Ölüm mangaları…

Cihan DENİZ

Bu hafta, geçtiğimiz günlerde izlediğim ve güncelliği ile beni derinden etkileyen bir belgeseli sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkçe’ye ölüm mangaları olarak çevrilebilecek Einsatzgruppen, Alman faşizminin işgal ettiği bölgelerde özellikle de Sovyetler Birliği’nde direnişi kırmak, kafalarındaki hastalıklı ırkçı hayalleri gerçekleştirmek adına oluşturdukları birliklere verilen addır.

Einsatzgruppen olarak adlandırılan bu birliklerin temel görevi işgal edilen Sovyet topraklarında yaşayanlardan ırksal ve siyasal olarak düşman olarak algıladıklarının ne yöntemle olursa oldun öldürülmesiydi. Liste Yahudiler ve Komünist Parti üye ve yöneticileri ile başlayıp neredeyse yaşayan herkesi içine alacak şekilde uzayıp gitmektedir.

Belgeselde siyaset bilimi, sosyal psikoloji ve tarihsel olarak dikkat çekici ve üstünde durulması gereken çok sayıda nokta var. Bunların pek çoğunu belki ileride geri dönmek üzere şimdilik bir kenara bırakıp birkaç noktanın üstünde durmak istiyorum.

Belgesel büyük bir başarı ile faşizmin bir yönetme biçimi ve daha geniş anlamda bir mantalite olarak II. Dünya Savaşı’nda Almanya ve İtalya’nın yenilgiye uğratılması ile kapanıp gitmiş bir konu olmadığını, tersine insan ruhunun asla tam olarak bastırılamayan bir yarası olduğunu gözler önüne sermektedir.

Dikkat çekici ve günümüz için de halen güncelliğini koruyan ilk nokta, bu ölüm mangalarının katliamlarına yerel halktan gelen destektir. İşgal edilen topraklarda gerçekleştirilen katliamların planlayıcısı ve asıl failleri şüphesiz bu ölüm mangalarının mensupları olsa da, yerel unsurlardan azımsanmayacak oranda ve gönüllü olarak aldıkları destek katliamların en acı verici noktalarından biridir. Tek bir bölgede birkaç gün içinde binlerce insanın yaşamını yitirdiği katliamlar bu yönüyle, bir gece içinde komşuların nasıl cellatlara dönüştüğünün hikayesidir. Toplumsal düzenin işgal ile altüst olması sonucu, tüm hınçlarıyla, öfkeleriyle, nefretleriyle özgürleşen saf güdülerin insanları nasıl egemenliği altına aldığının hikayesidir.

Belgeseldeki en acı verici anlardan bir yıllardır beraber yaşadığı komşuları olan Yahudilerin, komünistlerin katledilmesine tanıklık eden bir çocuğun, koşarak annesine gelip katliamı gerçekleştiren Almanların çok güzel Ukraynaca konuştuğunu söylediğinde annesinden aldığı onlar Alman değil Ukraynalı cevabıdır.

Bu ölüm mangaları ile ilgili bir diğer rahatsız edici gerçek ise bu birlikler komuta eden subayların neredeyse tamamının en az bir doktoraya sahip hukuk, sosyal bilimler alanında üniversite eğitimi almış kişiler olmasıdır. Karşımızda olan, yıllardır bıkıp usanmadan insanlığı yok oluşa götürdüğü için mahkum ettiğimiz bilimcilik anlayışının ete kemiğe bürünmüş halidir. Ölüm mangaları tarafından büyük bir tizlikle hesaplanarak yürütülen ve yeri geldiğinde teknolojinin en “ileri” araçlarıyla daha verimli bir hale getirilen katliamlar ruhsuz, duygusuz ve vicdansız bir bilim anlayışı ile bizleri nelerin beklediğinin kısa bir özetidir adeta.   Dünyaya bilimciliğin amentüsü özne nesne ayrımı penceresinden bakan bu ölüm mangalarının komutanları, karşılarındakilerini yaşayan varlıklar olarak değil kendi amaçları önünde engel teşkil eden nesneler olarak görmektedir. Bu nedenle de hiçbir vicdan azabı duyulmadan özne olarak kendilerinin ulvi amaçları uğruna harcanabilirlerdi, ortadan kaldırılabilirlerdi.

Bunlar bir arada düşünüldüğünde, belgeselle ilgili olarak asıl vurucu ve üstünde uzun uzun düşünülmesi gereken, bizden neredeyse 75 yıl önce ve belki de binlerce kilometre uzakta yaşanmış olanların aslında bizlere ne kadar da tanıdık ve yakın olduğudur. Dün, bugün ve hakkettiği gibi tarihin karanlık dehlizlerine gömmeyi başaramazsak yarın da yaşayacaklarımızla ne kadar büyük benzerlik içinde olduğudur. Belgesel boyunca baştan sona anlatılan korkutucu bir şekilde bizim hikayemizdir. Ekranda işgal edilmiş Sovyet topraklarında yaşananlar akarken bu coğrafyanın insanı Ermeni ve Dersim Soykırımı’nı, Maraş Katliamı’nı, 90’larda yakılan ve boşaltılan köyleri, yargısız infazları, bugün en ufak bir kıvılcımda Kürtlere dönük patlak veren linç hareketlerini izlemektedir adeta; kulaklarında sözde bilim insanları tarafından bu soykırımları ve katliamları meşrulaştıran sözleri çınlamaktadır.

Aslında Hitler tarafından kurulan bu ölüm mangaları sadece bir tarihsel döneme ve bir coğrafyaya ait bir kurumsallaşma değildir. Hakim olan zihniyetiyle, insan ruhunun karanlık yanlarını su yüzüne çıkartarak aldığı destekle, kullandığı yöntemlerle ölüm mangaları tam da faşizmin her yönüyle özünü ortaya koymaktadır. Bu nedenle de, insanlık olarak geçmişin kötülükleri ile layıkıyla yüzleşmeyi başaramadığımız için, onları hakkettikleri gibi mahkum edemediğimiz için, sorumlularından hesap soramadığımız için bu kötülükler belli bir süre tarihin tozlu sayfaları arasında unutulsalar da sürekli geri dönmekte ve farklı adlarda, farklı biçimlerde insanlığa musallat olmaya devam etmektedirler.

Yazarın diğer yazıları