olmuş da PKK deşifre edilen planı aynıyla, yani devletin “önleyebileceği” şekilde uygulamış?
Bu gülünç hikayeleri anlatanlar “medya istihbaratçısı” mı, “devlet istihbaratçısı” mı? Boşuna sormuyorum. Radikal yazarı Murat Yetkin bu “iş”lerden iyi anlar. O şöyle yazdı:
“Olmamış olaylar üzerine, ‘Biz engelledik’ demek eski ve her zaman tutan bir istihbaratçı alışkanlığıdır.” Devlet “olmamış olayları başarıyla önlüyor” ve bunlar da “olmamış olayların başarıyla nasıl önlendiğine” dair haber yapıyor. Sizde utanma yok mu?

Yazarın diğer yazıları